1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Majestelerinin yargıçları ve kraldan fazla kralcılar
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Majestelerinin yargıçları ve kraldan fazla kralcılar

A+A-

Bu ülkede yargı, kum havuzunun dışında oynamaya cesaret eden devrimcilere, demokratlara ve Kürtlere, evrensel hukukun temeli olan ve kâğıt üzerinde Türk hukuk sisteminin de kabul ettiği “suça orantılı ceza” ilkesini ayaklar altına alarak tarifi imkânsız acılar yaşattı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ünlü Türk faşisti Mahmut Esat Bozkurt’un inşa ettiği hukuk sisteminin ürettiği içtihatlar üzerinden gitmeyi “adalet” sanan yargıçlar, yirmi yaşındaki çocukların ve edimleri pekâlâ tolere edilebilecek siyasetçilerin Azrail’i oldular; suçlular dururken tecavüze uğrayan kadınları, hapishanelerde yakılan mahkûmları, faşistlerin, polisin saldırısına uğrayan öğrencileri mahkûm ettiler.

Elbette mazide kalmış karanlık günlerden bahsetmiyorum. Aynı yargı bugün de işbaşında. Bir panelde “Parasız eğitim” pankartı açan Ankara Üniversitesi öğrencisi Berna Yılmaz 6,5 aydır tutuklu; hakkında 15 yıl ceza istiyor savcı...

Ama ortada öyle garip bir durum var ki, bugün birkaç general ya da Hanefi Avcı tutuklandığında yargının ceberutluğunu hatırlayan kesimler, çözüm olarak bu “frankeştayn” yargının daha da fütursuz hareket edebilmesi için, parlamentonun atamalar boyutundaki müdahalesinden bile muaf tutulması gerektiğini savunabilecek kadar ahmaklaşabiliyorlar. Ne yazıktır ki, 12 Eylül döneminde açılan davaları halen süren bazı eski “yoldaşlar” bile bu kafada.

Biliyorum kafalar karışık. Eli kolu, 80 yıllık darbe rejiminin güdümündeki yargı eliyle bağlandığı halde, anlaşılmaz şekilde sorumlulukların babası üzerine yüklenen siyaset kurumuna karşı müthiş bir güvensizliğimiz var.

Ancak inanın, aralarında hukukçuların da bulunduğu dünya tarihinden bihaber koca koca adamların uydurduğu mitleri bir yana koyup yakın tarihe dair birkaç okumayla, algılarımızı manipüle eden saldırıları bertaraf etmek, karamsarlıktan kurtulmak mümkün.

Örneğin bizim yurttan sesler korosunun, HSYK’nın ya da Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilmesi gündeme geldiğinde sürekli tekrarladıkları Almanya örneğine, “Hitler de yargıyla denetlenmeyen bir parlamenter sistemin sonucunda iktidar oldu” zırvalığına kısaca bakalım isterseniz.

Nazi partisi, söylediği gibi siyaset kanallarının açık olduğu demokratik bir ülkede değil, bizzat Alman yargısı tarafından parlamentonun –gerçek anlamda- esir alındığı bir ortamda, ordunun vasiliğinde iktidara getirildi.

Tıpkı bizde Kürtlere ya da sosyalistlere yapıldığı gibi, faşistlerin, Almanya’nın Yahudiler, komünistler ve liberaller gibi “tukaka” kesimlerine karşı yürüttükleri kıyım faaliyetleri cezasız bırakıldı. Yine bizde olduğu gibi, iki kez açık darbe girişimde bulunan Hitler ve avenesi bu icraatlarından ötürü bırakın cezalandırılmayı âdeta ödüllendirildiler.

İşte, Hitler devrildikten sonra demokrasiye geçmeye karar veren Almanya’nın, ilk iş olarak yargıyı halkın emrine sokmasının ve bürokratik bağımsızlığını sınırlandırmasının nedeni de budur.

Bugün, Paris Komünü’nü değerlendiren Marx’ın, “Kral gitti ama majestelerinin yargıçları iş başında” diye yakınmasının hikmetini kavrayan çağdaş demokrasiye sahip pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, Almanya’da da aralarında yargı da olmak üzere, siyaset kurumunun müdahil olmadığı hiçbir alan yoktur.

Bereket biz de bu yola girdik. Demokratikleşme ve hukuk devleti olma yolunda Anayasa referandumunda kazanılan başarı, meyvelerini vermeye başlıyor. HSYK’nın yapısının değiştirilmesi için uyum reformları gündemimizde.

Majestelerinin yargıçlarının etkinliği kırıldıkça, bir polis şefi gözaltına alındığında komplo teorilerini değil, delilleri konuşacağız. Kafalarımız karışmayacak, kaygıya kapılmayacağız.

Majestelerinin yargıçları resmî ideolojinin değil, demokratik siyaset kurumunun, yani bizlerin bekası için çalışmaya başladıkça, kolluk kuvvetleri bir bürokratı darbecilik suçlamasıyla tutukladığında bireysel özgürlüklerimiz adına korkmayacağız, aksine sevineceğiz.

Gerçek bir yargı en çok mağdurların çıkarınadır. Gerçek bir yargı, yazının girişinde bahsettiğim Berna gibi gerçek yargı mağdurlarının yanı sıra, ülkenin AKP’nin sivil vesayeti altına gireceği paranoyasından mustarip olanların da tek kurtuluşudur.

Yazımın ilgili bölümlerinde Osman Can’ın Darbe Yargısının Sonu isimli kitabından yararlandım. Eğer hâlâ okumayanlar varsa, değerli dostum Can’ın kitabını hararetle tavsiye ediyorum. İnanın kafanızdaki pek çok soruya yanıt bulacak, netleşeceksiniz.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT