1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Makedonya Modeli
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Makedonya Modeli

A+A-

 

      2006 yılında, Pakistan’a yaptığımız ziyaretten sonra, bu geziyi “‘Muzaffer’ Bir Komutan Gibi ‘Âbâd’ Fethetmenin Yolu, ‘İslam’ ile ‘Âbâd’ Olmaktan Geçer” başlıklı bir seyahatname ile sizlerle paylaşmış, gezi bittikten sonra ise, bu kez gezdiğimiz ülke hakkında yazılar kaleme almaya başlamış, bu vesileyle sizlere “Pakistan Modeli” adlı bir makale okutmuştuk.

     2008 yılında, İsviçre’ye yaptığımız ziyaretten sonra, bu geziyi “Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelâle, Durursa Göl Olur” başlıklı bir seyahatname ile sizlerle paylaşmış, gezi bittikten sonra ise, bu kez gezdiğimiz ülke hakkında yazılar kaleme almaya başlamış, bu vesileyle sizlere “İsviçre Modeli” adlı bir makale okutmuştuk.

     2010 yılında, Makedonya’ya yaptığımız ziyaretten sonra, bu geziyi “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri” başlıklı bir seyahatname ile sizlerle paylaşmış, gezi bittikten sonra ise, bu kez gezdiğimiz ülke hakkında yazılar kaleme almaya başlamıştık ki, bu meşguliyetimiz hâlâ devam etmektedir. Bu vesileyle sizlere bu hafta “Makedonya Modeli” adlı makalemizi okutmak istiyoruz.

     “Dîn ve ibadet özgürlüğü”, “fikir ve ifade özgürlüğü”, “ulusçuluk ve şovenizm kaynaklı baskı ve asimilasyon politikaları”, “resmî dil statüsü ve anadilde eğitim hakkı” ve “etnik kimlikler arasında adaletin tesisi” ekseninde kaleme aldığımız bu çalışmaların, sözkonusu sorunlardan en çok muzdarip olan ülkemizde çözüme katkıda bulunmasını temenni ederek, Pakistan ve İsviçre’de uygulanan modellerden sonra şimdi de Makedonya’da uygulanan modeli ilginize sunuyoruz.

     MAKEDONYA CUMHURİYETİ: HAK VE ÖZGÜRLÜKLER BAKIMINDAN “BALKANLAR’IN İSVİÇRE’Sİ” YAHUT “BU DA FÂKİR İSVİÇRE”

     Bazıları tarafından “Makedonya” ismine bile tahammül edilmeyen bu güzel ülke, kendi içinde her türlü özgürlük ve serbestiyet ortamını sağlamış durumdadır. Kan ve gözyaşı üzerine kurulu, etnik ve dinî farklılıklardan dolayı savaşların çıkıp da insanların biribirlerini en acımasız ve gaddar bir biçimde katlettiği Balkanlar gibi bir coğrafyanın tam ortasında yer aldığı halde, Makedonya, kendi içinde gerçek anlamda barış ve kardeşliği sağlamış durumda.

     Etrafı barbarlarla ve yamyamlarla çevrili bir coğrafyada, tıpkı İsviçre gibi medenî bir ülke kurmuş Makedonlar. Hem de, sadece 20 yaşında, gencecik bir devlet olduğu halde.

     Makedonya sadece Makedonca’yı değil, Arnavutça’yı da “ülkenin resmî dili” yapmış. Ülkenin iki adet resmî dili var. Makedonya’daki bütün trafik işaretleri, cadde ve sokak isimleri “iki dilli”.

     Özgür ve bağımsız Makedonya, dünya haritasındaki her türlü saygınlığı, dünya halkları tarafından da her türlü takdiri hak eden bir ülkedir. Etrafı barbarlarla ve yamyamlarla çevrili bir coğrafyada, tıpkı İsviçre gibi medenî bir ülke kurmak, sizce de her türlü takdiri hak etmiyor mu? Hem de, sadece 20 yaşında, gencecik bir devlet olduğu halde.

     Makedonya’da Hristiyanlar ve Müslümanlar yaşıyor. Fakat etraflarındaki ülkelerde olduğu gibi biribiriyle kavga ederek, biribirlerinin dînlerini zorla değiştirmeye çalışarak, camilerini ve kiliselerini yıkmaya çalışarak değil; barış içinde yaşıyorlar. Bunları yapmaya çalışan veya yapma hayâli kuran gruplar / kesimler var burada; fakat bu Makedonya devletini bağlamıyor.

     Makedonya’nın en büyük topluluğu Makedonlar, ikincisi Arnavutlar. Bu iki etnik topluluğu Türkler, Çingeneler, Sırplar, Boşnaklar, Ulahlar vb. topluluklar takip ediyor. Makedonya Cumhuriyeti devleti sadece Makedonca’yı değil, Arnavutça’yı da “ülkenin resmî dili” yapmış. Ülkenin iki tane resmî dili var. Bütün yerleşim isimleri, sokak ve cadde isimleri, bütün resmî tabelalar, resmî dairelerdeki bütün tabelalar “çift dilli”.

     Ülkenin iki büyük dili ve etnik topluluğunun konumu aynı. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü yok.

     Ülkenin diğer küçük etnik topluluklarının durumuna gelince: İsteyen herkes, isterse ülkedeki sayıları sadece birkaç bin olsun, isteyen herkes, ilkokuldan başlayarak üniversiteye kadar, “kendi anadiliyle” eğitim görüyor. İsteyen herkes!

     Meselâ, Seyahatname’de gezdiğimiz Struga’dan örnek verelim: Struga ilçesindeki Niko Lestor Lisesi MAKEDONCA, FON Lisesi ARNAVUTÇA, Yahya Kemal Lisesi ise TÜRKÇE eğitim veriyor.

     Ülkede hiç kimsenin dili yasaklanmamış, hiçbir yerleşim biriminin ismi de zorla değiştirilmemiş. Hiçbir Arnavut’a da zorla “Hayır sen Makedon’sun” denilmiyor.

     Makedonya Cumhuriyeti’nin varlığı ve adaletli sistem yapısı, “hak ve özgürlükler” konusunda sıklıkla işittiğimiz iki yaygın görüşü tamamen çürütmektedir:

     1 – “Refâh ve zenginlik” görüşü: Bir ülke zenginleştikçe, halkın refâh seviyesi yükseldikçe, o ülkede hak ve özgürlükler alanında da iyileştirmeler olacağı görüşü, sıklıkla ileri sürülen bir tezdir. Daha çok liberal çevrelerin dile getirdikleri bu görüşü Makedonya gerçeği çürütmektedir. İsviçre zengindir ve refâh toplumudur, evet doğrudur, fakat Makedonya fâkirdir velâkin o da benzer bir adaletli sistem kurmuştur. Kaldı ki, bir tarım toplumu olan yoksul Makedonya böyle bir adaletli devlet yapısına sahipken, sanayiîleşmiş ve refâh toplumu seviyesine çıkmış Fransa, Almanya, Danimarka gibi zengin ülkeler tıpkı Türkiye gibi ulusalcı ve şovenist bir devlet yapısına sahiptirler.

     2 – “Jeo – stratejik” görüşü: Egemenliği altında tuttukları ülkelerde yaşayan halkların hak ve özgürlüklerini bastıran, temel hak ve hürriyetleri gaspeden devletler tarafından sıklıkla bir “bahane” amacıyla dile getirilen (özellikle TC çok başvuruyor buna) bu görüşü de yine Makedonya gerçeği çürütmektedir. Zirâ yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, Makedonya hiç de rahat ve güvenli bir coğrafyada bulunmamaktadır; bilakis hem kan ve gözyaşı üzerine kurulu, etnik ve dinî farklılıklardan dolayı savaşların çıkıp da insanların biribirlerini en acımasız ve gaddar bir biçimde katlettiği Balkanlar gibi bir coğrafyanın tam ortasında yer alıyor, hem de ve çok daha önemlisi de, etrafı “düşmanlarıyla” çevrili bir devlettir. Türkiye’deki gibi üretilen “hayâlî düşman” değil, gerçek düşmanlardır bunlar üstelik. Makedonya Cumhuriyeti’nin komşuları olan Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan, ilk fırsatta bu ülkeyi tamamen haritadan silmek için pusuda bekliyorlar. Bir önceki yazımızda da ifade ettiğimiz üzere, Hristiyan bir devlet olmasına rağmen Makedonya, etrafındaki diğer Hristiyan devletlerle “düşman” gibidir; fakat Hristiyan bir devlet olmasına rağmen Makedonya, etrafındaki Müslüman devletlerle bırakın “dost” olmayı, “kardeş” gibidir. Yunanistan – kendi içinde “Makedonya” ismiyle bir bölgenin olmasını göstererek – Makedonya Cumhuriyeti’nin ismini dahi kabul etmemekte, bu ismi taşıdığı müddetçe varlığını meşru görmemektedir. Sırbistan’ın zaten “kuyruk acısı” var; Makedonya parçalanan Yugoslavya’dan kopma bir ülke olduğu için, “kaybettiğimiz topraklarımız” gözüyle bakıyorlar. Bulgaristan’ı ise hiç anlatmaya gerek yok; Bulgar millîyetçiliğine ve Bulgaristan devletinin resmî görüşüne göre “Makedon” diye bir kavim yoktur, bunlar aslında Bulgar’dır. Ayrıca gezi yazımızda da uzun uzadıya anlattığımız üzere, Bulgarlar Ohri şehrine “ütopik başkentimiz” gözüyle bakarlar. Yunanlar İstanbul’a, Almanlar da Leningrad’a (St. Petersburg) hangi gözle bakıyorlarsa, Bulgarlar da Ohri’ye o gözle bakarlar.

     Görüldüğü gibi Makedonya ne zengin ve güçlü bir ülkedir, ne de rahat ve güvenli bir coğrafyada bulunmaktadır. Fakat buna rağmen herkesin “dîn ve ibadet özgürlüğüne” sahip olduğu, herkesin “kendi anadiliyle eğitim gördüğü”, kimsenin kimseye bir üstünlüğünün olmadığı, herkesin eşit ve kardeşçe birlikte yaşadığı ve tüm bunların anayasal olarak güvence altına alındığı bir devlet modelini hayata geçirmiştir.

     Çünkü “adil” olmak için illâ da “zengin” veya “emniyette” olmak gerekmiyor.

     “Adalet”, zenginlik ve emniyetten bağımsız yüce bir değerdir ve tatbik etmek için sadece “istemek” gerekiyor. Bu konuda samimî olmak gerekiyor sadece.

     Buraya kadar sadece “giriş” babında anlattığımız hak ve özgürlükleri şimdi ayrıntılı bir şekilde inceleyelim:

     MAKEDONYA CUMHURİYETİ’NİN 2 RESMÎ DİLİ VARDIR

     2 milyon 52 bin 722 nüfûslu Makedonya Cumhuriyeti, çok dîlli ve çok kavimli bir ülkedir. Ülke nüfûsunun % 64, 18’i (1 milyon 297 bin 981 kişi) Makedon, % 25, 17’si (509 bin 83 kişi) Arnavut, % 3, 85’i (77 bin 959 kişi) Türk, % 2, 66’sı (53 bin 879 kişi) Çingene, % 1, 78’i (35 bin 939 kişi) Sırp, % 0, 84’ü (17 bin 18 kişi) Boşnak, % 0, 48’i (9 bin 695 kişi) ise Ulah’tır.

     Makedonya’nın en büyük topluluğu Makedonlar, ikincisi Arnavutlar. Makedonya Cumhuriyeti devleti sadece Makedonca’yı değil, Arnavutça’yı da “ülkenin resmî dili” yapmış. Ülkenin iki tane resmî dili var. Bütün yerleşim isimleri, sokak ve cadde isimleri, bütün resmî tabelalar, resmî dairelerdeki bütün tabelalar “çift dilli”. Tüm yerleşim birimlerinin isimleri, trafik levhaları ve resmî tabelalar bu her iki dilde birden yazılır.

     Ülkenin iki büyük dili ve etnik topluluğunun konumu aynı. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü yok.

     Makedonya Cumhuriyeti “2 resmî dili” olan bir devlet olduğu için, ülkedeki her şehrin, her yerleşim biriminin biri Makedonca, bir de Arnavutça olmak üzere iki “geçerli” ismi vardır.

     İşte size Arnavut nüfûsun yoğunlukta olduğu ve Balkanlar Seyahatnamesi’nde siz sevgili kardeşlerimizle birlikte gezdiğimiz Yugozapaden Region (Güneybatı İli) sınırları içindeki şehir ve köylerin “çift dilli” isimleri:

 

Makedonca adı

Arnavutça adı

 Ohrid

Ohri

 Struga 

Strugë

 Vevçani 

 Veçan

 Kiçevo

Kërçova

 Debar

Dibra

 Zayas

Zajazi

Makedonski Brod

Brodi Maqedoni

Drugovo 

Drugova

 Elşani

Helshani

 Gorna Beliça 

Belica e Sipërme

 Dolna Beliça

Belica e Poshtme

Biçevo

Bixhova

 Bogoyçi 

Bogovica

Boroeç

Boroveçi

Brcevo 

Bruqeva

 Burineç

Burineçi

Draslayça

Drasllavica

 Drenok 

 Drenoku

Frangovo

                        Frëngova

 Radolişta

Ladorishti

      Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere 2 resmî dili olan Makedonya’da her yerleşim biriminin iki ismi vardır ve bunlar birlikte kullanılır.

     MAKEDONYA’DA İSTEYEN HERKES KENDİ ANADİLİYLE EĞİTİM GÖRÜR

     Makedonya’da Makedonca ve Arnavutça, devletin resmî dilleridirler.

     Ülkenin diğer küçük etnik topluluklarının durumuna gelince: İsteyen herkes, isterse ülkedeki sayıları sadece birkaç bin olsun, isteyen herkes, ilkokuldan başlayarak “kendi anadiliyle” eğitim görüyor. İsteyen herkes!

     Makedonya’da konuşulan diller ve bu dillerin resmî statüleri şöyledir:

 

 Dil

Konuşan kişi sayısı

Nüfûsa oranı

Dilin statüsü

 Makedonca

1.297.981 kişi

% 64, 18

1. Resmî Dil

&

Eğitim Dili

(Üniversite Dahil)

 

Arnavutça

 

509.083 kişi

% 25, 17

2. Resmî Dil

&

Eğitim Dili

(Üniversite Dahil)

 

Türkçe

 

 

 

77.959 kişi

 

 

% 3, 85

Eğitim Dili

(İlk, Orta ve Lise /

Üniversitede Özel Bölüm)

 

Çingene Dili

 

53.879 kişi

% 2, 66

Eğitim Dili

 (İlk ve Ortaokul)

 

Sırpça

 

35.939 kişi

% 1, 78

Eğitim Dili

 (İlkokul) 

,

Boşnakça

 

17.018 kişi

% 0, 84

Seçmeli Ders

(Haftada 2 Saat) 

 

Ulahça

 

9.695 kişi

 % 0, 48

Seçmeli Ders

(Haftada 1 Saat) 

 

Macarca

 

2.003 kişi

% 0, 1

 İsteyen Özel Kurs

Açabilir 

      Yukarıdaki tabloda da gördüğünüz üzere, Makedonya’da Makedonca ve Arnavutça devletin “resmî dilleri”dirler. Ülkenin iki büyük dili ve etnik topluluğunun konumu aynı. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü yok. Kaldı ki Arnavutlar ülke toplam nüfûsunun yarısını değil, sadece dörtte birini teşkil ettikleri halde böyledir.

     Makedonya’da Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili ve Sırpça ise “eğitim dilleri”dirler. Boşnakça ve Ulahça ise okullarda “seçmeli ders” olarak okutulur.

     Burada hayret ve şaşkınlıkla takip edilmesi gereken nokta şudur: İlkokuldan üniversiteye kadar eğitim görebildiğiniz Türkçe’yi bu ülkede konuşanların sayısı Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadardır sadece. Makedonya’da sadece 78 bin Türk yaşamaktadır ve bunlar ülke toplam nüfûsunun sadece % 3, 8’ini oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Aynı şekilde, Makedonya’da sadece 54 bin kişinin konuştuğu ve ülke toplam nüfûsunun sadece % 2, 7’sini oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde Çingeneler ilk ve ortaokulda kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Yine bunun gibi, sadece 36 bin kişinin konuştuğu ve ülke toplam nüfûsunun sadece % 1, 8’ini oluşturan küçük bir azınlık oldukları halde Sırplar ilkokulda kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Sadece 17 bin kişinin (Türkiye’deki bir kasaba kadar) konuştuğu Boşnakça haftada iki saat, sadece 9 bin 700 kişinin (Türkiye’deki bir köy kadar) konuştuğu Ulahça ise haftada bir saat “seçmeli ders” olarak okutulur.

     Şimdi isterseniz bu durumu, dünyanın en ırkçı ve şoven devletlerinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki durumla bir kıyaslayın bakalım. İnanıyorum ki bu satırları okuyabilecek durumda olan herkes, bu kıyası da kendi vicdânında yapabilecek durumdadır. Şayet vicdânı ırkçılık ve şovenizm mikrobuyla kirlenmemişse tabiî.

     Efsanevî siyâhî lider Nelson Mandela’nın ifadesiyle “Bir zamanlar Güney Afrika’da uygulanan Apartheid rejimine benzer ırkçı bir rejimle yönetilen Türkiye”de Türkçe dışında bir dili bırakın “resmî dil” olarak teklif etmeyi, Cenâb-ı Allâh tarafından doğuştan verilmiş en tabiî ve insanî bir hak olan “eğitim dili” olarak teklif etmeniz bile “bölücülük” ve “vatan hâinliği” ile suçlanmanız için yeterlidir.

     Türkiye’de Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile yoktur. Ülkemizde Türkler dışındaki kavimlerin, Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Rum, Ermenî, Gürcü, varlıkları dahi inkâr edilmiş, herkesin “Türk” olduğu iddiâ edilmiş, halen dahi olduğu gibi herkese “Türk” denmiş, Kürtçe, Çerkesçe, Lazca, Gürcüce, Arapça, bütün diller bizzat kanunla yasaklanmış ve bu yasağa muhalefet edenler en ağır şekilde cezalandırılmış, Kürtçe, Lazca, Çerkesçe, Rumca, Ermenîce, Arapça olan bütün köy ve şehirlerin, göl ve ırmakların, dağ ve ovaların isimleri halkın rızası olmadan zorla değiştirilip onlara uyduruk Türkçe isimler verilmiş, Türklük’ten, Türkçe’den ve Türkçe isimlerden başka hiçbir şeye hayat hakkı tanınmamıştır.

     Makedonya Cumhuriyeti devleti sayıları ancak 509 bin (Türkiye’deki bir il kadar) olan Arnavutlar’ın konuştuğu Arnavutça’yı “devletin 2. resmî dili” yapmış, ayrıca, Makedonya’da sayıları ancak 78 bin (Türkiye’deki bir ilçe kadar) olan Türkler ilkokuldan üniversiteye kadar, sayıları ancak 54 bin (Türkiye’deki bir ilçe kadar) olan Çingeneler ilk ve ortaokulda, sayıları ancak 36 bin (Türkiye’deki bir ilçe kadar) olan Sırplar ilkokulda “kendi anadilleriyle eğitim” alırken, sadece 17 bin (Türkiye’deki bir kasaba kadar) kişinin konuştuğu Boşnakça ve sadece 9 bin (Türkiye’deki bir köy kadar) kişinin konuştuğu Ulahça bile okullarda “seçmeli ders” olarak okutulurken, Türkiye’de sayıları milyonlarla ifade edilen Kürt halkı odur daha manavdaki soğan etiketinin üzerine “Pivaz” yazabilmenin kavgasını vermektedirler. İnsanlık adına bir utançtır bu. Bu ülkede yaşayan ve “şeref, haysiyet, onur” gibi meziyetlerini az da olsa koruyabilmiş olan herkesin bu durumdan büyük bir utanç duyması gerekmektedir. Bu durumdan utanmayan, rahatsız olmayan kişi insanî ve İslamî tüm melekelerini yitirmiş demektir. Bu durumdan utanmayan kişinin başka hiçbir şey karşısında utanma hakkı da yoktur. Anadil özgürlüğü ve anadillerin her alanda yaşayıp yaşatılması mücadelesi, herkesten ama herkesten önce, kalbinde biraz olsun “Allâh korkusu” taşıyan insanların vermesi gereken bir mücadele olmalıydı.

     Zirâ Türkiye’de Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanınmadığı için, anadilleri Türkçe olmayanlar bile 6 veya 7 yaşında okula başladıklarında Türkçe öğrenmek zorunda kalmakta, diğer taraftan, Kürtçe, Lazca veya Çerkesçe konuşanların sayısı giderek azalmaktadır. Bugün Kürtler arasında öyle aileler var ki, yaşlı insanlar kendi öz torunlarıyla bile arada tercüman olmadan anlaşamamakta, öte yandan Lazca ise tamamen unutulmakta ve önlem alınmazsa Latince gibi “ölü dil” olmaya doğru gitmektedir. Bu bir insanlık ayıbıdır, ülkemiz için bir utançtır. Hepimiz için bir utançtır bu.

     Türkiye, 20 milyon kişinin konuştuğu Kürtçe ile yine ülkenin diğer bir yerli dili olan Lazca’ya hayat hakkı bile tanımamışken, bu yöndeki taleplere karşı devletin yöneticileri sıfatını taşıyanlar bile adeta alay edercesine, dalga geçercesine özel kurslardan bahsederken, Makedonya’nın “2 tane resmî dili” ve “5 tane eğitim dili” vardır. Makedonya’nın 1. resmî dili olan Makedonca’yı konuşanların veya 2. resmî dili olan Arnavutça’yı konuşanların Türkçe, Çingene dili veya Sırpça bilip bilmemesi, bu dili anlayıp anlamaması belirleyici bir durum değildir. Makedon veya Arnavut kökenlilerin “Ay ben o dili anlamıyorum ama” şeklindeki kaprisleri bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü önemli olan, başkalarının sizin dilinizi anlayıp anlamamasından önce, bizzat sizin kendi dilinizi anlayıp anlamamanızdır. Bir topluluğun başka bir dili anlamaması, o dilde okuyup yazamaması, o dilde eğitim alamaması telafi edilebilecek, belki de telafiye gerek bile olmayacak bir konudur ancak bir topluluğun kendi anadilini anlayamaması, kendi dilinde okuyup yazamaması, o dilde eğitim alamaması, telafisi nesiller boyu mümkün olmayacak bir insanlık suçudur, insanlık ayıbıdır; bir kültür soykırımıdır.

     İşte kültür ve medeniyetten, kardeşlik ve birarada yaşama kültüründen zerre kadar nasibini almamış olan laik – kemalist rejim tarafından Anadolu topraklarındaki Kürtlük, Lazlık, Gürcülük, Çerkeslik, Araplık adına ne varsa, herşey zor ve zorbalık ile ortadan kaldırılmaya ve yok edilmeye çalışılmış, bütün bu kavim ve diller, isimler, “Türklük” potası altında, sunî “Türk ulusçuluğu” potası altında eritilmeye ve asimile edilmeye çalışılmış, binlerce yıllık köklü bir tarihe sahip olan Kürt, Laz, Çerkes milletlerine ait ne varsa yok edilmeye çalışılmıştır. Türk olmayan herkesin sokakta anadilleri bile yasaklanmış, konuştukları her kelime başına para cezasına çarptırılmış, tam 28 bin yerleşim biriminin ismi zorla değiştirilmiş, bu halkın İslam önderleri ve âlimleri darağaçlarında sallandırılmış, binlerce yıllık bir tedrisat geçmişleri olan medreseleri kapatılmış, ayrıca bu halklar katliâmlara, sürgünlere, zoraki göçlere mecbur bırakılmıştır.

     Laik – kemalist devletin Anadolu topraklarında, hususen Kürdistan ve Lazistan bölgelerinde gerçekleştirdiği bu barbarlığı geçmişte Moğollar ve Bizanslılar bile yapmamışlardır. Bunu Nazi Almanyası ve Nazi İtalyası bile yapmamıştır. Kızıl Çin ve siyonist İsrail bile yapmamıştır. Bu barbarlığın, bu kültür soykırımının insanlık tarihinde ikinci bir örneği yoktur, hiç olmamıştır. Çünkü bu topraklarda Kürtler’e, Lazlar’a ait ne varsa (dil, dîn, coğrafya, kültür, folklor) tamamen yok edilmeye çalışılmış, ayrıca bu insanlara zorla “Türk” olmaları dayatılmış, milyonlarca Kürt, Laz, Çerkes, Ermenî, Arap, Gürcü çocuklarına okullarda “Ne mutlu Türküm diyene”, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” dedirtilmiştir. Bu insan onur ve haysiyeti için bir utançtır! Bir insanlık suçudur. Bunun insanlık tarihinde, dünya tarihinde ikinci bir örneği yoktur, olmamıştır. Moğollar bile bunları yapanların yanında sütten çıkmış ak kaşık gibidirler. Bu ülkede Kürtler’e ve Lazlar’a yaşatılan utanç, daha önce tarihte, insanlık tarihi boyunca hiçbir millete, hiçbir topluluğa yaşatılmamıştır.

     “Bin yıllık kardeşlik” edebiyâtının yapıldığı Türkiye’de bırakın “resmî dil” veya “eğitim dili” statüsünü, Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanınmazken, henüz 20 yaşında olan ve üstelik etnik – kavmî çatışmaların en şiddetli olduğu bir coğrafyada bulunmasına rağmen Makedonya’nın birden fazla resmî dili ve birden fazla eğitim dili var. İşin traji – komik yönü de şu ki, kendi egemenliği altındaki topraklarda Türkçe dışındaki dillere hayat hakkı bile tanımayan, 20 milyon insanın (dünyadaki pekçok ülkenin nüfûsundan fazla) konuştuğu Kürtçe’yi adetâ Kürtler’le dalga geçercesine “Gidip özel kurslarda öğrenin” diyen, TRT Şeş’i adetâ bir lütufmuş gibi sunan ırkçı – şoven Türkiye Cumhuriyeti devleti, tam 20 yıldır, Makedonya kurulduğundan beri, bu ülkeyle arasındaki sıcak ilişkileri ve dostluğu kullanarak, buraya gönderdiği büyükelçilerini ve konsolosluklarını devreye sokarak Makedonya’da sadece 77 bin insanın konuştuğu Türkçe’nin Makedonya devletinin “3. resmî dili” olması için elinden gelen çabayı ortaya koymaktadır. Evet, maalesef! Türkiye’de 20 milyon nüfûslu Kürtler’in anadilini bırakın “2. resmî dil” diye teklif etmeyi, “eğitim dili” olarak teklif etmek bile “bölücülük”le suçlanmanıza ve hayatınızın kararmasına yeterken, aynı TC devleti, Makedonya’da sadece 77 bin nüfûslu Türkler’in konuştuğu Türkçe’nin burada “eğitim dili” olmasını bile yeterli görmemekte, Türkçe’nin “3. resmî dil” olması için 20 yıldır Makedonya devletine diplomatik baskı yapmaktadır.

     20 milyon Kürt anadilini gidip özel kurslarda öğrensin, “TRT Şeş var, daha ne istiyorsunuz?”, fakat 77 bin Türk ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadiliyle eğitim görebildiği halde bu yeterli değildir; Türkçe mutlaka 3. resmî dil olmalıdır.

     Böyle bir çifte standart olabilir mi?

     Bu ikiyüzlülüğü hangi dîn, hangi ahlak, hangi örf kabul eder?

     EĞİTİM VE MEDYA: MAKEDONYA’DA ARNAVUTÇA, TÜRKÇE, ÇİNGENE DİLİ, SIRPÇA, BOŞNAKÇA VE ULAHÇA HAYATIN HER ALANINDA

     2 milyon 52 bin 722 nüfûslu Makedonya Cumhuriyeti, çok dîlli ve çok kavimli bir ülkedir. Ülke nüfûsunun % 64, 18’i (1 milyon 297 bin 981 kişi) Makedon, % 25, 17’si (509 bin 83 kişi) Arnavut, % 3, 85’i (77 bin 959 kişi) Türk, % 2, 66’sı (53 bin 879 kişi) Çingene, % 1, 78’i (35 bin 939 kişi) Sırp, % 0, 84’ü (17 bin 18 kişi) Boşnak, % 0, 48’i (9 bin 695 kişi) ise Ulah’tır.

     Makedonya’da sayısal olarak ilk iki sırayı alan etnik topluluğun konuştuğu diller (Makedonca ve Arnavutça) “resmî dil”, ilk beş sırayı alan etnik topluluğun konuştuğu diller (Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili, Sırpça) “eğitim dili”dir. Boşnakça ve Ulahça ise okullarda “seçmeli ders” olarak okutulur.

     Şimdi buraya kadar statüleri ve ülke yaşamındaki yerleri hakkında bilgiler verdiğimiz bu dillerin sahip oldukları hak ve özgürlükler konusunda daha detaylı bir inceleme yapalım:

     Makedonya’da sadece 17 bin kişinin konuştuğu Boşnakça ve sadece 9 bin kişinin konuştuğu Ulahça okullarda “seçmeli ders” olarak verilir. Boşnakça haftada 2 saat, Ulahça ise haftada 1 saat. Basın – yayın alanında ise serbesttirler. Ulahlar Makedonya’da “Felix” adında Ulahça bir gazete çıkarmaktadırlar. Ayrıca Üsküp Radyosu da her gün 30 dakikalık Ulahça yayın yapmaktadır. Bazı yerel radyolar ise Ulahlar’a aittir ve yayınları tamamen Ulahça’dır.

     Sayıları 36 bin civarında olan Sırplar’ın ilk eğitimi kendi anadilleriyle alma hakları vardır. İlkokulu Sırpça okurlar.

     Sayıları 54 bin civarında olan Çingeneler daha çok Bitola, Prilep, Resne ve Kruşova şehirlerinde yaşamaktadırlar. Temel eğitimi kendi anadilleriyle alma hakları vardır. İlkokulu ve ortaokulu Çingene Dili’yle okurlar.

     Makedonlar ve Arnavutlar dışındaki etnik topluluklar arasında en kalabalık kesimi oluşturan Türkler’in ülkedeki nüfûsu 77 bin 959’dur.

     Şimdi Makedonya’nın hangi yerleşim biriminde kaç Türk yaşadığına bakalım: Gostivar (13 bin 752 kişi), Üsküp (12 bin 27 kişi), Debar (6 bin 698 kişi), Strumiça (5 bin 798 kişi), Radoviş (4 bin 283 kişi), Tetovo (3 bin 945 kişi), Prilep (3 bin 909 kişi), Kiçevo (3 bin 823 kişi), Makedonski Brod (3 bin 394 kişi), Struga (3 bin 337 kişi), Veles (2 bin 375 kişi), Ohri (2 bin 357 kişi), İştib (2 bin 57 kişi), Bitola (1900 kişi), Resne (1879 kişi), Valandova (1465 kişi), Gevgeliya (705 kişi), Kruşova (664 kişi), Negotin (617 kişi), Koçani (528 kişi), Kumanova (422 kişi), Viniça (239 kişi), Sveti Nikole (222 kişi), Kavadarçi (182 kişi), Delçova (144 kişi), Demir Hisari (30 kişi), Probiştib (9 kişi), Kratova (7 kişi).

     Ülkenin hangi şehrinde kaç Türk yaşadığına baktığımızda, rahatlıkla anlaşılıyor ki ülkede yaşayan Türkler’i “Batı Makedonya’da yaşayan Türkler” ve “Doğu Makedonya’da yaşayan Türkler” diye ikiye ayırmak mümkündür. Burada bilmemiz gereken önemli bir husus da, Batı Makedonya’da yaşayan Türkler çoğunlukla “şehirlileşmiş” ve ülke nimetlerinden maksimum ölçüde yararlanabilirken, Doğu Makedonya’da yaşayan Türkler’in daha çok kırsal bir yaşam sürmeleri ve aynı imkânlara sahip olmamalarıdır. Bu ise etnisite ile ilgili değil, ülkenin sosyo – ekonomik yapısıyla ilgili bir sıkıntıdır ve aynı durum diğer tüm halklar için geçerlidir. Bizim de Seyahatname’de siz sevgili kardeşlerimizle birlikte gezdiğimiz Batı Makedonya ülkenin gelişmiş bölgesidir. Ülkenin doğusu ise geri kalmıştır.

     Türkiye’de milyonlarca Kürt  çocuğunun kendi anadiliyle eğitim alma hakkı yokken ve bu yöndeki talepler bile en çirkin itham ve baskılara muhatap olurken, Türkiye’de 20 milyonluk bir nüfusa sahip Kürtler daha odur manavdaki soğan etiketine “Pivaz” yazdırma kavgası verirken, sayıları sadece ve sadece 77 bin olan Türkler’in Makedonya’da hangi haklara sahip olduklarına bir bakalım şimdi:

     Makedonya’da Türkler ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadilleriyle eğitim alma hakkına sahiptirler. Türkçe eğitim veren ilkokullar, ortaokullar ve liseler vardır. Üniversitelerde ise Türkçe eğitim veren özel bölümler vardır.

     Başkent Üsküp’teki Âzîz Kiril ve Metodius Üniversitesi (Univerzitet Sveti Kiril i Metodiy) bünyesindeki Filoloji Fakültesi’nde ve Pedagoji Akademisi’nde “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümleri vardır ve ayrıca bu bölümde öğretim dili de Türkçe’dir. Makedonya’daki tüm üniversite öğrencileri arasında Türk gençlerinin oranı ise % 1’dir.

     Burada bir noktaya özellikle dikkatinizi çekmek isterim: Makedonya’nın başkenti Üsküp, 670 bin nüfûslu büyük bir şehirdir. Bu metropolde Türkler’in nüfûsu ise sadece 12 bin’dir. Yarım milyonu aşkın bu kocaman şehirde sadece 12 binlik küçük bir azınlık oldukları halde kendi anadilleriyle üniversite okuma imkânına sahipler. Öte yandan, 2 milyon nüfûslu bir şehir olan Diyarbakır’daki Kürt gençlerinin bırakın ünversiteyi, ilkokulu bile kendi anadilleriyle okuma hakları yoktur ve 2 milyonluk Diyarbakır’ın tamamı Kürt’tür.

     İlkokul, ortaokul ve lisede ise “özel bölüm”lere gerek dahi yoktur; çünkü bütün ülkedeki nüfûsları sadece 77 bin olan Türkler tedrisat hayatlarının bu dönemlerinde tamamen kendi anadillerinde eğitim alma hakkına sahiptirler.

     Üsküp’teki Yosip Broz Tito Lisesi Türkçe eğitim vermektedir. Üsküp, Tetovo, Struga ve Gostivar şehirlerinde Türkçe eğitim ilk, orta ve lise boyunca verilir. Üsküp’te iki lise (Yosip Broz Tito Lisesi ve Stefan Dimov Lisesi), Gostivar’da iki lise (Pançe Popovski Lisesi ve Zlate Malakovski Lisesi), Tetovo’da bir lise (Nikola Şteyn Lisesi) ve Struga’da bir lise (Yahya Kemal Lisesi) Türkçe eğitim vermektedir.

     Balkanlar Seyahatnamesi’nde siz sevgili okuyucularımızla birlikte gezdiğimiz Struga şehrindeki Niko Lestor Lisesi Makedonca, FON Lisesi Arnavutça, Yahya Kemal Lisesi ise Türkçe eğitim vermektedir.

     Türkçe sadece düz liselerde değil, meslekî liselerde de eğitim dili olarak kullanılmaktadır. Tetovo şehrindeki Meslekî Tıp Lisesi ve Gostivar şehrindeki Elektro Teknik Okulu Türkçe eğitim vermektedir.

     Yine Balkanlar Seyahatnamesi’nde siz sevgili okuyucularımızla birlikte gezdiğimiz Ohri şehrinde Türk öğrencilerin gittiği okullarda sekiz yıllık temel eğitim Türkçe’dir.

     Resne, Radoviş ve Vrapçişte’de 4 yıllık ilkokul Türkçe’dir. Ortaokullarda ise ayrıca Türkçe sınıf vardır. Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin köyü olan Koçacik’te de Necati Zekeriya İlkokulu’nda eğitim dili Türkçe’dir.

     Makedonya’daki 77 bin Türk’ün sahip olduğu bu hakları Türkiye’deki 20 milyon Kürd’ün hayâl etmesi bile vatana ihânettir ve bölücülüktür. Aynı şey Lazlar ve Çerkesler için de geçerlidir. Çünkü Türkiye’de çocukların eğitim – öğretim hayatı “Türküm doğruyum çalışkanım” ile başlar, senelerce “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” ile devam eder ve nihayetinde “Ne mutlu Türküm diyene” ile biter. Çocuklar okula böyle başlar, böyle okur ve böyle mezun olurlar. Türkiye’de Türkçe’den ve Türklük’ten başka hiçbir şeye hayat hakkı tanınmamıştır.

     Bugün Makedonya Cumhuriyeti’nde genel öğretim veren temel eğitim okullarında (8 yıllık zorunlu eğitim) ve liselerde Türkçe anadil eğitim ders kitapları, bizzat Makedonya Eğitim ve Spor Bakanlığı ile Makedonya Pedagoji Kurumu tarafından hazırlanmaktadır. Makedonya’da devlet, ders kitaplarını 5 ayrı dilde hazırlamaktadır. Sadece Makedonlar için diğer 4 dilden birini öğrenme zorunluluğu yoktur. Arnavutlar, Türkler, Çingeneler ve Sırplar ise hem kendi dilleriyle, hem de Makedonya’nın hâkim dili olan Makedonca eğitim alırlar ve “iki dilli” yetiştirilirler.

     Okulöncesi eğitim, başka bir ifadeyle “Anaokulu” (Almanca “Kindergarten”), henüz ilköğretim çağına gelmemiş 5 – 6 yaşları arasındaki çocukların eğitim gereksinimini karşılar ve isteğe bağlıdır. Bu eğitim ana sınıflarında verilir. İlköğretim, genel olarak 7 – 14 yaşlarındaki çocuklara eğitim sağlayan 8 yıllık bir yetiştirme (temel eğitim) dönemidir ve zorunludur. Gerek yönetim, gerek öğretim programı bakımından bir bütünlük göstermektedir.

     Ortaöğretim, genellikle 15 – 19 yaş kümesindeki gençlerin öğrenim gördükleri bir öğretim basamağıdır. Genelde 4 yıl süren bu öğretim basamağı, ilköğretime dayalı en az 3 yıllık bütün genel, meslekî ve öğretim kurumlarını kapsar. En yaygınları lise olan bu okulların arasında, işlevleri ve programları ayrı olan “Orta Tıp” (Sağlık Lisesi), “Orta Teknik” (Teknik Lise) ve “Orta İktisat” (İktisat Lisesi) gibi adlar altında eğitim veren ortaokullar da vardır. Bu okullarda değişik alanlarda orta dereceli kadro yetiştirilmektedir. İlk öğrenimini tamamlayan her öğrenci, ilgi ve yeteneği doğrultusunda bu okullardan birine girebilir.

     Makedonya’nın ilk ve ortaokul ile lise anadil eğitim ders kitapları, bizzat devlet tarafından hazırlanmaktadır. İlkokulun 1. sınıfında, çocuklara Türkçe okuma – yazma öğretmek için kullanılan kitaba 1993 yılına kadar “Alfabe” denirdi. Ondan sonra bu ders kitabının adı “İlk Okuma – Abece” ismini almaya başladı. İlkokulların bütün sınıflarında anadil eğitimi dersine “Türkçe”, kitabına da “Okuma Kitabı” denir. Liselerde de anadil eğitimi derslerine “Türkçe”, kitaplarına ise “Örnekleriyle Edebiyat” veya “Türk Edebiyatı” adı verilir.

     Türkçe dersleri ilkokul 1. – 4. sınıflarda haftada 5’er saat, 5. – 8. sınıflarda ise haftada 4’er saattir. Liselerde ise Fen, Matematik, Sosyal Bilimler şubelerine göre birinci sınıfta haftada 3 – 4 saat, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda ise haftada 2 – 3 saat arasında değişir.

     Türkçe okuma kitaplarının oylumları, bu ders saatlerini dolduracak etkinlikleri içerecek şekilde 112 ilâ 190 sayfa arasında değişmektedir.

     Makedonya’da Türkçe sadece eğitim hayatında değil, basın – yayın hayatında da her türlü özgürlüğe sahiptir.

     Makedonya’da yayınlanan Türkçe gazete ve dergilerden bazıları şunlardır: “Birlik” (gazete), “Türk Kalemeri” (gazete), “Haberci” (gazete), “Yeni Balkan” (gazete), “Zaman” (Türkiye’deki Zaman Gazetesi’nin Makedonya temsilciliği; Türkiye’den gönderilmiyor, burada basılıyor), “Ekol” (siyasî düşünce dergisi), “Köprü” (siyasî düşünce dergisi), “Kızıl Elma” (siyasî – ideolojik dergi), “Sevinç” (çocuk dergisi), “Tomurcuk” (çocuk dergisi), “Sesler” (toplum – sanat dergisi), “Hilâl” (Makedonya İslam Birliği bünyesindeki El- Hilâl Cemiyeti’ne ait yayın organı), “Vardar” (kültür – sanat dergisi), “Dere” (kültür – sanat dergisi), “Hikmet” (siyasî düşünce dergisi).

     Makedonya’daki televizyon ve radyolarda Türkçe programlar vardır. Televizyonlarda Türkçe olarak haberleri izleyebilir, ayrıca belgesel, çocuk, kültür, gençlik, eğlence ve sağlık programlarını takip edebilirsiniz.

     Makedonya Devlet Televizyonu’nun 3. Kanalı (MTV 3), sadece ülkedeki Makedon olmayan diğer etnik topluluklara yönelik yayın yapan bir kanaldır ve bu kanalda bol bol Arnavutça, Türkçe, Çingene Dili, Sırpça, Boşnakça ve Ulahça programlar seyredebilirsiniz.

     Arnavutça ise zaten “resmî dil” olduğu için Makedonya’da Arnavutça eğitim veren okulları veya Arnavutça yayın yapan basın – yayın organlarını anlatmamızın bir anlamı bulunmuyor. Çünkü zaten “resmî dil” olduğu için Arnavutça bu ülkede her türlü hakka sahiptir. Arnavutça eğitim veren ilkokul, ortaokul, lise ve üniversiteleri, Arnavutça yayın yapan televizyon ve radyoları, gazete ve dergileri anlatmaya gerek yoktur. Balkanlar Seyahatnamemiz hakkında “Ballkani Nuk Është Treguar Kurrë Kështu” (Balkanlar Hiç Böyle Anlatılmamıştı) adlı güzel bir makale kaleme alıp gezi dizimizi Makedonya’da tanıtan ve bizleri onurlandıran “Alb Drejtësia” bunlardan biridir. Ülkede yaşayan Arnavut Müslümanlar’ın dergisi olan ve Arnavutça olarak yayın yapan “Alb Drejtësia”, Makedonya’nın başkenti Üsküp’te çıkmaktadır. (Bu vesileyle derginin emekçilerine buradan bir kez daha selam ve muhabbetlerimizi iletelim)

     MAKEDONYA CUMHURİYETİ ANAYASASI’NIN 48. VE 78. MADDELERİ

     Makedonya’da buraya kadar anlattığımız tüm haklar, tüm özgürlükler, anayasal güvence altına alınmıştır. Bunlar anayasanın 48. ve 78. maddeleridir.

     Makedonya Anayasası’nın özellikle 48. maddesi, bütün dünya ülkelerine, dünyadaki tüm devletlere örnek olması gereken, adetâ tüm insanlığa “insanlık dersi” veren bir maddedir.

     Makedonya Anayasası’nın 48. maddesi şöyledir:

     a) Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri kendi etnik ve dînî kimliklerini, kendi ulusal özelliklerini serbestçe ifade etme, geliştirme ve iyileştirme hakkına sahiptirler.

     b) Cumhuriyet, ülkede yaşayan değişik millîyetlerin etnik, kültürel, dilsel ve dînsel kimliklerini korumayı garanti etmektedir. Devlet bütün bu hakları sonuna kadar taahhüt eder ve kimliklerin yok olması için değil, var olması için vardır.

     c) Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri kimliklerini ifade etmek, geliştirmek ve iyileştirmek amacıyla kültürel ve sanatsal kurumlar ile bilimsel ve diğer nitelikli vakıflar kurma hakkına sahiptirler.

     d) Anadilde eğitim, herkesin doğuştan gelen en temel ve fıtrî hakkıdır. Hiç kimse kendi anadiliyle eğitim almaktan mahrum edilemez. Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerin fertleri ve azınlık üyeleri, kanuna uygun olarak ilk ve orta eğitimde kendi anadilleriyle eğitim yapma hakkına sahiptirler. Bir millîyetin diliyle eğitim yapılan okullarda ayrıca Makedon dili de öğretilir.

     Yukarıda kırmızı renkte okuduğunuz satırlar, benim gibi, kendi Müslüman kardeşleri tarafından bile “Kürtçü, ırkçı” diye yaftalanıp dışlanan bir yazarın makalesinden seçtiğim cümleler değil, Makedonya Cumhuriyeti Anayasası’ndan aktardığım paragraflardır.

     Makedonya Anayasası’nın 78. maddesi ise şöyledir:

     a) Meclis, etnik gruplar arası ilişkilerle ilgili bir konsey kurar.

     b) Konsey; meclis başkanı, Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Ulahlar ve Romanlar’dan ikişer temsilci ile Makedonya’daki diğer millîyetlerin üyelerinden ikişer kişiden oluşur.

     c) Meclis başkanı, konseyin de başkanı olur.

     d) Meclis, konsey üyelerini seçer.

     e) Konsey, Cumhuriyet’teki etnik gruplar arasındaki ilişkilerle ilgili sorunları dikkate alır ve çözüm için değerlendirme ve önerilerde bulunur.

     f) Meclis, konseyin değerlendirme ve önerilerini dikkate almak ve onlarla ilgili karar almak zorundadır.

     Evet... Makedonya Anayasası böyle.

     Görüldüğü gibi anayasada, ülkedeki tüm etnik toplulukların isimleri tek tek zikredilerek tanınmıştır ve bu tanıma üzerinden yukarıda anlattığımız tüm hak ve özgürlükler sağlanmıştır.

     Fakat Makedonya’da hiç Kürt yaşamadığı için “damarlarında asil kan taşıyan” Türkler bu anayasadan hiçbir şekilde rahatsızlık duymamakta, bilakis 77 bin Türk yaşadığı için üstüne bir de memnun olmaktadır.

     OHRİ ÇERÇEVE ANLAŞMASI (13.08.2001): DÜNYADA EŞİ BENZERİ OLMAYAN MUHTEŞEM BİR DÜZENLEME

     13 Ağustos 2001 tarihinde Makedonya’nın Ohri Gölü kıyısındaki Ohri şehrinde imzalanan “Ohri Çerçeve Anlaşması”, dünyada eşi benzeri olmayan bir düzenlemedir.

     Bugünkü adalet ve eşitliğie dayalı örnek anayasa burada ortaya çıkmıştır ve Makedonya’yı “Balkanlar’ın İsviçre’si” yapan da, bu tarihteki “Ohri Çerçeve Anlaşması” ile başlar.

     “Ohri Çerçeve Anlaşması” ile sağlanan tüm özgürlükleri buraya kadar anlattık. Fakat çok ama çok ilginç ve önemli bir konu daha var ki, bunu kasıtlı olarak sohbetimizin sonuna bıraktık.

     13 Ağustos 2001 tarihinde Makedonya’nın Ohri şehrinde imzalanan “Ohri Çerçeve Anlaşması” ile hazırlanan ve o günden beri yürürlükte olan şimdiki Makedonya Anayasası’nda öyle bir madde var ki, bunu öğrendiğinizde şaşkınlıktan küçük dilinizi yutacaksınız. Okuduğunuza inanmakta gerçekten güçlük çekeceksiniz.

     Makedonya Anayasası’ndaki bilerek en sona sakladığımız kanun şudur:

     “Makedonya’da yaşayan değişik millîyetlerden hangisinin anadili olursa olsun, bir dili Makedonya’da konuşanların sayısı, ülke toplam nüfûsunun % 20’sine tekabül ederse, yani ülkenin en az 5’te 1’i o dili konuşursa, hangi dil olursa olsun, bu dil otomatikmen Makedonya Cumhuriyeti devletinin resmî dili olur.”

     Evet... Yanlış okumadınız. 

     Şimdi elinizi vicdanınıza koyun: Dünyada bundan daha güzel, bundan daha muhteşem bir şey olabilir mi?

     Konuştuğunuz dilin Makedonya’da “resmî dil” olması mümkündür. Bunun için teş şey lazım: Ülke nüfûsunun % 20’sini teşkil edeceksiniz.

     Şimdi Arnavutça’nın neden “Makedonya’nın 2. resmî dili” olduğunu anladınız, değil mi? Çünkü Arnavutlar ülke toplam nüfûsunun % 25, 17’sini teşkil ediyorlar.

     Burada bir noktayı özellikle dikkatlerden kaçırmamanızı öneriyorum: Makedonya Cumhuriyeti, sadece 2 milyon nüfûsa sahip küçük bir ülkedir. Yani “resmî dil statüsü” için aşılması gereken “% 20 barajı”, sadece ve sadece 400 bin kişilik bir nüfûsa tekabül ediyor.

     Anadilinizin Makedonya’da resmî dil statüsü kazanması için 400 bin kişi olmanız yeterlidir. Türkiye’deki topu topu bir il kadar!

     Eğer bir dili Makedonya’da 400 bin kişi konuşursa, o dil Makedonya Cumhuriyeti devletinin “3. resmî dili” olacak. Bu dil hangi dil olursa olsun.

     İster Türkçe olsun ister Kürtçe, ister Lazca olsun ister Çeçence, ister Japonca olsun ister Çince, hangi dil olursa olsun, eğer Makedonya’da 400 bin kişi konuşursa, o dil Makedonya Cumhuriyeti devletinin “3. resmî dili” olacak.

     Peki, farzedin ki, Makedonya Anayasası bizde olsaydı, o zaman Türkiye’de şimdi durum nasıldı?

     Bunu kısaca 4 maddeyle anlatmak mümkün. Eğer Makedonya Modeli’ni Türkiye’de uygulasaydık, şu anda bizim durumumuz şu şekildeydi:

     1 - Türkçe ve Kürtçe, devletin “2 resmî dili” durumundaydı. Yani iki tane resmî dilimiz vardı. Türkçe ile Kürtçe’nin statüsü eşitti; kimsenin kimseye bir üstünlüğü yoktu. Araplar, Lazlar ve Çerkesler ise ilkokuldan üniversiteye kadar kendi anadilleriyle eğitim görüyor olacaklardı.

     2 – Hiçbir yerleşim birimi uydurma ve asimilasyoncu bir isim taşımayacak, tüm şehir ve köy isimleri ve tabelalar, trafik levhaları “çift dilli” olacaktı.

     3 – Ülkedeki tüm etnik grupların isimleri anayasada tek tek zikredilerek tanınacak, herkes “kendi kimliğiyle” yaşayacak, hiç kimse başka bir kavme nispet olunmaya zorlanmayacaktı. Milyonlarca Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Ermenî, Gürcü çocuklarına her sabah okullarda “Türküm doğruyum çalışkanım”, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun”, “Ne mutlu Türküm diyene” dedirtilmeyecekti.

     4 – Bu fâkir kardeşiniz “Makedonya Modeli” isimli bu yazıyı yazmayacak ve fakat başka bir ülkeden başka bir yazar “Türkiye Modeli” adlı bir makale yazacaktı.

sediyani@gmail.com

makedonya-modeli.jpg

2006 yılında, Pakistan’a yaptığımız geziden sonra kaleme aldığımız “Pakistan Modeli” adlı makalemize ulaşmak için:

http://www.haksozhaber.net/pakistan-modeli-4799yy.htm

2008 yılında, İsviçre’ye yaptığımız geziden sonra kaleme aldığımız “İsviçre Modeli” adlı makalemize ulaşmak için:

http://www.haksozhaber.net/isvicre-modeli-18353yy.htm

2010 yılında, Makedonya’ya yaptığımız geziden sonra kaleme aldığımız “Makedonya Modeli” adlı bu makalemizi de bu eksende kaleme alınmış bir çalışma olarak değerlendirmek gerekir.

 

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum