Mağdur da olabilirsin AKP, senden büyük halk var

20.05.2011 16:08

Melih Altınok

TSK’nın son dönemdeki ilgi çekici hareketliliğinde, özellikle de Uludere’de 12 gerillanın öldürülmesinde Ergenekon’la ilişkisi olduğu iddia edilen yüksek rütbeli komutanların dahli olabileceğine tartışmalarını kaygıyla izliyoruz.

Dün Taraf ’taki konuyla ilgili haber ve yorumlarda ne denli ciddi ayrıntıların olduğunu gördük. Bunların yanı sıra, seçimler öncesi tabanın refleksleri kemikleştireceği için bölgedeki çatışma halinden çok da rahatsız olmadıklarını düşündüğüm PKK’nin komutanlarından Murat Karayılan’ın bile Uludere’deki ölümlerden birkaç gün önce söz konusu iddiaların odağında yer alan generalle ilgili uyarılarda bulunması da dikkate değer. Askerlerin Tunceli ve Uludere’deki tepki çeken operasyonlar konusunda hükümeti tam olarak enforme etmediklerine dair kaygıların, hükümet cephesinden bazı kurmaylarda da olduğunu görüyorum.

Ne var ki AKP’deki bu yaygın kanaat, parti yetkilileri tarafından halka açık bir dille açıklanmıyor. Söz konusu halen görevinin başında olan bir general olmasına karşın, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Silivri ve Kandil ittifakı” şeklinde özetlediği muğlâk adres göstermeleri de başta acılı Kürtler olmak üzere demokrat kesimleri tatmin etmekten çok uzakta.

Bölgedeki savaşın Ergenekon ve uzantıları tarafından körüklenmeye çalışıldığına, AKP’nin ise bu yapılanmayı tasfiye ederek sivil siyasetin muktedirleşmesini arzuladığına dair kanaat yakın zamana dek PKK çevresindeki Kürtler arasında da kabul görüyordu.

Kürtler statükoya karşı aldıkları bu gerçekçi tavırlarını, BDP’nin boykot çağrısına rağmen 12 Eylül referandumunda verdikleri kitlesel evetlerle de açıkça gösterdiler.

Ancak bölgenin yanı sıra, Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Adana ve Mersin gibi illerde yüz yüze görüştüğüm Kürt seçmenlerde bu kanaatin yerini yeniden yekpare devlet algısına bırakmaya başladığını gördüm. Üstelik de hızla.

Son günlerde yegane gündemleri genç ölümleri olan Kürtler, devlet aygıtından ayırıp sorunun direkt müsebbibi değil çözümün naif bir aktörü olarak gördükleri bir siyasal iktidarı daha müesses nizam partileri çöplüğüne göndermek üzereler.

Batıdaki milliyetçi oyları kaybetmemek kaygısıyla hareket eden hükümetin ortadaki tabloyu bizler gibi net bir dille ifade etmesini beklemenin çok da mümkün olmadığını elbette görüyorum. Oysa partinin en azından medyaya yansıyan yanıta muhtaç soruları dillendirmesinin pekala mümkün olduğunu düşünüyorum.

Hükümetin, tabanındaki ve dışındaki milliyetçi hassasiyetlere sahip kitleyi huzursuz etmemek üzere ketumlaşmasının, Kürt sorunu dahil olmak üzere kendisinden her alanda radikal reformlar bekleyen seçmenini de tatmin edeceğine dair yanlış bir öngörüye sahip olması ise başka bir sorun.

Hatırlayacaksınız, ilk dönemlerinden itibaren fiili başörtüsü yasaklarına dair uygulamaları deşifre eden AKP, 23 Nisan resepsiyonunda başörtülü bir üst düzey memurun parlamentodaki izleyici locasından çıkartılması olayının da üzerini örtmeye çalışmıştı.

Hükümeti acz içinde göstermemek kaygısıyla Muhafazakar basının “atladığı” ve üzerine yalnızca Taraf‘ın gittiği bu skandalda da açıkça görüldüğü üzere AKP ve özellikle Başbakan bir süredir tabanına “başardık, muktedirleştik” mesajı vermeye çalışıyor.

Belli ki bu yolla seçmeni nezdinde güvenirliliklerini arttıracaklarını düşünüyorlar.

Ancak bu zamansız zafer ilamı, bölgedeki son olaylarda olduğu gibi, doğrudan sorumlulukları olmayan ve hatta seçim öncesi doğuracağı sonuçlar açısından saflarının mağdurların yanına düştüğü durumlarda bile faturanın kendilerine çıkartılması sonucunu da beraberinde getiriyor.

Bu da AKP’nin bekasından ziyade çözüme zarar veriyor; savaşçıların çevresindeki kümeyi büyütüyor.

Önümüzdeki günlerde düzenleyeceği Diyarbakır mitinginde, Kürt sorunu konusunda son dönemdeki facia açıklamalarını revize etmesi beklenen Başbakan’ın dün Siirt’teki konuşmasında bu umuda dair izlere rastlamayı bekliyordum. Ne var ki yine üstü kapalı provokasyon söyleminin bir adım ötesine geçemedi. Yine sorumlu olarak, haklarında ciddi iddialar gündeme getirilen askeri bürokratları ima bile etmedi.

Başbakan seçim öncesi bu gergin atmosferi yumuşatacak açıklamaları her geciktirdiği günün dokuz yıllık iktidarları dönemindeki imajı olumsuz etkileyeceğini artık görmeli.

Erdoğan partisini diğerlerinden ayıran temel özelliğin müesses nizamın merkezine değil, bugüne değin çevrede yer alan muhalefetin merkezine oynamak olduğunu ve bu çevrede Kürtlerin de bulunduğunu yeniden hatırlamalı.

Cumhuriyet tarihi önümüzde duruyor işte. Türkiye halkı mağdur olduğu halde mağrur olan siyasilere patronun kimin olduğunu gösterir; bir takım pozlar takınmadan halk adına muktedirleşecek siyasileri de mutlaka ihya eder. Görmüyor musunuz?

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim