Mardin komedisi

30.03.2010 01:53

Nuray Mert

Gazetelerden takip etmişsinizdir, hafta sonu Mardin'de son derece tuhaf bir toplantı yapıldı. Yedi yüzyıl önce İbn-i Teymiyye'nin Moğollara karşı verdiği 'cihat' fetvasının bugünkü anlamı tartışıldı. İngiltere merkezli bir düşünce kuruluşunun önderliğinde bir araya gelen birtakım din adamları, İslam dininde 'cihat'ın, 'radikal' yorumlarına karşı bir anlayışın altını çizdi. Öncelikle, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı bu komediye ev sahipliği yapmayı reddettiği için kutlamak isterim. Sonra da, Batılı dostlarımıza bir tavsiyede bulunmak isterim; Müslüman dünya ile barışmak için daha sahici ve samimi yollar bulmak yerine bu tür komediler organize etmekten vazgeçsinler.

Bugün karşılarına çıkan radikal İslamcı örgütlere ilişkin sorun, İslam dininin 'cihat' kavramı falan değil, İslam'ın modern tarihsel süreç içinde ve özellikle Soğuk Savaş döneminde selefi-radikal yönde 'siyasallaşması'nın sonucudur. O nedenle işin içine Ortaçağ İslam düşünürlerini, post-modern çağın 'yandaş' ulemasını katmanın âlemi yok.

El-Kaide başta olmak üzere, radikal İslamcı örgütlerin nasıl palazlandığını hepimiz biliyoruz, bu palazlanmanın gerisinde İbn-i Teymiyye değil, modern dönemin siyasal çekişmeleri var. Bunu gayet iyi bildikleri için, geçen yıl (4 Haziran 2009) Obama, meşhur Kahire konuşmasını yaptığında, Mısır'da 'Dar Al-İfta Al Mısrıyyah', yani fetva makamının bir açıklaması, Obama'nın konuşması ile birlikte bir dosya içinde dağıtılmıştı. O açıklamada da, 'cihat'ın yanlış yorumlandığı uzun uzadıya anlatılıyor, 'cihat'ın insanın 'nefsine karşı mücadele' olduğu vurgulanıyor, ama ilaveten, 'Evet, Afganistan'da mücahitler cihat yaptı, ama o 'Ateist Ruslara karşı din özgürlüğü' adına yapılmıştı' deniliyordu. 

Zira, ABD dış politika çıkarları, uzunca bir süre, 'cihat'ın 'nefisle mücadele'den ibaret değil, bildiğiniz silahlı mücadele olduğu yönündeki yorumları gerektiriyordu. Bunu bilmeyen yok, ama ben size işin içinde olanların ifadelerinden bir örnek vereyim. Suudi Arabistan'ın 20 yıl boyunca ABD büyükelçiliğini yapan ve Bush ailesine yakınlığı dolayısıyla adı 'Bandar Bush'a çıkan, Prens Bandar Bin Sultan, biyografisinde, "Biz Amerika'nın Doğu-Batı veya anti-komünizm tezlerini kullanmadık, dini kullandık... Reagan'ın Sovyetler Birliği ile kavgasının stratejisine mükemmel bir şekilde uyacak biçimde Müslüman dünyayı kendimize yönelttik" diyor (W. Simpson, The Prince, Harper Collins, 2006, 112).

Aslında, Batılı güçlerin, İslami sembol, makam ve öğretileri siyasal alanda kullanması tarihi çok eskilere gider. 1857'de Hindistan'daki Sepoy İsyanı'na karşı İngilizler, dönemin Osmanlı Padişahı Abdülmecid'den, halife sıfatı ile asileri yatıştırmak için tavassutta bulunmasını istemişlerdi (Kemal Karpat, İslamın Siyasallaşması, 2001, 55). Sonra, II. Abdülhamid, halife sıfatını Osmanlı dış politikasında kendi yararına devreye soktuğunda, İngilizler tarafından 'Kızıl Sultan' ilan edilmişti. 

Ezcümle, artık 21. yüzyılda, bu ucuz emperyalist manevralardan vazgeçilse diyorum. Dini veya başka bir şeyi devreye sokarak, insanlığı tehdit eden, her türden anlayışa karşı, sahici ve samimi uzlaşma zemini yakalamaya çalışılacaksa, bu türden çabalara Müslüman, gayri Müslüman hepimiz destek verelim, yoksa bu sahte çabaların sonuç vermesini beklemek beyhude. Dahası, bu tür girişimler Müslümanları/Müslüman toplumları 'enayi' yerine koymak gibi, fazladan rencide ve rahatsız edici bir etki yaratıyorlar.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim