Makedonya'da İslami Uyanış

18.03.2013 16:58
Makedonyada İslami Uyanış
Makedonya’daki Müslümanların en önemli liderlerinden biri olan Adnan İsmaili ülkedeki İslami hareketin dünü ve bugününü anlattı.

Röportaj: Adem Özköse

Balkan Müslümanları yaklaşık yüzyıldır İslami kimlikleriyle var olabilmek için mücadele veriyorlar. Bosna’da, Kosova’da, Arnavutluk ve Makedonya’da büyük bir özveriyle sürdürülen bu mücadeleyi Balkanları ziyaret ettiğinizde yoğun şekilde hissediyorsunuz. Balkanlar’daki bu mücadelenin günümüzdeki önemli isimlerinden biri de  Adnan İsmaili… Bir taraftan geleneksel İslami ilimlerde ihtisas sahibi olan Adnan İsmaili, diğer taraftan da modern çağdaki İslami uyanış sürecini yakından takip eden, İslami hareketin geçirdiği evreler üzerine fikirler yürüten bir isim.  

Balkanlar’da İslam’ın var olabilmesi için her şeyden önce ilmi ve kültürel direnişin önemli olduğunu savunan Adnan  İsmaili Arap Uyanışını da Hasan el Benna’nın fikirlerinin etkisiyle şekillenen  İslami hareketin etkili bir şekilde  tarihe geri dönüşü olarak değerlendiriyor.

-Hıristiyanların siyasi, kültürel ve toplumsal olarak daha etkin oldukları bir toplumda yaşamak  Makedonya’da yaşayan Müslümanlar için ne tür sıkıntılar doğuruyor?

Eğer özgüveniniz yoksa çok sıkıcı bir ruh hali ortaya çıkarıyor. Eğitim sistemimizde Rus Ortadoks kültürünün, edebiyatının büyük bir etkisi var. Bu etki hala daha kırılamadı. Okullarda çocuklara verilen kültür Müslümanların kendilerini azınlık, geri kalmış bir topluluk olarak hissetmelerini sağlıyor. Fakat biz gençlerimize özgüven vermeye çalışıyoruz. Şu an özellikle Osmanlı’dan kalma, İslam Medeniyeti’ne ait tarihi binaları geri almaya başladık. Buralarda enstitüler kuruyoruz. Bu binaların geri alınması bizim için büyük anlam taşıyor. Bu binaların geri alınması “biz  burada varız, hiçbir yere göç etmiyoruz ve sonsuza kadar da Müslüman toplum olarak burada kalacağız” mesajını taşıyor.

-Makedonya’da yaşayan Müslümanların nüfusu hakkında hep çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. Sizce Makedonya’daki Müslümanların gerçek nüfusu nedir?

Eski Yugoslavya Cumhuriyetlerinden biri olan Makedonya Cumhuriyeti 1992 yılında bağımsızlığına kavuştu. Ülkenin toplam nüfusu 2 milyon 200 bin… Makedon devleti her ne kadar bunu kabul etmek istemese de Makedonya’da yaşayan Müslümanların genel nüfusa oranı yüzde 45 ile yüzde 50 civarında. Bu herkes tarafından bilinen; fakat bazı kesimler tarafından dillendirilmesi istenmeyen bir gerçek. Çünkü Makedon Hıristiyanlardaki doğum oranı her yıl sürekli düşerken Müslüman Arnavutlar, Türk ve Boşnaklardaki doğum oranı ise artıyor.

-Makedonya’da yaşayan  Müslümanlar genel olarak ne tür sorunlarla karşı karşıyalar?

