Lostra mı lostromo mu...

01.04.2010 00:21

Atilla Özdür

Virüs, bünyeye girmesin bir kez. Beşeri münasebetler bütünüyle çirkinleşip kirleniyor...

Açık hava seyyar lostra salonlarının sırayla dizilmiş eskinin birbirlerinden fiyakalı ve güzel boyacı sandıklarındaki o estetik güzellik ve zerafetin, virüs tahribatı sonrasında küçük çocukların çamurlu sandıklarındaki kirli çirkinliğe dönüşmesi, virüsün bünyeye yerleşmesinden...
MHP Başkan yardımcısı Oktay Vural, ilkmektep çocuklarından birine ayakkabılarını boyatıyor... İlkmektep çocuğu, aynı zamanda seyyar lostra salonunun da işletmecisi... Şirketin demirbaşları, çocuğun sırtına vurduğu kirli çamurlu kutu irisi bir sandıkçık ve muhtevası da, bir fırça ve bir plastik kabın içindeki üçüncü kaliteden pabuç boyası...
İlkmektep talebesinin, talebeliğin yanında seyyar lostra salonu işletmeciliğini de birlikte yürütmesi, Milli Eğitim Bakanı’nı, görüntüsündeki çirkinliğinden ötürü üzüyor... Bakanın üzüntüsü belki bundan değil de, MHP Başkan yardımcısı mebus Oktay Vural’ın pabuçlarını seyyar lostra salonunda bu küçük çocuğa boyatmasından...

Milli Eğitim Bakanı mebus hanım, gördüğü bu manzaraya, her yönden istismara açık bu kirli ticaretin ülke çapında derinliğine yayılmış olmasından ötürü üzülmekte, bir anlamda, utanmakta haklı...
MHP Başkan yardımcısı mebus Oktay Vural da, ‘anayasanın himayesinde’ gerçekleştirilen bu serbest ticaretin alıcı tarafında yer almaya, yine ‘anayasanın himayesinde’ hakkı bulunduğu için, haklı...
MHP başkan yardımcısı mebus Oktay Vural’ı lostra seçiminde haklı çıkaran ‘anayasa dengesinin’ karşı kefesindeki ilkmektep çocuğunun, sırtında taşıdığı kirli çamurlu mobil tezgahını istediği kişinin hizmetine sunabilme hak ve hürriyeti, serbest ticaret doktriniyle de ayrıca tahkimli...
Milli Eğitim Bakanı’nı utandıran bu alışverişteki para hareketini, kayıt kuyut bakımından kontrol dışı bırakmasından ötürü, bu manzaranın suçlu ve kabahatli tek kişisi, devletin Maliye Bakanı...
Oktay mebusun, Milli Eğitim Bakanı’nın utancına sebep bu memleket manzarasını savunurken kullandığı gerekçeler de, gayet yerinde ve mantıki ...
‘Ben olmasam da bu çocuk ayakkabı boyar’...
Evet boyar, boyar tabii, niçin boyamasındı...
Serbest ticaret dokrininin, hastalara doktorunu seçme hakkını tanıdığı gibi, hasta hakları sözleşmesi de, bu çocuğa pabucunu boyatacak müşterisini seçme hakkını tanıyor...
Şaşırmadık, aklımız yerinde...
Hepimiz, ister Genelkurmay Başkanı olsun, ister Başbakan, isterse Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Başkanı Palandöken olsun, hepimiz, ilkmektep talebesi pabucu yarım bu çocuğun anayasa ile birlikte serbest ticaret doktrininin kendisine tanıdığı hak ve hürriyetlerini kullanmasını takdir ve anlayışla karşılamak zorundayız...

‘Türedi ailesi...
Hacı ağa tipinin ilk yaratıldığı çocukluk günlerimde, yazarının başını yiyen kitabın adıdır, ‘Türedi Ailesi’...
Harp yıllarının zengin olmak isteyenleri Anadolu’dan İstanbul’a akarlar. Konya’dan 30 kuruşa alınan buğday, öğütüldükten sonra İstanbul’da 200 kuruşa kapanın elinde kalır.... Biz ve bizim gibi halk, biyolojik varlığını idamede binbir türlü güçlük ve imkansızlıklarla boğuşurken, Galatasaray’daki Tokatlıyan methalinin pastanelerinde enerji kaynaklarının palikaryası vitrinlenirdi...
Türedi aileleri, tıpkı bugünün devlet hayırseverleri gibi, zaman zaman hayır kurumlarına verdikleri üç beş kuruşluk göstermelik ianelerle vazifelerini yerine getirmişlik havasına girerler, bulaştıkları cümle pisliklerden kendilerini temizlemiş addederlerdi...
Bu kepazelik hâlâ da sürgit devam etmiyor mu...
İstanbul’un Tarlabaşı semtinde oturuyorduk... Fukara mahallelerine yeni gelenler çocuklarına ufak tefek işler yaptırarak onlardan destek umardı. Bunların kimisi dilenir, kimisi, koltuklarının altında gazete tomarları, ‘Yazıyor yazıyor, Alman tayyarelerini yazıyor’ diye bağıra bağıra İstanbul’da koşturup dururdular....
Şimdilerde gazeteler sabit mahallerde satılıyor ve fukara ailelerin çocukları gazete satma yerine, ayakkabı boyacılığına çıkıyorlar...

Günümüzün yalın gerçeklerine gelelim... ‘İlkmektep çocuğu boyacılık yapıyor, mebus kişi ayakkabılarını buna boyatıyor ve Milli Eğitim Bakanı da bu manzaradan utanç duyarak üzülüyor’...
Sosyal determinizm meydana getirdiği bu tahribatın sebebini Thomas Paine, İnsan Hakları isimli kitabında izah ediyor... Kur’an’ı Kerim’deki izahata kör bakanlara ithaf olunur.
‘Millet parasına en titiz bir namus duygusu ile el sürmek gerekir. O para yalnız zenginlerin parası değil, işçilerin fakirlerin mahsulüdür. Koyu sefalet ve yoksulluk içinde olanlardan bile alınarak toplanmıştır. Sokaklarda dolaşan bir dilenci yoktur ki, bu paranın içinde onun da küçücük bir payı bulunmasın’...
Thomas Paine 1790’yılında kaleme almış, ‘İnsan Hakları’nı, ‘Fukara vergisini çaktırmadan fukaranın kendisine ödetirler’ diyor... Çünkü satınaldığı her nesnenin içine ustalıkla saklanmıştır...
Günümüz medeni. Bedevi değil medeni Türkiye’sinde vasıtalı vergiler, toplam vergi hasılatının yüzde sekseni...
Çaktırmadan sokuyorlar...
Bayar, Menderes, İnönü, Demirel ile Ecevit ve Tayyip Erdoğan’ıyla birlikte Deniz Baykal’ı da dahil cümle politikacı ve bürokrasinin yanında, askeriye de başta gelen yaratıcısıdır,
‘İlkmektep lostracılığın’...
Darbelerdir bu salonların mimar ve mühendisleri...
Faks: (0212) 632 83 06

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim