1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Marmara Üniversitesinde “İkna Odaları” Gösterimi
Marmara Üniversitesinde “İkna Odaları” Gösterimi

Marmara Üniversitesinde “İkna Odaları” Gösterimi

Düşünce ve Hikmet Kulübü’nün düzenlediği “İkna Odaları” Belgeseli gösterimi Marmara Üniversitesinde gerçekleştirildi.

A+A-

Marmara Üniversitesi Düşünce ve Hikmet Kulübü’nün düzenlediği “İkna Odaları” Belgeseli gösterimi üniversite öğrencilerinin katılımıyla Göztepe Kampüsü Enstitüler Binası Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

İlk olarak bu belgeselin gösterimini İşletme Fakültesinde gerçekleştirmek isteyen kulübün bu talebi İşletme Fakültesi dekanlığının müdahalesi sonucu Göztepe Kampüsüne taşındı.

Program Mehmet Kurum’un Burûç Sûresini ve mealini okumasıyla başladı.

Düşünce ve Hikmet Kulübü adına Sümeyye Tepetam kısa bir sunuş konuşması yaptı. Konuşmasında geçmişte yaşanmış ve günümüzde de etkilerinin devam ettiği bir takım olayların unutulmaması, iyi tahlil edilip gerekli derslerin çıkarılması konusunu kulüp olarak önemsediklerini ve bu sebeple ’28 Şubat Süreci’ne bizzat tanık olan kimselerin yaşadıkları zulmü anlatan İkna Odaları belgeselini gündemlerine aldıklarını belirtti.

Bu süreçte yaşanan bir takım olaylardan bahseden Tepetam, Anadolu’dan bin bir zahmetle kazandıkları okullarda okumaya gelen başörtülü öğrencilerin karanlık, hücremsi odalarda başlarını açmaları için ikna edilmeye çalışıldığı, ikna olmayan öğrencilerin ise okuldan atılmakla tehdit edildiğini belirtti. Tepetam konuşmasına şöyle devam etti:

 Öğrenciler bu tür psikolojik baskıların yanında önce bir hafta, bir ay sonra da süresiz uzaklaştırma cezası alıyorlardı. Ailelerine ‘kızınız devamsızlıktan okuldan atılmıştır’ şeklinde ihtar mektupları gönderiliyordu. Sanki öğrencileri okuldan uzaklaştıran kendileri değilmiş gibi…

2002 yılında da ‘İmam Hatip Liselerinde bu zulüm şiddetli bir şekilde devam etti. Pek çok kız öğrenci okulu bırakmak zorunda kaldı ya da kendi yurtlarından çok uzaklarda okumaya mecbur bırakıldı. Bizler yaşlarımız itibariyle bu sürece bizzat tanık olmadık belki ama başörtüsü yasağı çeşitli vesilelerle karşımıza çıktı. Ortaokullara, liselere, üniversitelerde hâlâ bu zulüm devam etti. İmam-hatip liselerinde de okulla alâkasız ‘Milli Güvenlik’ dersleri adı altında öğrencilerin önüne zorluklar çıkarıldı. Ta ki  2010-2011 yıllarında bu adaletsizlik sona erene dek. Sona erdi ama 28 Şubatçı zihniyet hala daha etkisini kaybetmedi.

 Bizler eğer bugün başörtülü olarak burada bulunabiliyorsak bu süreçte direniş gösteren ablalarımız ve onlara destek olan abilerimize da borçluyuz. Onlar günlerce üniversite kapılarında eylemler gerçekleştirdiler. Bu eylemler sadece o dönemde değil, zulüm sona erene  dek devam etti. Buradan bizim payımıza düşen günümüzdeki yansımaları iyi okuyup özeleştiri yapma gereğini daima kendimizde hissetmemizdir.

Programda belgeselin yönetmeni Kevser Çakır Demir filmin çekilme serüveninden ve 28 Şubat sürecinde yaşananların öneminden bahsetti. Çakır bu belgeselin, tüm bu yaşananları kayıt altına almak, tarihe not düşerek, toplumsal hafızada yer almasını sağlamayı amaçladığını söyleyerek konuşmasına şöyle devam etti:

 Böylece 28 Şubat 1998 yılından itibaren uygulanmaya başlanan başörtüsü yasağının bir daha yaşanmaması ve başörtüsünün bir daha psikolojik bir laboratuvar gibi kullanılmaması için gerekli adımların atılmasına öncülük etmek istiyoruz. Bu gibi yaşanan olaylar Amerika gibi tarihi geçmişi olmayan ülkelerde hemen film hâlinde insanlara aktarılıyor. Görsel dünyayı çok iyi değerlendiriyorlar. Bizlerin ise bu konularda büyük eksiklikleri mevcut. Bizzat yaşadığımız zulümleri kendimiz aktaramadığımızdan dolayı ya hafızalarda yer almıyor ya da başkaları kendi zihniyeti doğrultusunda sizin yaşadıklarınızı aktarıyor. Böyle olunca da esas olarak yaşadığınız zulüm, acılar farklı şekillere büründürülüyor. Bizim belgeselimiz bir başyapıt değil belki ama bir başlangıç olduğundan dolayı önem arz ediyor.

28 Şubat’ı anlatmalıydık ama nasıl ve nereden başlamalıydık? O dönemin en uç noktası; fişlemelerin de ötesinde ikna odaları vardı. Aslında ikna odası değil bir dayatma odasıydı. Çünkü yapılanlarda dayatma söz konusuydu. Ya başınızı açacaksınız ya da okulu bırakacaksınız diyerek başörtülü öğrencilere iki seçenek sunuluyordu. İkna odalarındaki bu dayatmalar 1997 senesinden 2004 senesine kadar devam etti. Tabi bu serüven burada anlatılan  ikna odalarıyla bitmiyordu. İleriki zamanlarda da başörtüsü yasağıyla karşı karşıya bırakıldı öğrenciler. En son 2010 yılında başörtüsü yasağı sona ermesine rağmen bugün de bazı zihniyetler tarafından bu zulüm devam ettirilmeye çalışılıyor. Geçtiğimiz günlerde 14 yaşlarında üç lise öğrencisi okullarına başörtülü girmeye karar verdiler ve sonuçta onlar da ikna odalarına maruz kaldılar. İkna odalarına alınılırken yapılan bir taktik de öğrencileri yalnızlaştırma politikasıdır. Odada tek olarak görüşülür ve öğrencilerin birbirlerinden destek almaları engellenerek kendilerini yalnız hissetmeleri sağlanmaya çalışılırdı.

Bu serüven uzun bir süreci kapsıyor ve birkaç paşanın içeri girip çıkmasıyla çözülebilecek bir şey değil. Burada önemli olan bizlerin rehavete kapılmayıp, çaba göstermemiz. Millet olarak ikili ilişkilerimizde çabucak kin tutmamıza rağmen toplu olarak yapılan zulümlerde maalesef sessiz kalıyoruz ve bu bizi unutmaya doğru götürüyor.

Son olarak Kevser Çakır Demir kendisinin bizzat 28 Şubat’a tanık olmadığını ama sonraki süreçte başörtüsü zulmüne maruz kaldığını, o dönemi bizzat yaşayanların esasen bu zulmü duyurması, daha önce böyle bir çalışma yapılması gerektiği vurgusunda bulundu.

ikna-odalari-20140305-1.jpg

ikna-odalari-20140305-2.jpg

ikna-odalari-20140305-3.jpg

ikna-odalari-20140305-4.jpg

ikna-odalari-20140305-5.jpg

HABERE YORUM KAT