Makedon Müslümanların ekonomik, kültürel, hukuki ve  dini bir çok sorunu var. Bu sorunlar geçmişi,  tarihi olan köklü  sorunlardır. Örneğin hala daha okullarda din derslerinin seçmeli olarak okutulması bir düzene girmedi. Dinimizi, kültürümüzü bizden sonraki nesillere aktarmak için gerekli olan araştırma enstitülerimiz yok denecek kadar az. Makedon devleti hala daha siyasi, hukuki ve dini bir çok hakkımızı gasp etmeyi sürdürüyor…

-Türkiye’nin Balkan politikasının bölgeye nasıl bir yansıması oluyor? Ayrıca  Balkanlarda yaşayan Müslümanlar genel olarak Türkiye’nin Balkan politikasını nasıl değerlendiriyor?

Balkanlar’da 1 asırdır geçmişe, Osmanlı’ya bir özlem vardı. Türkiye’nin son yıllardaki politikaları Balkan Müslümanlarını bu özlemin gerçekleşmesi yönünde umutlandırmaya başladı. İnanın 20 yıl önce geleceğe dair pek fazla umudumuz yoktu. Özellikle Makedonya’da yaşayan Müslümanlar arasında  bize ne zaman sıra gelecek, biz ne zaman göç edeceğiz düşüncesi hakimdi.

-Niçin?

Çünkü insanlar kendilerini yalnız, sahipsiz, terk edilmiş hissediyorlardı. Fakat Türkiye’nin Balkan yaklaşımı, bu düşünceyi terk etmemizi sağladı. Türkiye güçlendikçe İslam dünyası da güçleniyor. Ümmet-i Muhammed’in, Müslümanların özgüveni artıyor.

-Makedonya’daki İslami uyanış nereye  dayanıyor? Makedonya’daki İslami uyanışın beslendiği  fikri kökten  ve İslami uyanışın gelecek perspektifinden bahseder misiniz?    

Makedonya’daki İslami uyanış aslında köklü bir gelenekten geliyor. Yetmişli yıllara kadar Osmanlı döneminde yetişen ulemamızın üzerimizde etkisi vardı. Hocalarımız öğrenciler yetiştirdiler, gençlere İslami bir kimlik, aidiyet kazandırdılar. Eski ulema damarının yaşaması, çabaları bizim için çok önemliydi. Çünkü komünist eğitime karşı eski medrese, eski usul bizim için bir korunak, dayanak oldu. Eski ulemanın etkisi  daha sonra İhvan-ı Müslimin’in etkisine dönüştü.  İhvan’ın etkisiyle hem fikir hem de teşkilat anlamında daha  bir ilerleme kaydettik. Eski ulema damarı ile İhvan ekolü uyum içinde birbirini tamamladı. Makedonya’daki İslami uyanışın beslendiği başka önemli bir fikri gelenek daha vardı.

-Nedir  bu fikri gelenek?

Seksenli  yıllarda Rahmetli Necmeddin Erbakan Hoca’nın Milli Görüş Hareketi Makedonya’daki İslami uyanışı  etkiledi. Erbakan Hoca’nın hareketi  zamanla bize yeni ufuklar, yollar açmaya başladı. Teorideki düşüncelerimizi pratize etme imkânı bulduk.  Özellikle Erbakan Hoca’nın Adil Düzen kitabı, Hasan el Benna’nın, Hasan Turabi’nin, Mevdudi’nin kitapları Makedon İslami hareketine geniş bir fikri ufuk çizdi. Komünizm döneminde resmi olarak ortaya çıkmamız imkânsızdı. Komünizm yıkılınca dernekler, vakıflar, yayınevleri, enstitüler etrafında örgütlenmeye başladık. Makedonya’daki İslami uyanış önümüzdeki dönemlerde inşallah daha görünür bir hale gelecek…

-Bu sözünüzden Makedonya’daki Müslümanların önümüzdeki süreçte siyasi alanda mücadele etmek için partileşeceklerini anlayabilir miyiz?

Olabilir…

-Selefiliğin Balkanlarda etkin olduğu yönünde bir kanı var. Bu kanı doğru mu?

Balkanlarda aslında genel olarak Osmanlı’dan kalma bir İslami  gelenek ve kültür hakimdir. Bu İslami  gelenek ve kültür özellikle Makedonya, Bosna ve Kosava’da  güçlü bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Yetmişli yıllarda başlayan  Makedonya’daki İslami uyanış üzerinde büyük etkisi olan  Hasan el Benna ve Aliya’nın çizgisinin Osmanlı ulemasının, medrese geleneğinin fikirleri ile  uyuşması, birbirini beslemesi bize daha bir özgüven kazandırdı. Zihinsel karışıklıktan uzak durmamızı sağladı. Fakat seksenli yıllardan sonra başta Suud olmak üzere Arap ülkelerine öğrenci gönderme işi kolaylaştı. Biz  buna başta  çok sevindik. Çünkü gençlerimiz, öğrencilerimiz Arap ülkelerinde İslam’ı daha iyi öğrenip, komünizm nedeniyle dinlerinden uzaklaştırılmış insanlara İslam’ı anlatacaklardı.

-Sonra ne oldu?

Fakat bu gençlerimiz geri döndüklerinde insanlara İslam’ı  son derece sert bir şekilde anlatmaya başladılar. İslam’ı her türlü baskı altında bugünlere taşıyan geleneği bidat, hurafe olmakla suçladılar. Bu da selefi gençlerle halk arasında gerilime neden oldu. Bunda tabi ki geçmiş dönemlerdeki Türkiye yönetiminin de büyük suçu var…

-Niçin?

Çünkü Türkiye bir dönem Balkanlarda yaşayan Müslüman öğrencilere bütün yolları kesti. Türkiye’ye İmam Hatip veya İlahiyat Fakültesi için öğrenci göndermeye kalktığımızda en fazla engeli Türkiye Büyükelçileri çıkarıyorlardı. Bize, İmam Hatip veya İlahiyat’a öğrenci gönderip öğrencilere yazık etmeyin diyorlardı. Evraklarda bir sürü gereksiz sorun çıkarıyorlardı. Allah’a şükürler olsun ki o günlerden bugünlere geldik.

-Şu an selefilik ne durumda? Selefi gençler Balkanlardaki  halkla aralarında oluşan duvarı kaldırabildiler mi?

Selefilik Balkanlarda bir dönem etkili olsa da artık yavaşlama dönemine girdi. Selefi kardeşlerimiz de kendi hatalarını gördüler. Çatışma ortamı oluşturmanın faydasız olduğunu fark ettiler. Balkanlardaki selefilik önümüzdeki 10 yıl içinde daha da normalleşecek. Biz selefilerin öcü gibi gösterilmesini de doğru bulmuyoruz. Onların da mutlaka doğru görüşleri var. Fakat problem insanlarla diyalog kurmada, başka fikir ve görüşlere tahammül göstermeyince  başlıyor.

-Balkanlar denince akla etnik kimlikler, milliyetçi fikirler  geliyor. Her an milliyetçilikten kaynaklanacak bir çatışma ortamı oluşacak korkusu var insanlarda…

Balkanlar dediğimizde Boşnak ve Arnavutları ayrı tutmamız gerekir. Çünkü bölgede Boşnakların ve Arnavutların nüfusları genele yakındır. Boşnak milliyetçiliği artık aşıldı. Aliya ve onun çizgisi Boşnak halkının milliyetçiliği aşmasını sağladı. Fakat Arnavutlar hala daha milliyetçiliği tam olarak aşamadılar. Son yıllarda Arnavut  milliyetçiliğinin aşılması noktasında  olumlu gelişmeler var. Bu  gelişmede  Türkiye’nin son 10 yıldır yürüttüğü Balkan politikasının büyük etkisi var.

-Rahmetli Aliya İzzetbegoviç  özelde Makedon, genelde Balkan Müslümanları için ne anlama geliyor? Aliya’nın fikir, düşünce ve hareket tarzı Balkanlarda nasıl bir etki oluşturdu?

Biz Aliya’yı “İslam Deklarasyonu” kitabından tanımıştık. Komünizm döneminde bu kitabı bir taraftan okuyor, diğer taraftan da el altından gençlere dağıtıyorduk. Bosna’da Genç Müslümanlar Teşkilatı kurulunca biz de bundan ilham alarak Arnavut Müslüman Gençlik Teşkilatı’nı kurduk. O dönemin şartları nedeniyle bu teşkilat gizli bir teşkilattı. Aliya arkadaşlarıyla birlikte cezaevine atılınca önce büyük bir umutsuzluğa kapıldık. Fakat Aliya’nın avukatları ve ailesi aracılığıyla hapishaneden gönderdiği mesajlar bizi tekrar diriltti. Biz Aliya ve arkadaşlarının hapishaneye girmelerini başta şer gibi görsek de Allah bundan hayırlar çıkardı.

-Ne tür hayırlar?

Aliya’nın bu yolda çektiği çileler bize  bir mücadele azmi verdi. Müslüman önderlerin çektikleri sıkıntıları, İslam davası için başlarına gelenleri hep kitaplardan okumuştuk. Fakat Aliya’nın mücadelesiyle birlikte  kitaplarda okuduklarımızı bizzat yaşamaya başladık. Aliya bizim için bir önder, yol gösterici, sembol ve umuttu…

-İslam dünyasını yakından takip eden birisi olarak ümmetin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesiyle başlayan siyasi, kültürel ve askeri işgaller nasıl sona erecek?

Biz hepimiz tek bir ümmetin parçalarıyız. Ümmetin, İslam dünyasının sıkıntılarıyla, dertleriyle ilgilenmek her Müslüman’ın üzerine vaciptir. Bunu ulemamızdan, hocalarımızdan öğrendik. Ben Makedonyalı bir Müslüman da olsam Filistinli, Afganistanlı, Çeçenyalı kardeşlerimden haberdar olmalıyım. Onların dertleriyle ilgilenmeliyim.  Arap Baharı ile birlikte İslam dünyasında yeni bir süreç başladı. Biz bu sürecin İslam dünyasının geçirdiği önemli evrelerden olduğunu düşünüyoruz.

-Şu an sürmekte olan Arap Uyanışı sizce nereye evirilecek? Arap Uyanışı’ndan sonra nasıl bir İslam dünyası öngörüyorsunuz?

Arap Baharı’nı uzun bir süreç olarak görmemiz gerekiyor. Diktatörlerin devrildiği ülkelerde taşlar hemen yerine oturmaz. Bundan dolayı bu süreci sabırla takip etmeliyiz. Öncelikle bu ülkeler yıllarca Fransızlar, İngilizler tarafından sömürüldü. Tunus’da, Mısır’da, Libya’da bir sömürge kültürü oluştu. Bu sömürge kültüründen bir anda kurtulmak mümkün değil.

-Arap Uyanışı’nı tarihi bir perspektifle okumaya kalkarsak bu uyanışın kökleri sizce nereye dayanıyor?   

İslam dünyası Osmanlı’nın yıkılmasıyla birlikte toparlanmak, ilga edilen Hilafeti yeniden canlandırmak için girişimlere başladı. Hasan el Benna ve hareketi de bu amaçla ortaya çıktı. Hasan el Benna ve benzeri Müslüman önderlerin yıllar önce attıkları tohumlar bugün ekin veriyor. Arap Baharı’nı İslam dünyasının yeniden ümmet konseptine oturması için bir fırsat olarak görmeliyiz. Müslümanlar kendi haritalarını, geleceklerini, sınırlarını yeniden çizmek için büyük bir fırsat yakaladılar.  Tabi bu süreci etkisizleştirmek isteyenler mutlaka olacak. Özellikle de küresel güçler… Fakat küresel güçlerin oyunlarına karşı Allah oyun kuranların en hayırlısıdır. Biz böyle inanıyoruz…   

Kaynak: Sancaktar Dergisi

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim