1. YAZARLAR

  2. Alper Görmüş

  3. Mahkeme TÜBİTAK raporuna ne diyecek?
Alper Görmüş

Alper Görmüş

Yazarın Tüm Yazıları >

Mahkeme TÜBİTAK raporuna ne diyecek?

A+A-
Balyoz davasında sanıkların ve avukatlarının baştan beri şaibeli olduğunu savundukları “5 no’lu sabit disk” ile ilgili yeni bir TÜBİTAK raporu mahkemeye gönderildi.
Tesadüf bu ya, haberin gazetelerde yayımlandığı gün, benim, bir başka tartışmalı belge olan “11 No’lu CD” üzerine kaleme aldığım üçüncü ve son yazı da bu sütunda yer almıştı.
Bugün, 5 no’lu sabit diskin önemini ve TÜBİTAK’ın raporunun anlamını sizlere özetleyecek, ardından davaya bakan ağır ceza mahkemesinin bu rapor karşısında benimseyebileceği alternatif tavırlardan söz edeceğim.
 
163 tutuklamanın temel delili...
 
5 no’lu sabit disk, 6 Aralık 2010’da Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat biriminde yapılan aramada taban parkeleri altına gizlenmiş olarak bulunan Balyoz davası delillerinden biri. (Bu sabit diskte yer alan dijital belgelerden bir bölümü de yine kamuoyunda çok iyi bilinen bazı başka davaların delillerini oluşturdu.)
Mahkemenin de itibar ettiği kayıtlara göre, 5 no’lu sabit disk, istihbarat birimi tarafından 28 Temmuz 2009’da bağlı bulunduğu bilgisayardan ayrılmış ve döşeme altında muhafazaya alınmıştı.
Savcılar, Gölcük’te ele geçirilen bu yeni belgeye dayanarak, aralarında eski kuvvet komutanları da olmak üzere 163 subay hakkında tutuklama kararı istediler, mahkeme de bu talebi kabul etti.
Davaya bakan mahkeme, sanıkların ve avukatlarının, sabit diskte yer alan belgelerin çoğunun sonradan üretilmiş olduğu yönündeki itirazlarını kabul etmedi, keza bu sabit diskin TÜBİTAK’ta ayrıntılı bir incelemeye tâbi tutulması talebini de sürekli olarak reddetti.
Fakat Poyrazköy davasına bakan mahkeme bu yöndeki talebi kabul etti ve sabit diskin TÜBİTAK’ta incelenmesini istedi. TÜBİTAK’ın 20 Ocak’ta mahkemeye gönderdiği rapor, işte bu rapor...
Raporun en önemli bulgusu şu: “Bazı dosyaların 28.07.2009 tarihinden sonra, sistem saati daha eski olan bilgisayarlardan aktarıldığı değerlendirilmektedir.”
Sanıklar ve avukatları, bu aktarmayı 2009’dan sonra “Balyoz senaryosu”nu yazanların yaptığını öne sürüyorlar ve bu raporla birlikte mahkemeye başvurup “yeniden yargılama” talebinde bulunmaya hazırlanıyorlar.
 
Mahkeme ne yapar?
 
Peki, mahkeme, bu talebi nasıl karşılayacak?
Bir ihtimal, bunu sanıkların lehine yeni delil kabul edip “yeniden yargılama” kararı alması... Fakat hemen söyleyeyim, oluşturulan “artık yeniden yargılamayı kabul etmek zorunda” havasına rağmen, mahkeme bu yola gitmeyebilir.
Neden?
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. Maddesinde, “Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa” yargılamanın yenilenmesi gerektiği belirtiliyor.
Tamam da, TÜBİTAK, gazete haberlerinde öne sürüldüğü gibi  “5 no’lu sabit disk sahte” demiyor ki... Hem nasıl sahte olabilir ki? Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Başkanı (şimdi mahkûm) binbaşı Kemalettin Yakar, o CD’nin kendisine ait olduğunu mahkemede teyit etmişti; onun iddiası, sabit diskin onun koyduğu yerden alındığı, diske yeni dosyalar eklendiği, sonra tekrar aynı “zula”ya yerleştirildiği yönünde...
TÜBİTAK bilirkişileri sadece “sabit diske sonradan ilaveler yapılmıştır” diyorlar... Diyorlar ama o ilavelerin kimler tarafından yapıldığı hususunda herhangi bir şey demiyorlar. İlavelerin, tıpkı 11 No’lu CD’de olduğu gibi 2009’da 2003’e dair bir senaryo yazan “sahtekârlar çetesi” tarafından yapıldığı iddiası, sanıklara ve avukatlarına ait...
11 no’lu CD tartışmalarında mahkeme “zamanlama hataları”nı not etmiş, fakat gerekçeli kararda bunları sanıklar tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan hatalar olarak değerlendirmişti.
Mahkeme aynı şekilde, 5 no’lu sabit disk’e sonradan yapılan ilavelerin de yine bir istihbarata karşı koyma tekniği çerçevesinde bizzat sanıklar tarafından gerçekleştirildiğine kanaat getirebilir. (Avukatlar daha önce 5 no’lu sabit disk’i ABD’deki Arsenal Consulting adlı bir bilişim şirketine inceletmişler, bu şirket de yaklaşık 120 dosya için mealen “2009’dan sonra girildiği halde 2004’te girilmiş izlenimi verilmiştir” demişti.)
 
Kamuoyunun ihtiyacı: Düzgün bir yeniden yargılama
 
Fakat mahkemenin şuna ya da buna kanaat getirmesinin kamuoyu algısı bakımından bu saatten sonra fazla bir önemi yok artık... Kamuoyunun zaten karışık olan kafası bu saatten sonra daha da karışacak.
Bu saatten sonra yapılması gereken, daha önce de belirttiğim gibi, bir yolunun bulunup davadaki bütün tartışmalı noktaların herkesin ikna olacağı biçimde yeniden değerlendirilmesi...
Fakat bunun yolunun, avukatların itirazının kabul edilmesinden ve davaya aynı mahkemenin bir kez daha bakmasından geçtiğine inanmıyorum... Çünkü mahkemenin yeniden yargılama süreci sonunda eski kararında direnmesi durumunda hiçbir şey değişmeyecek, “Balyoz bir senaryo” iddiaları yine ortalıkta uçuşacak.
Ben, bir yolunun bulunup, varacağı sonucu herkesin kabul edebileceği yeni bir heyetin oluşturulması ve davaya o heyetin bakması gerektiğini düşünüyorum.
Bu hararet, ancak o zaman dinebilir.
Türkiye

YAZIYA YORUM KAT