1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. SURİYE

  4. Makdisi'den Suriye'de Yaşanan Çatışmaya Dair Açıklama
Makdisi'den Suriye'de Yaşanan Çatışmaya Dair Açıklama

Makdisi'den Suriye'de Yaşanan Çatışmaya Dair Açıklama

Ürdünlü düşünür Ebu Muhammed El Makdisi'nin Suriye'de devam eden 'iç çatışma'ya dair son makalesi yayınlandı.

A+A-

SURİYE’DE CİHADA ÇIKAN SADIKLARA MEKTUP

 Ebu Muhammed El Makdisi

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla birlikte olun.”

Hamd Allah’a mahsustur. Salat ve selam Allah’ın resulü üzerine olsun.

Sadık kardeşim. Ey ehlinden ayrılan, beldesinden hicret eden, zorluklara dalan, tehlikelere atılan; Dar'ul İslam hayallerinin harekete geçirdiği, İslam devletine ve hilafetine özlem duyan, küfür ülkelerinin ateşi ve fitneleriyle yanıp, tağutların zulmü ve kanunlarının karanlıklarıyla zulüm görüp zorluklara atılan… Allah’a en sevimli olan kulluğu gerçekleştirmeye çalışmak için geldin.

Esselamualeykum ve rahmetullahi ve berekatuh

Allah’tan, bizleri ve seni muhafaza etmesini, fitnelerin açık ve gizli olanından korumasını diliyorum.

Sana böyle özel bir mektup yazmamın nedenlerini biliyor musun?

Çünkü Allahu Teâlâ gerçek cihad ehlini, bu gün birçok cihad iddiasında bulunanlarda bulunmayan çok değerli bir sıfatla nitelemiştir. Bu, sıdk/doğruluktur. Zorluk savaşından bahsettikten ve o savaştan geri kalanları anlattıktan sonra şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sadıklarla birlikte olun.”[1]

Allahu Teâlâ hakiki mucahid müminlerden bahsederken şöyle buyurur: “Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü'ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.”[2]

Yine şöyle buyurur: “Onlar, zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler”[3]

Allah ve Resulünü destekleyenleri nitelerken şöyle buyurur: “Onlar sadık olanlardır.”[4]

Bu mektubu sana özel kılmamın nedeni budur. Bu sadece sadıklaradır. Mektupta, birbirine girmiş olan bu karanlıklarda ve kör fitneler döneminde, onlardan başkasına hitapta bulunmamaktayım. Çünkü hidayete erişme sıdk ile birlikte umulur. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Size sıdka bağlanmanızı öğütlerim, zira sıdk iyiliğe yönlendirir, iyilik ise cennete ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluk için çabalar ve nihayetinde Allah katında sıddıklardan/doğrulardan yazılır. Sizi yalandan sakındırırım, zira yalan kötülüklere yönlendirir, kötülüklerde cehenneme ulaştırır. Kişi yalan söyler ve yalan için çabalar, nihayetinde Allah katında yalancılardan yazılır.”

Bu nedenle bey’at ettiğin ve katıldığın gruba bakmadan içeriğinde nasihat ve öğütlerle birlikte bu mektubu sana özel olarak yazdım. Çünkü fitne körelmiş, bela yayılmıştır. Eleştirilme ve gözden düşme korkusuyla, İslam’a, ehline, cihada ve mücahidlere nasihatten susan dilsiz şeytan olmuştur. Saptırıp karıştıran yalancı ise ondan daha şerlidir. Çünkü o atlı ve yayalarıyla batılın yayılmasına uğraşan, konuşan şeytandır.

Beni bu nasihatleri yazmaya çağıran,  öncelikle din kardeşi olmamız açısından sana olan hırsım, senden önce de İslam ve cihadın kötü gösterilmemesine olan isteğimdir. Yine bunları yazmama neden olan diğer şey ise, boynumda taşımış olduğum emanettir. Sen ve benzerlerin, benim en belirgin davetçilerinden olduğum menhec üzere yetiştiniz. En meşhurları benim kitaplarım olan kitaplarda öğrencilik yaptınız ve hala en barizi benim kitaplarım olan yazılar okumaktasınız. Bunu ancak kibrinden dolayı bir kimse inkâr edebilir. Sonra ben şöyle buyuran Allahu Teâlâ’nın emanetine ihanet etmeyeceğim: “Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü'ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.”[5]

Değerli kardeşim, cihad sahasına girdiğinde, bazı aşırı kimselerin seni karşılaması takdir edilirse, Müslümanların, hatta asileri dâhil tüm Müslümanların kanlarının haramlığından gafil kalmayasın. Resulullah (sallahu aleyhi ve sellem) veda haccında farklı tabakaları ve değişik imani seviyeleriyle Müslümanların geneline hitapla şöyle buyurmuştur: “Kuşkusuz kanlarınız ve mallarınız size, bu gününüzün, bu ayınızın ve bu beldenizin haramlığı gibi haramdır.”

Onu desteklemek ve hâkim kılmak için çıktığın Allahu Teâlâ’nın kitabında gelen en şiddetli tehdidin, kasıtlı olarak bir mümini öldürme üzerine geldiğini unutma. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Kim bir mü'mini kasıtlı olarak (taammüden) öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.”[6]

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Eğer sema ehli ve yer ehli bir müminin kanında ortak olacak olsalar, Allah onların hepsini yüzleri üstü cehenneme atar.”

Vallahi ben, senin Müslümanlar arasında cereyan eden savaşlarda yakıt olmandan dolayı sana acımaktayım. Masum insanların kesilmelerine, devlet ve hilafet adıyla ya da cihad, istişhad veya hiçbir delil ve beyyine bulunmadan ‘sahvelere karşı savaş’ iddiasıyla Müslümanların boyunlarının vurulmasına iştirak etmenden ve böylece cehennemin yakıtı olacağından dolayı sana acımaktayım. Allah bizi de seni de ondan korusun. Evinden çıkarken cenneti istiyor ve cehennemden kurtulmayı ümit ediyordun. Zor bir hesapla karşılaşmadan önce attığın her bir adımın hesabını yap. Allah’a selim bir kalp ile gelenin dışında ne malın nede evladın bir yarar sağlamadığı günden önce yaptığın her amelini şeriatın ölçüsüyle ölç. Attığın her bir merminin nereye gittiğini bil. Sen gökyüzüne kurşunlar saçacağın bir düğün ya da eğlencede değilsin. Bilakis Müslümanın ve kâfirin, iyinin ve facirin birbirine karıştığı bir sahadasın. Sadece sen ya da grubun ve cemaatin şeriatı destekleyip onun hâkim olmasını isteyenler değilsiniz.

Sahih Muslim’de Ebu Hureyr’den(radiyallahuanh) rivayet olunduğuna göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Kim körü körüne çekilmiş bir sancak altında savaşır, kabilesi için kızar veya kabilesine çağırır ya da kabilesini destekler ve öldürülürse, bu cahiliye ölümüdür. Kim benim ümmetime karşı çıkar, iyisini ve facirini vurur, mümin olanlarından sakınmaz ve ahit verenin ahdinde durmazsa, o benden değildir ben de ondan değilim.”

Bazı Müslümanların sahveciler, seluliler, mürtedler vb. vasıflarla nitelenerek kanlarının helal görülmesiyle ilgili olarak her söylenileni tasdik etmekten sakın. Her çığırtkanlık yapana aldanıp kulak verme. Hasım olan birçoklarının yanında yalan revaçta olan bir eşyadır ve onu tartıp ölçmeden avuçlayarak almaktadırlar. Müntesip olan ise ayırt edememektedir. Taassup gribi, anlayış, zevk ve hatta koklama hislerini bozmaktadır. Bu gün yayınlanan, sahiplerinin Müslümanların başlarını kesmekle övündükleri video görüntülerine uymaktan sakın. Bir günahın açıktan işlenmesinin nedeninin, ya Rabbin görmesine karşı hayânın azlığından ya da Onun görüp hesap çekmesini inkârdan kaynaklandığını hatırla. Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurduğu şu sahih hadisi iyi düşün: “Kim bir mümini öldürür ve onu öldürmekle övünürse, Allah ondan ne aracı nede fidye kabul etmez.”

Abdullah b. Mesud’dan (radiyallahuanh) rivayet olunduğuna göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Bir adam başka bir adamın elinden tutarak gelir ve “Ey Rabbim, bu beni öldürdü!” der. Bunun üzerine Allahu Teâlâ ona: “Onu niçin öldürdün?” diye sorar. O da: “Onu, izzetin senin olması için öldürdüm.” der. Allahu Teâlâ: “O benimdir.” buyurur.  Başka bir adam bir adamın elinden tutarak gelir ve “bu beni öldürdü.” der. Allahu Teâlâ ona: “Onu niçin öldürdün?” der. O: “İzzetin falan için olması için onu öldürdüm” der. Allahu Teâlâ: “O falanın değildir” buyurur ve onun günahıyla birlikte geri döner.”

Öldürdüğün kimsenin kıyamet günü senin hasmın olacağını hatırla; ya onun öldürülmesinin Allah için ve Allah yolunda olduğuna dair delil getirirsin ya da bu, heva, dünya, batılın desteklenmesi ve batıla olan taassuptan dolayı olur ki, bu durumda da helak olursun. Şunu iyi bil ki, kıyamet günü kan en büyük çıkmazlardan birisidir. Bir hadiste şöyle gelmektedir: “Kıyamet günü insanlar arasında ilk hükmolunacak şey, kanlarda olacaktır.”

Hüküm için Allah’ın huzuruna geldiğinde ilk olarak seninle neyle başlanılacağını iyi düşün.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kişi haram bir kana el sürmediği sürece dininde bir genişlik üzere olmaya devam eder.” Bu genişliğe tutunmaya istekli ol, onu zayi etme, onu yitirme.

Mallar da böyledir; sakın Müslümanların haklarına dalmayasın. Sakın haklarını ve mallarını ele geçirmeyi helal görmek için onları tekfir etmeyesin. Sen Allah yolunda çıktın, ganimetten çalmaya, Müslümanlardan tek bir dirhem gasp etmeye ya da bir dinara el koymaya karşı dikkatli ol, aksi halde savaşın mal uğruna ya da hırsızlık, gasp ve Müslümanların mallarını ele geçirmek için olur. Allah subhanehu şöyle buyurur: “Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "Sen mü'min değilsin" demeyin. Asıl çok ganimet, Allah katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.”[7]

Buhari’nin Havle El-Ensariye’den (radiyallahu anha) rivayet ettiğine göre Nebi’nin(sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu duymuştur: “Bazı adamlar haksız yere Allah’ın mallarına dalarlar. Kıyamet günü onlar için ateş vardır.”

Ebu Hureyre’den (radiyallahuanh) aktarıldığına göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kimin yanında kardeşine ait bir hakkı bulunuyorsa, ondan helallik dilesin. Zira bundan sonra ne bir dinar ne de bir dirhem bulunmamaktadır. Bunu, kardeşi için onun iyiliklerinden alınmasından önce yapsın. Eğer onun iyilikleri bulunmazsa, kardeşinin kötülüklerinden alınır ve ona verilir.” (Buhari rivayet etmiştir.)

Sahih Muslim’de EbiUmame’den (radiyallahuanh) rivayet olunduğuna göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim sağ eliyle bir Müslümanın hakkını alırsa, Allah ona cehennemi vacip kılar ve ona cenneti haram kılar.” Adamın birisi: “Ey Allah’ın Resulü, bu az bir şey olsa da mı böyle olur?” dedi. Resulullah: “Misvak ağacından bir dal bile olsa” buyurdu.

Saçma tevillerle ve düşük iddialarla insanların mallarına saldırmaktan ya da haklarını engellemekten sakın. Asıl olan Müslümanın masumluğu, asi bile olsa kanının ve malının korunma altında olduğudur. Bununla malını helal görmek için en ufak bir şüphede tekfirde bulunan aşırılara aldanma. Allahu Teâlâ’nın sana “araştırın” vasiyetini ve “Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” uyarısını iki defa düşün. Genişliği gökler ve yer kadar olan cennet için çıktığını hatırla ve bunu fani olan dünyanın kırıntılarıyla zayi etme.

Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şu buyruğunu hatırla: “Müslüman, Müslümanların dilinden ve elinden emin olduğudur. Mümin ise, insanların kanları ve malları üzerine ondan emin olduklarıdır.” (Muttefekun aleyh)

Sadık kardeşim, elinde olan tek bir cana sahipsin, bey’at ettiğin kişiye körü körüne itaatte onunla kumar oynama. Akıttığın kanlardan sorulacağın gün, onun sana hiçbir yararı olmayacaktır ve onu da “nefsim, nefsim” derken bulacaksın: “O gün –muttakiler hariç- dostlar birbirlerinin düşmanı olurlar.”

İyi bil ki, bu gün birçok hamasetli kimselerin ‘istişhad operasyonları’ olarak adlandırdıkları bir çok eylemler, muhakkik alimlerin sınırlarını belirttikleri hudutları aşmış, şeriatın çizmiş olduğu yoldan sapmış bulunmaktadır. Hatta Allah’ın sınırlarını aşıp onunla cehenneme atılmakta ve masum olan kanlara girmede kullanılmaktadır. Sadece tek bir cana sahipsin, onu nereye koyacağını bil. Bu ruhun çıkmasından ve gitmesinden sonra, kendini patlattığın şeyden başka bir şeyi seçmek için bir daha asla dünyaya geri dönemeyeceksin ve o gün iş işten geçmiş olacaktır. Bundan sonra başka bir fırsat ya da daha iyi bir şans bulunmamaktadır! Mücahidlerin merkezlerinde, Müslümanların mekânlarında, toplandıkları yerlerde ya da pazarlarında patlatma yapmaktan sakın. Bu ne cihaddır ne de istişhad, bilakis bu saldırganlık ve icramdır.

Güvenilir olan mücahidlerin alimlerinin bu tür operasyonları ancak zorunluluk halinde ve giderilmesi ancak bu istisnai yolla mümkün olan külli, kat’î ve hakiki bir zararın ve bununla giderilmediği taktirde İslam’a ve Müslümanlara daha büyük bir zararın gelmesi durumunda cevaz verdiklerini hatırla. Kendin için, ister zorunlu olsun ister olmasın bir saatli bombaya dönüşmeye nasıl razı olabilirsin? Ya da bununla müminlerin canlarına kıymaya, mücahidlerin merkezlerini yıkmaya ve masum Müslümanların canlarına kıymaya nasıl razı olabilirsin?

Bunda ve başka şeylerde kör itaatten sakın ve sahihaynde gelen Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu buyruğunu hatırla: “İtaat sadece maruftadır.”

İmam Ahmed’in Musned’inde geçen bir hadiste ise Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Allah azze ve celle’ye masiyette hiçbir mahluka itaat yoktur.”

Değerli bir mücahid olduğunu, körü körüne uyan bir taklitçi olmadığını hatırla. Gittiğin ve hakkında planlar kurduğun hedefleri iyi düşün. Eğer Allah’ı ve ahiret darını umuyorsan, alkışlayanlar ve gevezeler seni aldatmasınlar.

“İşte ahiret yurdu; biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.”[8]

Değerli kardeşim, hepimiz hilafete, şeriatla hükmeden bir devlete ve onu ikame edip sancağını yükseltmeye özlem duymaktayız. Ancak iddialar, gerçek sahada doğru olanla yalancıyı birbirinden ayırt edecek delillere ihtiyaç duymaktadır. Bu, şeriatın hükmünün hevaya muhalif olduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır. Kim ondan yüz çevirirse, o sadıklardan değildir, yüzlercesi onun için vızıldasa da, binlercesi onu alkışlasa da ve tabileri onlara aldansalar da bu böyledir. Sen tevhid üzere yetiştin, onun ikamesi için davet edip cihad ettin. Allah’ın razı olacağı bir şekilde şeriata muhakeme olunmayı kabul etmeyen bir kimse hakkında gevşek davranmamalısın ya da –ne kadar parlak, süslü veya aldatıcı olsa da- onunla aldanmamalısın. Önce şeriatın hükmünü kendisine tatbik etsin, eğer doğruysa küçük büyük her şeyde şeriata gelsin, aksi halde vallahi o sadıklardan değildir.

Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir.Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir. Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır.”[9]

Sadık kardeşim, eğer ayakların seni riddet hükümetleriyle anlaşma yapan, onlara boyun eğen, onların programlarına göre yürüyen, onların işaretine göre hareket eden, cahiliye sancağını yükseltip şer’i olmayan amaçlar için hatta şirk için çalışan bazı grupların ağına götürmüşse, hemen geri dön ve bu yönde tek bir adım bile atma. Senin için ülkende kalıp kendi ailenle birlikte oturman, bu sancak altında ve bu birlikle birlikte tek bir kurşun atmandan ya da tek bir adım atmandan daha hayırlıdır.

Eğer çıkışın Allah’ın dini içinse ve Allah yolunda cihad için gelmişsen, bu ancak savaşın Allah’ın kelimesinin en yüce olması ve dinin tümünün Allah için olup falancalar için olmaması durumunda olabilir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Fitne kalmayıp dinin tümü Allah’a ait olana kadar onlara karşı savaşın.”

Buhari’de Said b. Cubeyr’den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: “Bir gün İbn Ömer (radiyallahuanh) yanımıza çıktı ve biz de bize güzel bir hadis söylemesini ümit ettik. Bir adam bizden önce davranarak şöyle dedi: “Ey Ebu Abdurrahman, bize fitnede savaştan haber ver. Allah şöyle buyuruyor: “Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın.” İbn Ömer (radiyallahuanh) şöyle dedi: “Annen seni yitirsin, fitnenin ne olduğunu biliyor musun? Muhammed ancak müşriklere karşı savaşırdı ve onların dinine girme fitneydi. Sizin taht uğruna savaşınız değil.”

Ebu Musa’dan (radiyallahuanh) rivayet olunduğuna göre şöyle der: “Resulullah’a; ‘cesaretten dolayı savaşan, kavmi için savaşan ve riya için savaşan adamlar hakkında hangisinin Allah yolunda olduğu’ soruldu. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Allah’ın kelimesi en yüce olması için savaşırsa, o Allah yolundadır.”

Sancağı dikkatli incele, gayeyi düşün ve sapıklıktan korun.

Aynı zamanda akranların yaralarından, düşmanın düşmanına şahitliğinden, töhmetleri rastgele yaymaktan, apaçık bir beyyine bulunmadan insanlara küfür ve riddet ithamında bulunmaktan sakın. Cemaatini taklit edip cemaatine güvenerek ve kardeşlerin hakkındaki hüsnü zannın ile, tekfir edip adam öldürmekten sakın. İyi bil ki, sahada hevalar çoğalmış, düşmanlıklar ve haddi aşmalar yayılmış, Allah’ın sınırları aşılmış bulunulmaktadır. Sahada hürmetler çiğnenmiş, haksız yere temiz kanlar akıtılmıştır. (Kıyamet günü) herkes kendi kendisinin davacısı olacaktır, Allah herkesi kendi sözlerinden ve fiillerinden hesaba çekecektir. Şu cevabı verenlerden olma: “Hah hah bilmiyorum, insanların bir şey dediklerini duydum ve ben de söyledim!” sana şöyle denilir: “Bilmedin, okumadın ve hidayet bulmadın.” Delilin talibi ol, sen bunun üzerine eğitildin, bunu öğrendin ve bu köklü nebevi menhecden sulandın. En büyük meselelerde ve en tehlikeli konularda hayatını taklit ile sonlandırmaktan sakın. Bununla tekfir ve üzerine terettüp eden, kanların ve malların helal görülmesi, boyunların koparılması ve cesetlerin yakılmasını kast etmekteyim.

Sahih bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: “Allah katında dünyanın yok olması, Müslüman birisinin öldürülmesinden daha basittir.”

İbn Ömer’den (radiyallahuanh) rivayet olunduğuna göre şöyle der: “Çıkışı bulunmayan zor durumlardan birisi de; kişinin, helal olmadan kendisini haram olan bir kanı akıtmaya düşürmesidir.”

Bu konulara girmekten sakın. Eğer bunlardan birisine düşmüşsen, hemen geri çekil, ondan tövbe et, dirhem ve dinarın fayda etmediği, sadece iyiliklerin ve kötülüklerin bulunduğu an gelmeden önce hakları sahiplerine iade et. Seni mâsiyet üzerinde ısrardan sakındırırım, zira bu, ondan daha büyük olan başka bir masiyettir.

Tüm bunlardan tövbe et ve ne tövbenin ne de pişmanlığın fayda vermemesinden önce bunlardan uzaklaş. Ya da sahadan çıkıp silahını koyup hakikatlerin sana açığa çıkmasıyla –alimlerin adlandırdığı üzere- iflas tövbesinde bulunmadan önce bunlardan uzaklaş. O zaman bunda ne bir güç kalmıştır ne de yapacak bir şey.

Sadık kardeşim, -sancakların birçoğunun karışık ve sapkın olmasının yanında- bu gün Suriye’de savaşan grupların çoğu arasında senin gibilerin bulunduğundan şüphe duymuyorum. Bununla birlikte bu gün Şam’da gerçek cihad yoktur da demiyorum. Bundan Allah’a sığınırım. Meydanda temiz bir sancak bulunmadığını da söylemiyorum, asla. “Bu ümmetten bir taife bu işi yerine getirmeyi sürdürecektir. Onlara muhalefet edenler ve onları yüz üstü bırakanlar onlara bir zarar veremezler. Bu, Allah’ın emri gelene kadar devam edecektir.” Doğru söyleyen ve doğrulanan (sav) böyle buyurmuştur.

Allahu teâlâ şöyle buyurur: “De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.”[10]

Lakin sana şunu söylerim: Yolunda bilinçli ol, Müslümanlarda, kanlarında, cihadlarında ve dinlerinde Allah’tan kork. Ne aşırılığa nede gevşekliğe meyletmeyen Allah’ın emrini yerine getiren taifeyi araştır. Öğren, kesinleştir, incele. Başını eğip yürüyen, öldüren, gasp eden, kesen ve bunlarla Allah’ın dinini ve Müslümanların cihadını çirkin gösteren körü körüne bir taklitçi olmaktan sakın. Yine Allah’ın hükmünü istemeyenleri veli edinmekten ya da -ehline tuzak kurmaları bir tarafa- Allah’ın şeriatının hakim olması derdini gütmeyen kimselerin askeri olmaktan sakın.

Sana hidayet edip şeriatın bir askeri olman, onu düşmanlıklardan koruman, onu oynamalardan ve çirkin göstermelerden himaye etmen, dininin hedef alındığı, onu kötü göstermede, ona savaş açmada ve ondan engellemede din düşmanlarının ve bu dinin evlatlarından olan birçoklarının birleştikleri bir zamanda, O'nun sancağını saf ve temiz bir şekilde yüceltmen için Allah’a yakar.

Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir.”[11]

Kudsi bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: “Ey kullarım, benim hidayet ettiklerim dışında hepiniz dalalettesiniz, benden hidayet isteyin ben de size hidayet edeyim.”

[1]Tevbe: 119[2]Hucurat: 15
[3] Bakara: 177
[4]Hucurat: 8
[5]Enfal: 27
[6] Nisa: 93
[7] Nisa: 94
[8]Kasas: 83
[9]Nur: 48-51
[10] Yusuf: 108
[11]Ankebut: 69

Kaynak : Mehdi Canpolat / İnca News

HABERE YORUM KAT

2 Yorum