1. YAZARLAR

  2. Muhsin Kızılkaya

  3. Limuzin değil Mem û Zîn
Muhsin Kızılkaya

Muhsin Kızılkaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Limuzin değil Mem û Zîn

A+A-

Abdullah Öcalan yakalanıp ömür boyu hapis cezasını çekmek üzere İmralı Adası’na kapatıldığının ilk yıllarında, okumuş yazmış PKK taraftarı Kürtler arasında tatlı bir yarış baş göstermişti; Öcalan’ın okuduğu kitapları okumak! Haftalık görüşmelerde avukatlar Öcalan’a kitaplar götürüyor, nizamiyede kontrol edilen her şey gibi kitap ve dergiler de kontrol ediliyor, artık kim o kontrolü yapıyorsa, o görevlinin seçtiği “sakıncalı” kitaplar bir bir ayıklanıyor, geride kalan “sakıncasızlar” ona veriliyordu.

Bu kitapların arasında çokça felsefe, tarih, toplumbilim ve hatta pozitif bilimlere dair kitaplar da vardı. Mesela üzerinde “Kuantum Fiziği” yazılan bir kitap varsa, sakıncasız görüldüğü için o kitap hemen Öcalan’a veriliyordu.

Hapishanede vakit bol, Öcalan da belli ki okumayı seven biri, o kitaplarda bulabildiği her bilgi kırıntısından faydalanmak onun işi ve ilk avukat görüşmesinde o hafta okudu kitaptan bahsedince de, o kitap ülkenin her yerine dağılmış olan PKK taraftarı Kürtler arasında anında en çok satan kitap oluyordu. Amin Maalouf’un “Işık Bahçeleri” romanı bu kitaplardan biridir mesela. İlk baskısı uzun süre raflarda kalan ve çok az satan kitabın Öcalan tarafından okununca anında üst üste birkaç baskı yaptığını biliyorum.

İnsan merak etmez mi?

Hemen arkasından bir ara Öcalan “Kuantum Fiziği”ne merak sarınca da, fizik kitaplarının revaçta olduğu bir dönem başladı.

Örneğin o tarihlerde Malatya’ya bir toplantı için gittiğimde herkesin elinde Kuantum Fiziği üzerine kitaplar görünce hiç şaşırmamış, tam tersine meseleyi ben de kanıksadığım için, kitapların içeriği üzerine bazı gençlerle sohbet bile etmiştim.

Her kültürde olduğu gibi şefin, önderin, şeyhin yaptıklarında, okuduklarında keramet aranır ya.,. ve genellikle o keramet bulunmaz ya.. ama yine de şeyhin bir bildiği var diye o yoldan dönülmez ya.. öyle bir şeydi Kürt gençlerininki de.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Norşîn’de “Mem û Zîn de bizim kültürel mirasımızın bir parçasıdır” mealinde bir şeyler söyleyince aklıma nedense yukarıda anlattığım Öcalan’ın okuduğu kitapların serüveni geldi.

Hah işte dedim kendi kendime, nihayet “Mem û Zîn”în makus talihi yeniliyor. Şimdi herkes kitapçılara koşacak, Cumhurbaşkanı’nın bu kadar önemsediği kitap “acaba ne ola” diye satın alacak. Çünkü bu konuda önemde bolca örnek vardı.

Kavgam moda olmuştu Bir zamanlar çokça meşhur olan “Kurtlar Vadisi” dizisinde senaristler ve “konsept abi” (ha bu abi de kim diye sormayın,

o sizi çok iyi tanıyor) dizinin karakterlerinden birinin eline Hitler’in “Kavgam”ını tutuşturunca, çoluk çocuk, torun torba, tosun mosun, siyah takım elbisenin içine beyaz gömlek giyen, beyaz çoraplı bütün ağır ağabeyler de dahil olmak üzere kitapçılara koşmuş, bir delinin hezeyanları ve Almanya’nın çeşitli eyaletlerindeki ekonomik durumu gösteren istatistikleriyle dolu kitabı alıp evlerinin yolunu tutmuştu.

Bazı sosyologlar da bu durumdan çok ürkmüş, hatta Alman devleti bu kitabın yasaklanması için Türk hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmayı bile düşünmüştü.

Haklıydılar, birçok ülkede yasak olan bu kitabı ne olmuştu da Türkler yıllar sonra keşfetmişti? Milli Şef yılları değildi, elhamdulillah Başbakanımız Recep Peker hiç değildi! Yoksa Hitler’in ruhu mu hortluyordu? Olmaz demeyin, bir meczup helvasını bile yapıp dağıtmıştı Kayseri’de o günlerde, adamlar korkmakta haklıydılar.

Ermeni dilcilerimiz

Ha bu arada “Norşîn” demişken bırakıp geçmeyelim. Sevan Nişanyan, yeryüzüne serpiştirilmiş bilgi namına ne varsa varsa, hepsinden önemli oranda aklının bir yerine yerleştirmiş olan nevi şahsına münhasır bir Ermeni yurttaşımızdır. Türkçenin en önemli etimoloji sözlüklerinden birinin de müellifidir; hatta diğer iki sözlüğün yazarları da nedense Ermenidir, Türk Dil Kurumu’nun ilk başkanı da Atatürk’ün ona uygun gördüğü “Dilaçar” soyadıyla bilinen Agop’tur.

“Bütün dünya milletleri Türk soyundan gelir” diye kabaca özetleyebileceğimiz “Türk Tarih Tezi ile “Bütün dünya dilleri Türkçeden türemiştir” diyen Güneş Dil Teorisi’nin önemli mimarlarından biri olarak kabul edilir Agop Dilaçar.

Ha, “Türkçülüğün Esasları” kitabının yazarı Ziya Gökalp de Diyarbakırlı bir Kürttür. Neyse bu ayrı mevzu... Demek ki Agop’ların arasında sadece meyhaneci değil, dilbilimci de çıkıyormuş...

İşte bu Nişanyan, “norşîn” kelimesinin Ermenice olduğunu söyledi. Valla Nişanyan öyle diyorsa ben öyle değil diyemem, benim her şekilde tükettiğim sıvı kadar mürekkep yalamış bir zattır, en doğrusunu o bilir. Ama “norşîn” kelimesinin etimolojisini bir tarafa bırakırsak, fonetiği Kürtçede bana çok şey hatırlatıyor.

‘Nur’un yeşerdiği yer

Naçizane bu dili iyi bilenlerden biriyim, “nur” bildiğimiz şey, “şîn” Kürtçede hem “mavi” anlamına gelir, hem de “yeşerme”yi ihtiva eder. Tarih boyunca ilim, irfan yuvası medreseleri, şeyhleri, fakihleri, alimleriyle nam salmış “norşîn”e “nurun yeşerdiği yer” adını vermek, oraya hiç de yakışmayan bir isim olmasa gerek.

Yani adını Kürtçede böyle de okuyabileceğiniz gibi, Ermenicede Nişanyan’ın söylediği gibi de okuyabilirsiniz. Ne de olsa “Üsküdar’dan bu yana” hepimizin yurdu lo! Şair Ahmed Arif “kimin yurdu?” diye sormuştu da, anasından emdiği sütü burnundan getirmişlerdi. “Filinta” adını koyduğu oğluna zarar verir diye bir daha şiir bile yazmadı büyük şair, hepsini hafızasında tuttu, kağıda geçirmeden aramızdan ayrıldı; bu günleri görmeden ölmesi ne kadar acı değil mi?

Halk destanı derya deniz

Gelelim Cumhurbaşkanı’nın “kültürel mirasımız” dediği  Mem û Zîn’e... Büyük tasavvuf alimi hemşerim Ehmedê Xanî, ölümsüz eseri 17. yüzyılda yazmış. “Memê Alan” (Alanlı Memo) adıyla bilinen halk destanından yola çıkarak yeni bir hikaye kurgulamış üstat. Peri padişahının üç çöpçatan kızı birbirinden fersah fersah uzakta bulunan Mem ile Zin’i bir gece yataklarından alıp birbirinin koynuna sokar, sabah uyandıklarında rüya gördüklerini sanmasınlar diye de yüzüklerini değiştirirler. İşte bu halk destanı, derya deniz bir tasavvuf aliminin derin bilgisiyle birleşince, bütün çağların en önemli eserlerinden biri meydana gelmiş.

Kitap ilk olarak 1919 yılında, medreselerin tozlu raflarından, alimlerin arşivlerinden çıkıp İstanbul’da okuyucuyla buluştu.

Kitabı yayına hazırlayan Müksü Hamza’dır. Bedüzzaman Sadi

Nursi’nin de talebesi olan Hamza’nın önsözüyle Arap harfleriyle çıkan “Mum û Zîn”,  1968 yılına kadar eroin kadar tehlikeli bir kitap olarak bazılarının zulasında saklı kaldı. 1968 yılında zamanın Lice müftüsü Mehmet Emin Bozarslan (ki şu anda İsveç’te sürgündedir) tarafından Latin harflerine adapte edilerek, Türkçe çevirisiyle birlikte yayınlandı.

‘Açılım’ı çok görmeyin

İlginçtir, Mükslü Hamza’nın 1919’da İstanbul’da yazdığı önsözü Bozarslan 1968 yılında kitaba koymaya cesaret edemedi.

Çünkü aradan geçen yıllar, Kürtlerin varlığını yoksaymış, Hamza’nın önsözde sözünü ettiği şeyler çoktan tehlikeli, yasaklı, bölücü fikirler haline gelmişti.

Bütün toplumlar ilerler, Kürtlerin başına gelenlere bakın ve ne olur “açılımı” çok görmeyin!

Öcalan Kuantum Fiziği kitaplarından bahseder, yok satarlar.

Hitler’in “Kavgam”ı kurtların diline düşer peynir ekmek gibi gider. Cumhurbaşkanı bir halkın kültürünün temel eserlerinden birinden bahseder, başta aydınlar olmak üzere hiç kimse, “bu kitabı bu kadar önemli kılan şey ne olsa gerek” diye merak edip kitapçılara koşmaz.

Oysa şimdi birisi Avutsa Kitapevi’nin, diğeri Deng yayınlarının çıkardığı iki mükemmel “Mem û Zin” duruyor Türkçesiyle beraber kitapçı raflarında.

Mekanı Datça olsun Can Yücel baba, bu kitapla ilgili sohbet ederken yazar arkadaşım Firat Ceweri’ye, “Türk aydınlarına Mem û Zin’den fazla bahsetmeyin, onlar limuzin sanır” demişti de taşı gediğine koymuştu!

Ha, hala bu kitapta ne olduğunu merak etmiyor musunuz?

Valla Süleymaniye Üniversitesi’nde “Mem û Zîn” üzerine profesörlük tezi yazmış olan Mustafa İzzet Resul duyarsa çok üzülür. Çünkü hocanın bu kitapla ilgili yazdığı tez, tam tamına yedi cilttir de ondan.

STAR

YAZIYA YORUM KAT