Libya'da Gelinen Nokta ve Beklenen Gün

30.06.2011 00:31
Libyada Gelinen Nokta ve Beklenen Gün
Libya’daki son durumu ve muhtemel geleceği Lokman Doğmuş, Haksöz-Haber okuyucuları için değerlendirdi.

Libya’da Kaddafi güçleri ile muhalifler arasında devam eden savaşta gelinen noktayı değerlendiren Lokman Doğmuş, NATO müdahalesinden muhaliflerin tutarlılığına, gerek Kaddafi ve gerekse muhaliflerin İsrail’e yönelik tutumlarından muhaliflerin Batı karşısında çizmeye çalıştıkları imaja ve muhalifleri bekleyen zorluklara değin birçok konuyu analiz ediyor.  

TRABLUS'TA BEKLENEN GÜN

Lokman Doğmuş / Haksöz-Haber

Dört aya yaklaşan savaş sürecinde Libya nihayet Trablus'a sıkışan Kaddafi ile muhalefetin izleyeceği strateji ekseninde final aşamasını bekliyor. Ancak bu aşamanın ne zaman geleceği ve nasıl olacağı ile ilgili çeşitli spekülasyonlar yapılmakta ve NATO bombaları desteğinde süren savaşın nihai olarak Libyalılar tarafından beklenen bir şekilde biteceğine dair endişeler artmaktadır. Çeşitli kesimlerde kafa karışıklığı ve farklı tepkilere yol açan NATO müdahalesi bu endişelerin baş sebeplerinden biridir.

Ancak süregiden savaş Libya'da diktatörlüğün acımasızlığını ve vahşetini de ortaya koymuş bulunuyor. 17 Şubat’ta başlayan muhalefet eylemlerini bastırma yöntemi dâhil baştan itibaren Kaddafi'nin taktiği kuralsız ve ahlaksız olmuştur. 17 Şubat'tan itibaren şehrin değişik bölgelerinde konuşlanan kontrol noktalarında kamyonetlere makineli tüfeklerin yanında uçaksavarlar da monte edilmişti. NATO'nun müdahalesinin henüz hiç gündemde bile olmadığı ilk günlerde bunu anlamak için fazla zaman geçmesine gerek kalmadı. Bazı askerler muhalif gösteri yapan silahsız halkı uçaksavarlarla vurmaya çalışıyordu. Halkı rastgele silahla tarayan askerler savaş başladıktan sonra da şehirleri rastgele uzun menzilli füzelerle vurmaya başladı. Yakaladıkları muhalifleri yine hiçbir uluslararası savaş kuralına uymadan her türlü işkenceye maruz bıraktıktan sonra da kimi zaman kafalarına sıkarak öldürüyor kimi zaman da kan kaybederek ölmesini bekliyorlar. Kaddafi yanlılarının bu yaptıkları Kaddafi'nin yıkımdan başka bir planının olmadığını gösteriyor.

kaddafi-yanlilari-libyali-kadinlar.jpg

Ancak her zamanki gibi kendi yaptıklarını görmezden gelip NATO'yu suçlamak Kaddafi ve yanlılarına daha kolay geliyor. Muhalefet eylemlerinin başladığı Şubat ayında Zaviye'de gösterileri kanlı bir şekilde bastırmaktan sorumlu Halid el-Huveylidi'nin 20 Haziran 2010 günü NATO güçlerinin saldırısında ailesinden çok sayıda kişinin ölmesi üzerine; Kaddafi, Cemahiriye Televizyonundan yayınlanan ses kaydında Huveylidi'nin evinin ve dolayısıyla kendisinin ve yakınlarının evlerinin nasıl olur da meşru hedef olduğunu pervasızca sorgulamaya çalışıyor ve hangi BM kararına uyduğunu soruyordu. Oysa kendi emriyle askerlerinin, şehirlerin tamamının uzaktan grad füzeleriyle hiçbir kural gözetmeden cami dâhil her yeri meşru hedef görerek vurmalarının hangi kurala uyup uymadığını hiçbir zaman sorgulamadı. Kaddafi kendi askerlerinin Zaviye ve Misrata'da yıktığı camileri ve harabe haline getirdikleri şehirleri unutup NATO'nun Huveylidi'nin evine yapılan saldırısı esnasında yıkılan camiyi hatırlatarak NATO'nun haçlı ve Hıristiyan olduğu için camileri vurduğu tespitini yapıyordu. Trablus'ta bir eve baskın yapıp üç kişiyi öldüren ve bunlardan yaralı olan bir gencin de ölmesini beklerken sigara içen askerlerini soruşturmayan Kaddafi, Huveylidi'nin evindeki sivillerin vurulmasını eleştiriyordu. Yıllardır suikastla öldürdüğü insanları unutup düşman bile olsa NATO'nun suikastla kimseyi öldüremeyeceğini söylüyordu.

Kaddafi'nin amaçsız, organizesiz ve acımasız askerlerinin bu şekilde bir başarı elde edemeyecekleri açıktır. Öte yandan NATO askerî üsleri bombalarken Kaddafi NATO saldırılarını "sömürgeci haçlı saldırısı" olarak niteliyor. Ancak bu sömürgeci haçlılarla savaşacağına elindeki bütün imkânları Libya halkının evlerini, okullarını camilerini kısaca bütün varlıklarını yok etmek için kullanıyor. Nalut'u uzaktan bombalamakla yetinmeyen askerler bu bölgenin haftalarca elektriğini kestiler ve 30 Mayıs 2011'de bir çiftliği yaktılar. Ancak bundan öte şehirlere atılan füzeler birçok evi harabeye çevirmiş durumda. Zaviye, Giryan ve Trablus gibi cephelerin ayrışmadığı yerlerde ev basmalar, evlerin mahremiyetine tecavüz ederek işgal etme, ziynet eşyalarını alma ve tüm aileyi gözaltına almak gibi ürkütücü yöntemlerle halkı sindirmeye çalışan Kaddafi yanlılarının bütün propagandalarına rağmen gerçek anlamda NATO ile savaştıklarını kabul ettirmesi imkânsız gözüküyor. Nafusa Dağlarında muhaliflerce bulunan uluslararası olarak yasaklanmış mayınlar da yabancı kara birliklerinin bulunmadığı ülkede gerçek anlamda halk düşmanı bir yöntem izlendiğini gösteriyor.

Kaddafi'nin askerleri yakın zamana kadar Tunus üzerinden; Tunus sınırı muhaliflerin eline geçtikten ve Tunus, Geçici Milli Konsey'i tanıdıktan sonra da Cezayir'den hem silah hem de paralı asker desteği alabilmektedir. Buna karşılık muhalifler hâlen Kaddafi'den ayrılan askerlerin getirdiği silahlarla ve kendi imkânları ölçüsünde aldıkları eğitimle savaşa devam ediyorlar. Üstelik finansal kaynak bulma konusunda da önemli derecede sıkıntılarla baş başa iken. 42 yıl boyunca engellendiği için tecrübeli herhangi bir organizasyon da bulunmamaktadır. Muhalefetin karşısında hiçbir ahlaki ölçüsü olmayan başıboş ve füzeleri ateşleyebilen askerler, kendilerinin ise aileleri, çocukları evleri kısaca her şeyleri var. Bu durumda muhaliflerin yavaş davranmalarını yadırgamamak gerekmektedir.  

NATO'nun "sivillerin korunması" temel hedefinde şehirlerin mezbahaya çevrilmesini engelleme, Kaddafi askerlerinin Bingazi ve doğusundaki şehirleri kuşatması noktasında gözle görülür bir başarı elde ettiğini de yadsımamak gerekir. Ancak Mısrata, Cebel Garbi gibi bölgelerde ise muhaliflerin günlerce NATO'dan gelecek bir desteği bekledikleri ve bu esnada çok kayıp verdikleri de biliniyor. NATO'nun tek amacının Libya'yı ele geçirmek olduğunu düşünenlerin abartarak yansıttıkları NATO bombalamalarının yaptığı yıkım Kaddafi'nin şehir yıkımları ile karşılaştırılamayacak kadar azdır. Mısrata, Nalut gibi yerlerde uzaktan şehre füze atarak yaptığı saldırılar, NATO'nun istihbarat sonucu ve önceden uyararak yaptığı bombalamalarla kıyas götürmez. Buna rağmen bazı sivillerin vurulması sonucu NATO'dan eleştiriler gelmeye başladı. Haziran ayı sonunda İtalya insani yardımların ulaştırılması için NATO operasyonlarının geçici olarak askıya alınmasını istedi. Ancak diğer NATO üyeleri Fransa ve İngiltere bu öneriye kesin olarak karşı çıktılar. Amerika ilk NATO müdahalesinde aktif rol oynarken Nisan ayında uçaklarını çekerek katılımını sınırlandırdı ve arka planda kalmaya çalıştı. 25 Haziran 2011'de ise Amerikan Temsilciler Meclisi Obama'ya yetki veren tasarıyı reddetti ancak aynı zamanda Amerika'nın askeri harekâtlara olan mali desteğini çekmesi isteğini de reddetti. 28 NATO üyesinden sekiz tanesi İngiltere, Fransa, Belçika, Kanada, Norveç, Danimarka ve İtalya operasyonda doğrudan rol alırken Almanya gibi bazı ülkeler katılmayı reddettiler. Böyle birçok sesliliğe Kaddafi'nin ordusunda şahit olmak şu ana kadar mümkün olmadı.

kaddafi-yanlilari-libyali-kadinlar01.jpg

Bütün müdahalelere rağmen sonuç gene de Trablus'un akıbeti ile belirginleşecektir. Trablus'ta savaştan önce en çok dile getirilen güvenlik aygıtı olarak Trablus'un üçte birinin gizli polis olduğu şeklindeydi. Savaş öncesinde yıllarca en ufak bir hareketi gözetleyip gerekirse yok etmek amacıyla çalışan bu gizemli örgüt Trablus için şu an hâlâ etkin bir şekilde çalışmakta ve Kaddafi'nin dağıttığı paralarla daha da katlanılmaz hale gelmektedir. Üstelik bunun yanında Kaddafi'nin bir milyon kişiye dağıtacağını söylediği silahlar gerçekte bu tür amaçlar için çalışmaya teşne sorunlu insanların eline geçince Trablus'taki muhaliflerin hareket alanı iyice daralmaya başladı.

Trablus’ta Binlerce Gözaltı

Kaddafi'nin istihbarat aygıtı Trablus'ta çalışmaya devam ediyor. Muhalefetin başladığı günlerde Trablus'tan el-Cezire ve diğer haber televizyonlarını arayanların hemen tamamı gözaltına alınıp bilinmeyen yerlere götürüldü. Daha sonraki günlerde de dünyanın çeşitli yerlerinde gösteri yapan muhaliflerin Trablus'taki akrabaları taciz edildi. Örneğin Avustralya'da muhalif bir gösteriye katılan gençlerin internet görüntülerinden yola çıkarak Libya'daki evleri basılıp akrabaları gözaltına alındı.

Trablus'ta internet çalışmıyor ve cep telefonlarıyla kısa mesaj gönderme uygulaması kesilmiş durumda. Bunun yanında çok sayıda gözaltı haberi geliyor. Dört ayda toplam 50 bin kişinin gözaltına alındığı sanılıyor. Gözaltına alınmanın herhangi bir önemli sebebinin olması gerekmiyor. Örneğin kurtarılmış bölgelerden birisinden olmak ya da muhalefete katılımını ilan etmiş bir kabileye mensup olmak gözaltına alınmak için yeterli sebeptir. Ayrıca Trablus'ta ilk günden beri görülen yaşamsal sorunlar katlanarak devam etmektedir. Başta on kat artan fiyatlar, boşalan market rafları, kilometrelerce uzayan benzin kuyrukları, sıraya girmeden benzin alan askerler, gece sokaklara hakim olan çatışmalar hayatı adeta yaşanmaz hale getirmiştir.

bingazi.jpg

İsrail Faktörü

Kuzey Afrika'daki gelişmeleri korku ve endişeyle izleyen İsrail'in Kaddafi yanlısı tutumu görmezden gelindi. Savaş esnasında Siyonist kesimler tarafından, Kaddafi'nin başta kalmasının İsrail için daha iyi olacağı yönünde yorumlar yapılırken Kaddafi'nin İsrail'den silah ve teknik destek aldığı da söylendi. Kaddafi'nin İsrail ile ilgili tutumu ise bilindiği gibi tamamen ilkesizlik üzerine kuruludur. Kaddafi'nin İsrail politikası diğer Arap diktatörlerinkinden bir adım ilerde ve şaibeli bir şekilde süregeldi. Görünüşte İsrail aleyhtarlığı yapmaya devam etti ancak "İsratin" olarak öne sürdüğü ucube önerisini kimse dikkate almayınca İsrail ile gizlice ilişki kurmaya devam etti. Libya'ya İsrail pasaportu sahibi veya İsrail'e giriş yapmış bir kimse giremezdi. Ancak bu sadece İsrail politikasının görünen yüzüydü ve perde arkasında Kaddafi aslında İsrail yararına çok önemli olaylara imza atıyordu. Lübnanlı Musa Sadr’ın kaybolması ve Fethi Şikaki'nin Malta'da şehit edilmesindeki rolü her zaman şüphe konusu olmaya devam etti.

Bunun yanında Libya muhalefetinin de İsrail ile ilişkiler kurduğu yönünde birtakım spekülasyonlar yapılıyor. Fransız temsilcisi olarak Bingazi'de bulunan Bernard Henri Levi'nin Bingazi'den İsrail'e "diğer demokratik ülkelerle olduğu gibi İsrail ile de iyi ilişkiler kuracakları" mesajı götürdüğü söylendi. Ancak muhalefet bunu kesin bir dille reddetti. Kudsu’l Arabi'nin Libya muhalefetini sert bir dille eleştiren yazarı Abdulbari Atwan'ın  "O zaman neden Levi'yi Bingazi'de barındırıyorsunuz?" eleştirisine yönelik verilen cevap, Levi'nin Fransa'nın resmi bir görevlisi olarak Bingazi'de bulunduğu şeklindeydi.

libyali-kadinlar-bingazi.jpg

Kaddafi Sonrası Muhalefeti Bekleyen Zorluklar

Muhalefetin Kaddafi'yi devirmesiyle birlikte daha zorlu bir sürecin başlayacağı görülüyor. Daha önce Mısır ve Tunus'ta olduğu gibi alternatif siyasi önder ve organizasyonlar bulunmadığı için ilk başta bir boşluk olacağı tahmin ediliyor. Ancak Libya'da muhalif kesimler daha ilk günlerden itibaren geçici meclis, daha sonra da geçici bir hükümet kurarak bu konudaki şüpheleri bertaraf etmeyi başarmış bulunuyor. Her ne kadar Geçici Başbakan Mahmut Cibril Kaddafi sonrası için 6 aylık geçici bir hükümet kurulacağını bu hükümetin gözetiminde anayasanın oylanacağını, yeni hükümetin biçimleneceğini ve cumhurbaşkanı seçimlerinin yapılacağını söylediyse de gelecekte nasıl bir siyasi sistemin kurulacağı ve hangi eğilimin etkili olacağı merak ediliyor.

Tüm belirsizliklere rağmen Kaddafi sonrası nasıl bir sistem olacağıyla ilgili ipuçları şimdiden ortaya çıkmış bulunmaktadır. Göründüğü kadarıyla muhalefet demokraside uzlaşmış bulunuyor ancak muhalefet tek renkli olmayıp muhalefetin içinde laik eğilimliler bulunduğu gibi Müslüman Kardeşler’e yakın isimlerin de etkili olacağı söylenebilir. Libya'da çok gizli ve sınırlı da olsa Müslüman Kardeşler'in kökeni çok eskilere dayanıyor. İhtilaldan önce Mısır'dan Libya'ya iltica eden İhvan üyesi öğretmenlerin çalışmaları ve Libya'dan Mısır'a giden öğrencilerin burada İhvan ile tanışmaları sonucu Libya Müslüman Kardeşler’le tanıştı. 1967’de Libya İhvan örgütü kurulmuştu. Kaddafi ihtilal yaptıktan sonra önce Mısır'dan Libya'ya iltica etmiş bulunan İhvan üyelerini Mısır'a teslim etmekle işe başladı. Daha sonra da "Amerikan uşakları" olmakla suçladığı diğer İhvan üyelerini de tutuklattı. 1973 Kültür devriminden sonra Kaddafi takip edip gözaltına aldığı İhvan üyelerinden bazılarını televizyona çıkararak zorla "İhvan’ı kapattıklarını ve bir daha da kurmaya çalışmayacaklarını" söyletti. Bundan sonra 1998 tarihine kadar İhvan gizlice çalıştı. 1998'de Kaddafi'nin istihbaratına yakalanan İhvan üyelerinden 152'si tutuklandı. Bunlardan bir kısmı idam cezasına çarptırıldı, bir kısmı da ömür boyu hapse mahkûm edildi.  

Kaddafi'nin her yeri saran istihbaratına karşı taktik geliştiren İhvan gizlice çalışmaya devam etti. Nihayet muhalefet eylemlerinin başlamasından dört ay sonra bütün dünya Trablus'un nasıl düşeceği üzerine senaryolar hazırlarken İhvan'ın deneyimli temsilcisi Bingazi ile Trablus'taki gruplar arasında bağlantı kurulduğunu açıkladı. Geçici Milli Meclis üyesi Emin Belhac'ın verdiği bilgiye göre Trablus'taki elemanlarıyla her gün görüşüyor ve muhtemel bir isyanın planları yapılıyordu.

Ancak İhvan'ın bu sınırlı ve nispeten etkili varlığına karşılık, Batı ülkelerinin Libya'da el-Kaidenin varlığı ile ilgili şüphelerine karşı Libya muhalefet cephesinde el-Kaide ile ilgili konularda Batı yanlısı görünme hevesiyle yapılan açıklamalar muhalefetin bu konuda kesin ve tutarlı bir tavrının henüz bulunmadığını gösteriyor. Ancak daha ilginci yine aynı amaç çerçevesinde bazı Libyalıların Batı’yı ve NATO'yu ürkütmeme adına giriştikleri çabalarda gözükmektedir. Libyalı muhaliflerce internet üzerinden yayınlanan gazetelerden olan el-Yevm gazetesinde Mustafa Süleyman Reyhan'a ait bir yazı bu konuda ilginç bir örnek olacaktır. Muhalif başka sitelerin de yayınladıkları bu yazıda yazar Geçici Milli Meclis üyelerinin dini kıyafetlerle medya önünde görünmelerinin durdurulmasını, cephede dini kıyafetlerle gezenlerin iyi niyetli bile olsa kamera karşısına çıkmamaları gibi bir dizi önerilerde bulunuyor. Aksi takdirde Batılı devletlerin Libya devrimine asla müsamaha göstermeyecekleri öngörüsünde bulunuyor. Nitekim Bingazi'de bir cuma imamının işine son verilmesi de bu konudaki endişenin boyutunu gösteriyor.

libyali-kadinlar-bingazi02.jpg

Öte yandan Libya'nın başlıca sorunlarından olan yasadışı göç konusunda da muhalefetin Kaddafi'yi taklit etmesi gibi bir risk de önlerinde bulunmaktadır. Geçen yıllarda yasadışı göçü durdurma karşılığında Batı ülkelerinden yıllık beş milyar dolar isteyen Kaddafi hatırlanacağı gibi eylemlerin başladığı günlerde Batı ülkelerini bu göçlere izin vermekle tehdit etmişti. Savaş boyunca da kimi zaman gemilere zorla bindirilen farklı ülkelerden birçok kişi Malta ve İtalya'ya inmiş, bazı gemiler Akdeniz'de kaybolunca da çok sayıda insan açlık ve susuzluktan ölmüştü. Bu durumda yeni kurulacak sistemin de göç konusunda önemli bir sorumlulukla karşılaşacağı görülüyor.

Pek uzak olmayan bir gelecekte Kaddafi kendi halkını küçük düşüren, fesad üzerine kurulu zalim sisteminin çöktüğünü görecek ve nihayet Libyalıların uzun ve kanlı mücadelesi karşısında yenilecektir. Kaddafi sonrası için nihai olarak Libya'da ne olacağını kestirmek oldukça zor gözüküyor. Ancak hak isteyen sivil insanların silahlı bir eyleme sürüklenmek zorunda bırakılışı ve NATO müdahalesi hem Müslümanlar hem de diğer muhalif hareketler açısından önemli bir deneyim olmaya adaydır.

 

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim