Mahkeme'nin sorunu Meclis'le değil milletle

24.10.2008 06:12

Bülent Korucu

Anayasa Mahkemesi, iki şok kararın gerekçesini peş peşe açıkladı. Kararlar ilk açıklandığında hak ettiği tepkiyi görmüştü. Gerekçeler de üç aşağı beş yukarı tahmin ediliyordu. Beklendiği gibi oldu, çuval mızrağı örtmekten çok uzak.

Hukukun temel kavramları ve anayasal denetimin çağdaş uygulamaları bir yana, mevcut anayasa metni ile bile çok açık çelişkiler var. Yasama organının faaliyetlerinin anayasaya uygunluğunu denetleyen mekanizma, bağlayıcı metni açıkça ihlal ederek bindiği dalı kesmiş oldu. Varlığını yürürlükteki metne borçlu olan Mahkeme, öncelikle kendini anlamsızlaştırdığının farkında değil.

Teorik tartışmalar son sürat devam ediyor, biz hayatın içinden bir pencere açalım. Anayasa, egemenliğin kayıtsız ve şartsız millete ait olduğunu ifade ediyor. Devam eden cümlelerde ise şöyle deniyor: "Türk milleti, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz." Mahkeme'nin görev ve yetkilerini sıralayan, anayasa değişikliklerini nasıl denetleyeceğini ayrıntılarıyla anlatan maddelere gitmeye hiç gerek yok. Bence ip burada, 6. maddede kopuyor.

Egemenliğin kaynağı ve asıl sahibi millet; kurumlar onun verdiği yetkiyi onun adına kullanıyorlar. Yani onun iradesine, tercihlerine uygun kullanmak zorundalar. Kurumlardan yasama ve onun içinden çıkan yürütme, eksikleriyle birlikte millet iradesine ayna oluyor, tercihlerini yansıtıyor. Hele bu Meclis, temsil düzeyi en yüksek parlamento; bu hükümet de arkasındaki oy nispeti itibarıyla halktan en yüksek oranda güvenoyu almış yürütme organı. Peki, yargı erki için aynı şeyi söyleyebiliyor muyuz? Asla! Anayasa Mahkemesi hem teşekkül tarzı hem de kararlarıyla milli iradeye en uzak noktada duruyor. Üye seçiminde parlamentonun söz sahibi olmadığı ender anayasa mahkemelerinden biri bizde. Kararları ve bunların sebep olduğu sonuçlara baktığınızda halkla arasındaki mesafe iyice açılıyor. Mahkeme'nin veto ettiği eğitim özgürlüğü değişikliğinin arkasında 411 milletvekili gibi muazzam bir çoğunluk var. Anayasa değişikliği için 367'nin yeterli görüldüğünü düşündüğünüzde 411'in ne anlama geldiği daha iyi anlaşılır. Bu 411 vekilin içinde Parlamento'da bulunan 5 partinin üyelerinin bulunması ayrıca önemli. Sadece iktidar partisi değil, MHP, DTP, BBP, ÖDP değişikliğe evet demişti. Önümüzdeki tabloyu yorumlarken, Meclis iradesinin, yani millet iradesinin demokrasilerde olabilecek en nitelikli çoğunlukla değişikliğe taraftar olduğunu söylemek hakkımız. Bunu hiçe sayan Anayasa Mahkemesi'nin milletle sorunu olduğu tespiti hiç haksız olmaz. Başka bir örnekle bakalım. Laikliğinden kimsenin şüphe etmeyeceği birçok bilim adamı ve araştırmacı, başörtüsüyle ilgili yaptıkları saha çalışmalarında Parlamento'daki iradeye benzer sonuçlara ulaştılar. Türk halkının ortalama yüzde 80-85'i başörtüsünü çözülmesi gereken bir sorun olarak görüyor. Bir referandum yapıldığında da sonucun buna paralel olacağını hepimiz biliyoruz.

Tumturaklı söze hiç hacet yok. Manzara çok net. İradenin sahibi ve kaynağı olan millet doğrudan veya temsilcileri aracılığıyla sorunun çözülmesini istiyor. Birileri buna hayır diyorsa, hayır diyenlerin milli irade ile ve tabii ki milletle sorunu var demektir. Konuyu basit bir sistem sorunu ve yetki aşımı gibi görmenin yanlışlığı aşikar. Yargı mensupları her fırsatta kendilerinin de milli iradenin temsilcisi olduğunu ve ondan aldıkları yetkiyi kullandıklarını söyleyerek meşruiyet eleştirilerine cevap yetiştiriyor. Öyleyse bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Asille taban tabana zıt kararlar veren vekilin azli gerektir. Vesselam...

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim