Makyaj ve Kadın

21.05.2009 19:57

Sümeyye Demir

Geçen haftalarda, Reha Muhtar’ın programına Özlem Albayrak, Nihal Bengisu Karaca ve bir iki konuk daha katılmış ve makyaj konusunu tartışmışlardı. Kendisini nasıl bir kimlikte hissediyor olursa olsun (İslami, muhafazakar, dinci vs.), başında örtüsü olan birini gören herkesin aklına, dini inanç bahsi gelir. Kendisi örtünmüyor dahi olsa, örten üzerinden fetvalar keser, ‘bunlar da böyle yaparsa’ diye başlayan tartışmalar başlatır. Özellikle de tanınmış, belli bir kesim tarafından dahi olsa izlenip takip edilen, okunan, gözler önünde olan insanlar iseler, onların yanlışları veya eksikleri hemen İslam’a mal edilir. Tüm Müslümanlara birden yüklenilir.

Eğer bir kişi başını örtüyorsa (baskı olmaksızın kendi arzusuyla, bilinçlice), kendisi bunu farklı ifade etmeye çalışsa da, gören tüm gözler, onda bir İslami inancın veya hassasiyetin varlığında hemfikirdir. Çünkü kimse öylesine örtünmez. Hal böyle iken, örtünmüşse bir insan, sadece kendisi için değil, örtünmeyi gerekli kılan inancın hakkını vermek, ona laf söyletmemek, diğer kardeşlerinin zor durumda kalmasını önlemek adına, kendisine, giyimine ve tarzına dikkat etmek zorundadır. O tartışmaları izlerken bir kez daha anladım ki, sadece toplumun avam kesiminde değil, aydın kesiminde de tesettür tam olarak anlaşılamamış, sindirilememiş.

İmaj her şeydir çağındayız. İçerik ne kadar dolu olursa olsun görüntüyle algılandığınız bir dünyada yaşıyorsunuz. Böyle bir dünyada var olabilmek istiyorsanız bundan kaçabilmek zor. Fazla abartıya kaçmadan, ben makyaj yapıyorum. Bazen taviz vermek durumunda kalabiliyorsunuz. Muhafazakar kesimde de çok tartışılıyor bu konu. Tamamen karşı olan bir kesim de var. Seküler hayatla çatışmaya girmek istenmeyebilir. Ben ortadayım. Abartıya kaçmamayı önemsiyorum” şeklinde sıralarken Özlem Albayrak düşüncelerini, Nihal Bengisu Karaca ise dolambaçlı yollara sapmadan açıkça söylemişti fikrini.

“Ben de severim makyaj yapmayı. Çok üzüntülüysem, hastaysam, kendimi iyi hissetmek için makyaj yaparım. Bir nevi terapi. Var olmak algılanmaksa, o zaman düzgün algılanayım diye de makyaj yaparım. Muhafazakar bir kadının makyaj yapması çok küçük bir çelişkidir. Dinimizde kadınların erkeğe benzememesi gerektiği de vardır.”

Konuklardan solist Nejat Yavaşoğulları’nın “Peki, makyaj yaparak beğenilme isteği birçok erkeğin bulunduğu bir ortam için de geçerli mi?” sorusu, N. B. Karaca’yı sinirlendirmeye yetti. Her şeye erotizm gözüyle bakmak zorunlu mu sorusunu yöneltti muhatabına.

Özellikle de Nihal hanım, yüzündeki aşırı makyajı ve başörtüsüyle yakışıksız bir tezat oluşturuyordu. ‘Yiğidi öldür hakkını yeme’ sözü gereği, dürüstlüğünden ötürü de tebrik etmek gerekir. Programı izleyenler fark etmiştir. Cümlelerinin akışından, Nihal hanımın yaptığının pek de doğru olmadığını bildiği, bunun farkında olduğu, günahsa da günahına razı olduğu izlenimini edinmek güç değildi.

Daha da tehlikeli bulduğum, (giyim tarzı İslami olarak daha uyumlu ve sade olmasına karşın) yaptığı yanlışa ‘ama’larla, ‘lakin’lerle bahaneler bulmaya çalışan Özlem hanımın tutumuydu. Dininin gereklerini yerine getirmeye çalışan, örtünün farziyetine inanan Müslüman bir kadın olarak, süslenmeye, süsünü ‘yabancı’ ereklere göstermeye kılıflar uydurmak, inandığını yeterince özümsememek ve nefsine yenilgiyi kabul etmektir. Oysa ayette süsün nasıl ve nerelerde olabileceği ayan beyan ortadadır.

“Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz.” (Nur-31)

Bedeni saran dar giysilerin, vücut hatlarını gösterecek şeffaf kıyafetin, boynu açıkta bırakan örtünmenin ve belli ölçülerin altında kısa giyinmenin yanlışlığını toplum kesiminin yüzde sekseni bilir. Kimisi ahlaki açıdan, kimisi dinin gereklerinden olduğundan, kimisi de namus kavramına atıfta bulunarak, bu tarz bir giyinme tarzının yanlışlığını dillendirir.

Seyyid Kutup ünlü Fizilal-il- Kur’an adlı tefsir kitabında, bu ayeti şöyle tefsir etmiştir:

‘Aç ve hırsızca nazarlarla veya gizliden gizliye tahrik eden ve erkeklerin içinde gizli fitneyi uyandıracak şekilde fütursuzca bakmasınlar…Kadın için süs, fıtratına uygun olarak helaldir. Her kadın güzel olmaya ve güzel görünmeye meraklıdır. Süs, asırdan asırlara değişse de, esası fıtratta birdir; güzel olma ve güzelliği tamamlayarak bunu erkeklerin gözlerinin önüne serme arzusu. İslam bu fıtri arzunun karşısında değildir. Ancak bunu düzene sokmak ve bunu bir tek erkek yönünde yön verir. Bu erkek onun hayat arkadaşıdır. Onun dışındaki erkeklere süslerini veya güzelliğini sergilemesi men edilmiştir…

… Güzelde önemli olan insani yönüdür. Bedeni açarak sağlanmaya çalışılan güzellik hayvani bir güzelliktir. Ve insan onu arzulardan hayvanca duygulara kapılarak arzular. Ne kadar üstünlük ve uygunluk olursa olsun, kadının bedenindeki güzellik mefhumu, hayvani duygularla beslenir. Örtülmüş haldeki güzellik ise, kişinin güzel duygusunu yüceleştiren tertemiz bir güzelliktir…

…İnsanlarda hayvanlık duygusunun üstün gelip açılmak, saçılmak, hayvanlar gibi her türlü duygudan uzaklaşmak ve şehvet batağına batmak gibi adiliklerden İslam, mü’min hanımları korur. Bugün bu düşkünlüklere ve adiliklere rağmen inanmış hanımlar, her şeyi ile açılıp saçılan ve adileşen toplumda kapalı, mütesettir ve bedenlerinin oynak noktalarını örtmüş olarak Allah’ın emrine itaat ediyorlar.

Günümüz dünyasında bir dişi hayvanın erkek hayvanı kendisine çekmesi gibi, kadınlar erkekleri tahrik edebilmek için her yola baş vuruyorlar. Yalnız inanmış kadınlardır ki, bu gibi adiliklerden korunabiliyorlar….

…İslam fitneden emin olduğu zaman, bu kapanma durumunun terk edilmesine müsaade ediyor. Bu itibarla beşeri ve şehevi duygularla bakmaları muhtemel olmayan yakın kimseleri, bu mahrumiyetten istisna addediyor. Müslüman kadınların emin oldukları kimseler şunlardır: Babalar, çocuklar, kayınpederler, kardeşler ve onların çocukları, kız kardeşlerin çocukları ve mü’min kadınlar. Gayri Müslim kadınlar ise, erkeklere mü’min kadının güzelliğini veya mahremiyetini anlatabilecekleri için onlardan sakınmaları gerekir.’

Ayrıca A’raf suresi 27. ayet, açılıp saçılmanın nedenini ve sonucunu açıkça yüzümüze çarpmaktadır. Ola ki akleder, doğru yolu bulanlardan ve gerçekten iman edenlerden oluruz.

“Ey insanoğulları, şeytan ana-babanızı elbiselerinden soyundurup ayıp yerlerini meydana çıkararak cennetten çıkardığı gibi, sizleri de ayartıp tuzağa düşürmesin. Sizin şeytanı ve adamlarını göremeyeceğiniz yerlerden onlar sizi görürler. Biz şeytanları inanmayanlara dost yaptık.”

Alimlerin, aydınların, düşünürlerin, topluma mal olmuşların, toplumun takip edip örnek aldığı insanların, İslam adına ortaya çıkıp hatalar yapmaları veya bunlara kılıflar uydurmaları kabul edilemez. Ayrışmaya ve bozulmaya giden toplum yapısında, özellikle İslam’a çamur atmak ve karalamak için fırsat kollayanların bol bulunduğu günümüzde, yanlış örneklikle İslam yozlaştırılamaz ve özüne leke sürülmesine göz yumulamaz.

Örtü ve tesettür kavramı anlamını iyice yitirmiştir. Çevreye göz attığımızda başını kapatan kadınların sayısının arttığını görmekle birlikte, Allah’ın istediği manada örtünün azaldığı görülmektedir. Her taraftan daracık vücudu saran kıyafetliler, kısa kollu ve kısa etekliler, pantolon üzerine badi giyenler, İslam’ın gereklerini yerine getiremiyorum diyenlere nazaran daha bir boya küpüne bulananlar, çok güzel örtünmesine rağmen başını deve hörgücü gibi yapanlar, çarşaf giymiş olup yüzündeki makyajı, pirsingi veya dövmesiyle albenisi tavan yapmış, ama ille de başına örtü geçirmiş kadınlar fışkırmaktadır.

Oysaki örtünme, sadece başını kapatma eylemi değildir. Örtünme, kadının çekiciliğini gizleyecek, şeytani duyguların galeyana gelmesini engelleyecek, aynı zamanda kadını dışarıdan gelecek tacizvari tehlikelerden koruyacak bir zırhtır. Bu zırh, sadece başın kapatılmasıyla değil, tüm bedenin aynı şekilde muhafaza edilmesiyle olur. Vücudun zırhla kaplanması, aynı zamanda kişinin diline, gözüne ve nefsine hakim olmasıyla tamamlanır. Halk arasında ‘hafif meşrep’ manasına gelen tarzda tavırlar sergileyen kadın, tesettürü tam manasıyla yerine getirmemiş olur.

Bunlar demek değildir ki kadın tamamen sosyal hayattan soyutlansın, eline ve diline hakim olsun ve kabuğuna çekilsin. Sosyal hayatın içinde, sık sık kendisine mahrem olanlarla iç içe olan kadın, oturmasına-kalkmasına dikkat ederek, işveli-cilveli sözler sarf etmekten sakınarak, ‘kırıtmak’ edalarından uzak durarak, gülmesinin/kahkahasının dozunu ayarlayarak, yanındaki üçüncü kişinin şeytan olduğunu aklından çıkarmayarak, gerçek manada tesettürün/örtünün hakkını vererek var olacaktır.

Modern hayata ayak uydurma, erkeklerle eşit seviyeye gelme/eşit haklara sahip olma, varlığını ispatlama, erkekler tarafından gasp edilmiş haklarını elde etme diye diye, kadınlar neye uğradıklarını şaşırmış/şaşırtılmıştır. Tarihin ilk yıllarından bu yana, üzerinde sürekli tartışıla gelen kadının kim ve ne olduğu bir türlü kararlaştırılamamıştır. Sürekli ifrat ve tefrit sınırları arasında sıkışıp kalan kadın, kendini bulmak, bilmek ve anlamak adına özünü yitirmiş, fıtratından uzaklaşmış, kapitalist ve emperyalist zihniyetlerin kucağına düşmüştür.

Kadının böylesine kendine yabancılaşmasına yol açan ana kaynak, yeterince iman etmemeleri ve toplumsal yaşamın otoritesini elinde bulunduran, kendilerini dünyanın merkezine yerleştiren erkeklerdir.

Peki kimdir bu erkekler?

Selam ve dua ile.

(Devam edecek)

  • Yorumlar 11
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim