1. YAZARLAR

  2. Kürşat Bumin

  3. Malum afiş (devam)
Kürşat Bumin

Kürşat Bumin

Yazarın Tüm Yazıları >

Malum afiş (devam)

A+A-

Dünkü yazıda CHP yönetiminin kongre öncesi sokakları süsleyen afişinin "teokratik" yönünden söz etmiştik. Siyasal Partiler Kanunu'nun 87. maddesine aykırı olduğu aşikar olan şu afiş yani:

"Çekil aradan...

Din de bizim

Devlet de bizim

Millet de bizim!"

Ciddiye alındığında çok "korkutucu", ciddiye alınmadığında ise haddinden fazla "uçuk" bir afişti bu.

Bir siyasal partinin (burada CHP) başkalarına hiçbir şey bırakmadan -tabii ki "Devlet"i unutmayarak- "Din"den "Millet"e her şeye bu derece kararlı biçimde sahip çıkması eşine ancak totaliter sistemlerin "tek parti"lerinin nutuklarında rastlanan büyük bir aç gözlülüktü doğrusu...

Haksız mıyım? Bırak hiç değilse "Devlet"i al da "Millet" ve "Din" de başkalarına kalsın... Yok eğer "Millet olmadan Devlet'i istemem" diyorsan o zaman al ikisini de hiç değilse "Din" başkalarına kalsın...

Başkalarına, yani asıl sahibi olan "toplum"a kalsın.

Söylediğim gibi, afişin "teokrasi" kokan yönünü dünkü yazıda gözden geçirdiğimizden, bugünkü konumuz da afişin totalitarizm kokan faslı olsun:

Şurası muhakkak: "Devlet de bizim, Millet de bizim" diye ortaya çıkan bir siyasal parti her şeyden önce "demokrasi"yi zerre kadar anlamamıştır.

Bu böyledir. İşin teorisinde de böyledir pratiğinde de.

Çünkü "demokrasi" ancak, içinde "laikliği" de barındıran bir biçimde mutlaka "Devlet ve Sivil Toplum" ayrımının teoride ve pratikte tanınmasıyla mümkündür. Demokraside Devlet ve Millet'in bir bütün oluşturduğu, daha doğrusu bunların sonuç olarak aynı tözün-cevherin farklı tezahürleri olduğunu söylemek, iddia etmek bu işten hiçbir şey anlamamaktır.

Dolayısıyla, "Devlet de bizim, Millet de bizim" diye ortaya çıkan bir parti politikasından korkmak ve ondan uzak durmak gerekir.

Hatırlarsanız, yakın zamana kadar sayıları bol olan totaliter sistemler her zaman bu özdeşlikte ısrar etmiş, bu sistemlerin "tek parti"leri bu birlikteliği temsil ettiklerini öne sürmüştür.

Tamam, CHP'nin bugün "Din de bizim" diyerek işin içine kattığı "Din" boyutu bu sistemlerin büyük ölçüde kayıtsız kaldığı bir alandır. Ama unutmayalım ki kritik anlarda, "tek parti" elini bu alana atmayı da ihmal etmemiştir. Mesela Stalin'in Sovyetber Birliği'nde yaşandığı gibi: Stalin, Nazi ordusu adını taşıyan şehrin kapısına dayandığı zaman Rus Ortadoks Kilisesi'nin kapısını çalmayı ihmal etmemiştir. O güne kadar aklına gelmeyen Kilise'nin kapısını...

O halde şu değerlendirmeyi yapabiliriz herhalde: CHP'nin sokakları süsleyen bu "korkutucu" afişi, bir bakıma, ülkede "tek parti" olarak hüküm sürdüğü yılların "konforu"na ilişkin bir nostaljiyi dile getirmektedir.

Yani: "Din onun, Devlet onun, Millet de onun"; al hepsini doya doya kullan...

Dünkü yazımda da hatırlattığım gibi, bu afiş eğer Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından kullanılsaydı, Yargıtay Başsavcısı'nın 2003'ten itibaren yayımlanmış gazeteleri taramasına gerek kalmazdı. AKP bu gaflete düşse "koro"nun hemen o saat seslendirdiği itiraz şu olurdu mutlaka:

"Bakın, iyi bakın! AKP siyasal iktidarı ele geçirmekle yetinmiyor, şimdi de Din'i ve Devlet'i sahiplenmeye kalkışıyor!"

"Koro"nun seslendirdiği bu itiraz haksız da kaçmazdı doğrusu...

Kim bilir kaçıncı baskı olacak ama tekrarında fayda var: Bu "korkutucu afiş"in sahibi –üstelik- "sosyal demokrat" bir parti...

Biraz önce bir internet sitesine şu haber düştü: Deniz Baykal, hızını alamamış olacak ki, kongredeki konuşmasında "Ezan ve camiler hür olacak" demiş.

Aferin genel başkana, tutarlı konuşmuş; Devlet ve Millet yetmez, "Din de bizim" demiyor muydu?

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT