‘Mamak’tan ve ‘Diyarbakır’dan

03.05.2010 00:22

D. Mehmet Doğan

12 Eylül’cülerin yargılanmasına ret!

Meclis’ta Anayasa değişikliği görüşmelerini ibretle, hayretle, zaman zaman da dehşetle seyrettik.
‘Hakikat’ hakikaten hicab duydu!
‘Gerçek’ gerçekten yerin dibine girdi!
Fikir, ideal, ülkü rafa kalktı. İlkesizlik değil dizboyu, adam boyu idi!
En kritik maddeyi bekledim.
Çünkü Türkiye’nin iki etnikçi siyasî akımı, otuz yıldır 12 Eylül sonrasındaki işkenceleri istismar etti. Evet, şimdi bunu ayan-beyan söylüyorum: İstismar etti! Kullandı! Ranta tahvil etti!
Yakın çevremizde Mamak işkencelerini yıllar boyunca dinledik. Mamak zaten yakınımızdaydı, yaşadığımız şehrin bir parçasıydı. Mağdur dostlarımızın anlattıkları, içimizi acıttı. Onlara yapılan işkence, bütün topluma, insanlığa yapılmıştı. Nefretimiz onların uğradığı zulümle sınırlı değildi.
Diyarbakır işkencelerini Mamak kadar birinci ağızdan dinleyemedik, ama çok okuduk. Aynı hissiyata Diyarbakır’da işkenceye maruz kalanlar için de kapıldık.
Diyarbakır’daki işkence mekânının müze veya okul yapılması hususundaki tartışmaları büyük bir dikkatle takip ettik. Her iki alternatif de olabilir diye düşündük.
Bütün bunlar geçen hafta Meclis’te 12 Eylül’cülerin yargılanması konusundaki Anayasa değişikliği görüşülene kadar canlılığını korudu. Bekledik ki, bu kadar somut bir konuda Meclis’in iki müşteki partisi bütün engelleri aşarak “Evet, bizi işkenceye tabi tutanlar yargılansın!” desinler.
Sukut-ı hayale mi uğradık.
Aslında uğramalıydık!
Şaşırmadık! Şaşırtılmak istendik!
Etnikcilik yalana ihtiyaç duyar, etniklik yalanla yüceltilir.
Etnikçilik, baskıya, zulme ihtiyaç duyar, etnikçilik bunlarla kendini haklı gösterir.
Etnik yalanlar foslatıldığı anda, etnik milliyetçiliğin hiçbir cilâsı kalmaz.
Baskı, zulüm sona erdiğinde, etnik haklılık iddiaları yerle bir olur.
Türklere karşı bu tezler çok öne sürülmüştür. Bütün Osmanlı bakiyesi, toplumlarda az veya çok, Türklerin zulümleri, baskıları edebiyatı yapılır.
Yunan istiklâli, güya bu baskı veya zulümden kaynaklanmıştır. Bulgarlar da öyle der, Sırplar da, Makedonlar da... Hatta Balkanlar’ın büyük ekseriyeti Müslüman olan Arnavutları da...
Osmanlı veya Türkler zulüm yaptığınden değil, etnikliğin bu mazerete ihtiyacı olduğundan ufacık hakikat kokusu verebilecek yalanlara dört elle sarılınır.
Mamak’ta kimler zulüm gördü veya Diyarbakır’da?
Onların çoğu bu zulümlerden sonra normal hayatlarını yaşayamadılar. Ölenler, yitenler oldu. Ama bu işkenceler üzerine işkenceden etkilenmeyenler tarafından siyaset yapıları kuruldu. Yani gerçek mağdurlar ve mağduriyeti kullananlar! Siyasi yapılar, bu zulümleri oya tahvil etti. Zulüm, ranta çevrildi.
Her iki partinin Meclis’te söylemek istediği gayet açık: “Siyasetime halel getirme, rantıma dokunma! İşkencecim, benim veli nimetim! Devlet baskıcı olsun! Zulüm yapsın! Bu maddeyi değiştirerek ekmeğimizle oynamayın!”
Bu yazıyı merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na ithaf ediyorum. O, Meclis’te olsa idi, mağduriyetten beslenenlerin aksine, gerçek mağdur olarak ne yapması gerekiyorsa öyle yapardı!

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim