'Mahkeme şov'lar ve ekseni kaydırılan davalar

16.07.2010 00:05

Adem Yavuz Arslan

Türkiye'nin bir asker ve vesayet sorunu olduğu için elimiz mahkûm dönüp dolaşıp askerle ilgili yazmak zorunda kalıyoruz.

Dursun Çiçek İddianamesi kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Bundan sonra da edecektir. Çünkü Çiçek'in avukatlarının tabiriyle 'akla ziyan' iddialar içeriyor. Çelişkileri de cabası. Ölçseniz, biçseniz ancak böyle 'çiçek gibi bir iddianame' hazırlardınız, savcı da zaten onu yapmış.

Fakat İstanbul'daki Poyrazköy davasında öyle şeyler yaşanıyor ki duyarsız kalmak mümkün değil.

Malum olduğu üzere Poyrazköy davası, Kafes ve Amirallere Suikast davaları ile birleştirildi. Önceki gün de ilk duruşma vardı. Sanıklar 'Deniz Kuvvetleri armalı tek tip kıyafetle' geldiler.

Çalışılmış ve koordineli bir savunma yaptılar. Öyle bir hava estirildi ki bu mahkemelerde; TSK ve onun terörle mücadele eden kahraman askerleri yargılanıyor mesajı verildi.

Bir subay savunma yapıyorken öbürü ağladı, bir başkası çocuklarını işin içine kattı. Duygusal konuşmalar birbirini izledi.

Hepsinin ortak yönü 'biz terörle mücadele ettik' sözleriydi. Hatta Kardak'a çıkarma yapan SAT komandoları operasyon için gerekli benzini kredi kartından aldığını açıkladı.

Bu savunmayı yapanlar kendi kahramanlıklarını, fedakârlıklarını anlatmak için böyle bir yöntem seçmiş olabilirler. Ama bu sözleri duyan, okuyan herkes 'Türk Ordusu'nun benzini mi yok' der. Hatta 'bizim asker operasyona kredi kartıyla mı çıkıyor' yorumlarını yapar.

Eğer Türk Ordusu bir operasyona çıkarken benzini askerinin kredi kartından alıyorsa vay halimize! Emin olun birkaç gün içinde bu konu mizah dergilerine kapak olur.

Benzer tablolar geçen hafta Dursun Çiçek'in savunmalarında da yaşandı. Çiçek uzmanı olduğu psikolojik harbin gerekliliklerini çok başarılı bir şekilde sergiledi. Daha başında 'burada yargılanacağıma şehit olsaydım' diyerek kamuoyunun ayarını bozdu. Sonrasında da imza makinesiyle, gri propaganda ile hatta TV dizileriyle kavram karmaşasına yol açtı.

Her iki davada dikkat çeken şu: Sanıklar mahkemeden çok kamuoyunu etkilemeyi hedefliyor. Çünkü hem Çiçek hem Poyrazköy sanıkları biliyor ki mahkeme heyetinin elinde sağlam ve güçlü bir dosya var. Ama gelişmeleri medyadan izleyen milyonlar sadece başlıkları, gözyaşlarını ve bedduaları görüyor.

Aynı şey Ergenekon davalarında da yaşandı. Daha operasyonların başlangıç aşamasından itibaren sürekli sulandırılan, rotasından saptırılmaya çalışılan davalar duruşmalarda ekseninden kaydırılıyor.

Sanıklar 'terörle mücadele ettiğimiz için yargılanıyoruz' mesajı verme derdinde.

Ama burada ne TSK ne de onun mensupları yargılanıyor. Kimse terörle mücadele ettiği için sanık değil.

Altını kalın çizgilerle çizmek lazım. Bu millet terörle mücadele etmiş askerini başının üstünde taşıdı, taşımaya devam eder. Ama buradaki sanıklar terörle mücadele ettiği için değil, illegal işler yaptıkları için yargılanıyorlar. Bombaları sakladıkları, suikast hazırlığı içinde oldukları iddiasıyla tutuklular.

Dolayısıyla sadede gelmekte fayda var.

Milli Görüş'ün saadeti kaçtı

Herkes CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile Başbakan Erdoğan arasındaki görüşmeye kilitlendiği medyanın gündeminde çok yer etmiyor ama Saadet Partisi'nde kanlı bıçaklı bir savaş var.

Saadet'in mevcut lideri Numan Kurtulmuş, hafta sonu yapılan kongrede hareketin lideri Necmettin Erbakan'a karşı kendi listesini çıkarınca iki yıldır derinden süren mücadele aleniyet kazandı.

Kurtulmuş'un yaptığı aslında bir başkaldırı değil. Her lider gibi beraber çalışacağı kadronun, en azından bir kısmını belirlemek istedi. Ama gelenekselciliği ile bilinen Milli Görüş çizgisi ona bile tahammül etmediği için kongre kavgalı geçti.

Sonrasında neler yaşandığı malum. Erbakan adına oğul Fatih Erbakan sert açıklamalar yaptı. Ak Saçlılar olarak bilinen partinin eski isimleri 'tehdit' kokan yorumlar yaptılar.

Kurtulmuş cephesi ise iki yıldır sürdürdüğü makul çizgiye paralel olarak 'tasfiyeyi ancak millet yapar' diyerek pes etmeyeceği mesajını verdi.

Peki bundan sonra ne olur? Numan Kurtulmuş'un izlediği politika ve uyguladığı yöntem tabanda karşılık bulmuştu.

Fakat 'küçük olsun benim olsun' ve 'ille de ben' diyen Erbakan ekolü, Kurtulmuş'u artık daha fazla kontrol altında tutamayacağına inandığı için şimdi darbe hazırlığında.

Milli Görüş'ün teorisyen isimleri içinde bolca ayet ve hadisler bulunan mektuplar yazıp delegeyi 'hocaya bağlılık' için arıyor. Hedef 12 Eylül referandumuna kadar Kurtulmuş'u devirmek. Bu arada referandum için evet kampanyası açacak olan Saadet kendi içine dönmek zorunda kaldı. Bu not edilmesi gereken bir durum.

Bugüne kadar 5 siyasi parti çıkartan Milli Görüş çizgisi görünen o ki 6. partiyi de çıkartacak. Ama Kurtulmuş ile yakalanan rüzgârın büyüsü bozuldu. Erbakan oraya kimi korsa koysun bu havayı yakalayamayacak.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim