1. YAZARLAR

  2. Sibel Eraslan

  3. “Makul Gerekçe” Hukuk mu, Psikoloji mi?
Sibel Eraslan

Sibel Eraslan

Yazarın Tüm Yazıları >

“Makul Gerekçe” Hukuk mu, Psikoloji mi?

A+A-

Geçtiğimiz hafta, Balyoz olarak maruf darbe girişimi çerçevesinde, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaşanan “tahliye” kararı üzerinden “Halkı kim tahliye edecek?” diye sormuştuk.

Nöbetçi Hakim, delil karartması imkanı olmadığı gerekçesiyle başta meşhur “Harp Oyunu” mimarı Çetin Doğan Paşa olmak üzere, tutukluları salıvermişti. Ardından aynı mahkemenin diğer üyeleri tahliye kararını kaldırdılar. Gözaltı ve tutuklanma kararı yinelendi. Mahkeme aynı mahkeme, iddialar aynı, deliller aynı, şüpheliler aynı, farklı olan tek şey nöbet çizelgesi. Nöbetçi Yargıca göre jet hızıyla değişiveren hukuk... Neresinden bakarsanız bakın... Hukuk güvenliği, adalet inancı, paramparça ediliyor... Yargının dağılması, paralanması, darbe yemesi anlamındaki bu süreç, yargı içinde var olduğu söylenen siyasi kamplaşmayı ve tarafgirliği kabak gibi açığa çıkarmış halde...
Biz gazeteciler, yazarlar, dışarıdan bakarak sürekli temizliğe ve arınmaya çağırıyoruz kurumları. Demokratikleşme çağrısı, mantarlaşmış suç teşekküllerinden uzaklaşmayı içeriyor kuşkusuz. Ama bir de tüm bu zorlu arınmaların dehşete düşürdüğü toplum var. Giderek hiçbir kurumuna güvenemeyen, yargısından eğitimine, sağlık politikalarından askeri gücüne kadar elini değdireceği hemen her kurumunun ipliği pazara çıkmış haline bakarak, usanç ve umutsuzluğun ağırlığı altında ezilen bir toplum... Yine işine gücüne ve okuluna gitmek telaşında. Yine tramvayların altında kalıyor, minibüs beklerken durağa dalan mersedesin altında can veriyor, sabah akşam gireceği sınava hazırlanıyor, kirayı, taksidi, ekmeği denkleştirmeye çalışıyor. Her şey... İşte her şey biz arslanın midesine kaçmış helal lokmanın derdindeyken, tozu dumana katarak devam ediyor...
Hemen her ilimde usul vardır. Hukukun usulü dediğimiz şey zannedildiğinin tersine ayrıntı ya da tali bir mevzu değildir. İş, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, usulünden kopar ya da şaşarsa, içerik ne kadar haklı olsa da, adalet kendini mütekamil manada ifade edemez. Usul, zaten asıllar demek... Usulü bozan, aslı da bozmuş olur. Dolayısıyla “nöbet çizelgesi” bağlamında bir o yana bir bu yana yalpalayan mahkeme kararları, giderek usul ve yöntem hatası olmaktan çıkıp adaletin aslına tecavüz eden bir seyri güncelliyor...
¥
Geçtiğimiz gün İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Balyoz Soruşturması kapsamında yapılacak 3. soruşturma dalgasını durdurdu. Görevli Savcıların görev yerlerini değiştirdi. Ki bu karar, “Balyoz’a Darbe” olarak intikal etti basın ajanslarına, yorumlarına... Bunun üzerine Başsavcı, bu kararı almalarındaki “makul gerekçe”lerden söz açtı. Durdurulan gözaltı operasyonundaki listeyi okuyunca, muğlak ve örf dışı bir tanım da olsa “makul gerekçe” insanın zihninde daha bir canlılık kazanıyor: Basına yansıdığı şekliyle, 25 general var, gözaltı kararı durdurulan: 6. ve 9. Kolordu Komutanları, Güney Deniz Saha Komutanı, Kuzey Deniz Saha Komutanı, Kara ve Harp Akademisi Komutanları, Taktik Piyade Tümen Komutanı, Güney Görev Grup Komutanı, Jandarma Kayseri Bölge Komutanı gibi muvazzaf generallerin yeraldığı liste tüm gazetelerde yayınlandı. Basına sızan güvenlik ve terörle mücadele konusunda kilit isimlerin de yeraldığı bu gözaltı listesi, tam anlamıyla bir şok... Neden mi şok? Tumturaklı felsefelere girmeye gerek yok, zira mevzubahis şahıslar, elleri altında tankın tüfeğin, emirleri altında çoluk çocuğumuzun olduğu zabitan da, ondan şok...
Böyle bir muhtemel gözaltı listesini gazetelerden okuyan bizler gibi sıradan insanların ruh halini düşünebiliyor musunuz? Ya hemen her gün piyasaya düşen ses kayıtları? Ki o nefret dolu konuşmaların gürültülü sağanağı altında devam ettirmeye çalışıyoruz hayatımızı. Kimimizin askerde oğlu torunu var, kimimiz Cuma namazında tam secdedeyken ensesinde patlatılabilecek bir bombanın tedirginliğinde, kimimiz bindiği vapurun, anaokuluna yolladığı çocuğunun, gideceği müzenin havaya uçurulabileceği derdinde... Bu uğratıldığımız enformatik cehennem, iki önemli sonuç doğuruyor: 1- Birbirimizden daha fazla nefret 2- Hukuk, tıp, askerlik, siyaset ve medya dahil ciddi değer ve güven yıpranması...
Başsavcı Aykut Cengiz Engin’in “makul gerekçe” diyerek durdurduğu operasyonlar devam etmiş olsaydı ne olurdu? Hemen hepsi de çok önemli stratejik görevlerdeki bu isimler, hep birden gözaltına alınsaydı, durum ne olurdu acaba? Nerdeyse Genelkurmay Başkanı dışında tüm komutanlar aktifmiş gibi bir resim çıkmıyor mu buradan?
Başsavcıyı soruşturmayı durdurmakla suçluyoruz. Oysa onun “makul gerekçe” olarak sunduğu fotoğrafın tümünden, henüz haberimiz yok... Balyoz denilen şey, giderek kısmi bir suç kalkışması ve teşekkülünden çıkarak, daha temel bir sistem sorununa işaret ediyor.
Başsavcının, hepimizden çok şey bildiğini, bildiklerinin dehşetiyle ciddi bir usul sorununa sıkıştığını düşünüyorum... “Hukuk Psikolojisi” hakkında şimdiye kadar hiç düşünmemişim, bunu da fark ettim. Yoksa bizlere hukukun idesi olarak öğretilegelen hakkaniyet kavramı üzerinden mi gitmek gerek? Emin değilim. Ama Başsavcının zikrettiği “makul gerekçe” bana hukuktan çok psikolojik bir çerçeve gibi geliyor.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT