1. HABERLER

  2. HABER

  3. Londra'yı, İşsiz ve Ümitsiz Gençler Yakıyor
Londrayı, İşsiz ve Ümitsiz Gençler Yakıyor

Londra'yı, İşsiz ve Ümitsiz Gençler Yakıyor

İngiltere sisteminin sebebiyet verdiği ahlaki çöküntünün çirkin sonuçlarını bütün dünya izlemeye devam ediyor.

A+A-

İlhan Gökalp’ın Haber Analizi:

İngiltere, 1980'lerde başını ağrıtan, güvensiz, huzursuz günlerini tekrar yaşıyor.

O dönem, Londra'nın Brixton, Tottenham semtleri ile Liverpool ve Birmingham kentlerinde yaşanan ırkçı isyanın bir benzeri dört gündür ekranlardan tüm dünyaya ulaşıyor. Londra alev alev yanarken, kimse çetelerin sonraki hedefini bilmiyor. İsyanın altında ise çeteleşmeye terk edilmiş, işsiz, ümitsiz ve eğitimsiz gençler yatıyor. Ahlakî çöküntü içindeler. Hiçbir şeye aidiyet hissetmiyorlar.

Ayaklanma ve yağma olaylarının fitilini ateşleyen hadise perşembe akşamı Londra'nın en düşük gelirli, uyuşturucu ve çetelerin beşiği olarak bilinen semti Tottenham'da özel polislerin dört çocuk babası siyahi Mark Duggan'ı şüpheli sıfatıyla öldürmesiyle başladı. Kızgın toplulukların polis merkezi önündeki iki günlük protestolarından sonra cumartesi akşamı isyancılar Tottenham'da çok sayıda binayı ve polis aracını ateşe vererek, ne zaman biteceği bilinmeyen yağma ve kundaklamanın fitilini ateşlediler. İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın gündemini uzun yıllardır meşgul eden gençlik çeteleri, üç günden beri Londra şehrini, dördüncü gün de çevre kentleri güvensiz ve huzursuz bir mekana dönüştürdüler.

Öğrenci eylemlerinde uyguladığı taktikler, Prens Charles ve eşinin bu gösteriler sırasında korunmasındaki zaaf, G20 zirvesinde masum bir gazete satıcısının itilerek kalp kriziyle ölmesi, telekulak skandalı gibi bir dizi olaydan sonra yeterince kötü bir şöhrete sahip Londra Emniyeti, maddi hasarı henüz tespit edilemeyen, yüzlerce binanın kundaklanması, işyerlerinin yağmalanması ve yakılmasına müdahalede çok etkisiz kaldı. Dünya siyasetine yön veren ve içişlerine ait meseleleri, televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında dünya politikasından daha az yer bulan bir ülke olarak İngiltere sokakların gerçeğiyle yüzleşmiş oldu.

Mesele ilk önce polis teşkilatının kurumsal ırkçılığına, siyahların ayaklanması şeklinde algılansa da, dört günlük manzara isyan ve yağma olaylarının aktörlerinin belirli bir ırkın mensubu olmadığını gösterdi. Mayıs 2010'dan bu yana tüm dikkatini ekonomik önlem paketlerine veren, sosyal yardımlar başta olmak üzere, sağlık ve eğitim alanında halkla karşı karşıya gelecek maddi kesintiler yapan Muhafazakar-Liberal koalisyonun en aciz günleri böylelikle başlamış oldu. Başbakan David Cameron, şubat ayındaki Münih güvenlik koferansında çok kültürlü toplum projesinin başarısızlığını ifade ettikten sonra 'Müslümanlar topluma entegre olmalı ve aşırılık yanlılarını dışlamalı' diyerek, Avrupa'da yükselen Müslüman karşıtı sağ düşünceye dolaylı destek vermişti.

Fransa'nın 2005'te yüzleştiği, o zamanlar içişleri bakanı olan Sarkozy'nin ayaktakımı olarak nitelendirdiği işsiz, ümitsiz, eğitimsiz çeteleşmeye mahkum edilmiş, ayrımcılık kurbanı göçmenler aslında tüm Avrupa ülkeri için tehlike çanıydı. Eski İtalya Başbakanı Giuliano Amato'nun "Yaşlı nesiller, genç nesillerin geleceğini yediler" sözleriyle ifade ettiği bir genç nesil huzursuzluğu, Avrupa ülkelerinin de her an bu durumla karşı karşıya kalabileceğinin sinyallerini veriyordu. İngiltere genç nüfusunda, azımsanmayacak kadar çok işsiz, mutsuz, ahlaki çöküntü içerisinde ve hiçbir şeye aidiyet hissetmeyen topluluklar var. Bu toplulukların hayattan beklentileri dans etmekten, seksten, tüketim toplumunun bir parçası olmaktan öteye gidemiyor. Eğitim sistemi ihtiyaçlarına yanıt vermeyince çok sayıda genç (maalesef Türkiyeli göçmenlerin çocukları da dahil) hip-hop ve çete kültürünün bir parçası olarak sonuçlarını düşünmeden kolay para için uyuşturucu ve çetelere bulaşıyor.

İngiltere'deki gelmiş geçmiş hükümetler toplumu bu tür saldırganlıklardan koruyacak sosyal bariyerleri onarmakta yetersiz kaldılar. Cumartesi günü işte bu bariyerler yıkıldı. İngiltere sisteminin sebebiyet verdiği ahlaki çöküntünün çirkin sonuçlarını bütün dünya izlemeye devam ediyor. Londra Belediye Başkanı Boris Johnson 'ekonomik ve fırsat eşitsizliği ile bu olaylar savunulamaz' dese de, yağmacıların seslerini duyurma şekli ve toplumla iletişim mesajı bu. Bu gençler, zengin İngiliz kentlerinin göbeğinde yaşarken, kendilerini bu kentlerin bir parçası olarak görmüyorlar. Uyarı işaretleri de aslında yıllardır geliyordu, özellikle de polisin bildiği 169 çeteye sahip Londra'da. Eğitimsizliğin, nefretin ve yoksulluğun kol gezdiği İngiltere varoşlarındaki çetelerin öfkesi ne zaman bitecek ve nereye kadar sürecek kimse bilemiyor fakat hükümetin bu bölgelerle ilgili acil bir eylem planı yapması elzem gibi görünüyor.

ZAMAN 

HABERE YORUM KAT