Libya ve Irak’ın ortak trajedisi...

23.03.2011 00:03

Osman Atalay

19 Mart 2003 tarihinde ABD ve İngiltere, Irak’ı hava bombardımanı ile inim inim inletti.

19 Mart 2011 Cumartesi günü de BM Güvenlik Konseyi kararı ile Libya’ya havadan ve denizden büyük bir askeri operasyona başlandı. ABD, Fransa ve İngiltere yine baş aktörler arasında.

Fakat BM kararının 10 lehte, 5 çekimser oylama ile geçmesi de ilginç. Kaddafi’nin “petrol anlaşmaları yapacağı ülkeler” olarak ilan ettiği yeni ortakları Rusya, Çin ve Hindistan çekimser oy kullanan ülkeler arasında idi. Şimdi herkes Libya’da neler yaşanacağını merakla izliyor...

Yapılan en önemli uyarı Libya’nın Irak’a dönüşmemesi temennisidir. 8 sene geriye gittiğimizde Saddam Hüseyin profili ile Kaddafi profilinin ne kadar birbirine benzediğini görüyoruz. Libya’nın yarını, bugünün Irak’ından farksız olmayacak. İslam ülkeleri liderleri kendi halklarını katlederken, batının kurtarıcı rolüyle gelmesi medeniyetimizin ve tarihimizin ruhunu, yüreğini kanatıyor.

Kaddafi işine gelince batıyı tehdit ediyor, işine gelince Sarkozy’ye maddi yardımda bulunuyordu, dengesiz açıklamaları ile beraber ülkesini uçurumun eşiğine getirmesi onun hiç de umurunda değildi. Bir aydır Libya’nın göz göre göre doğu ve batı bölgesini adeta ikiye böldü. Kendi halkı üzerine acımasızca kurşun ve bombalar yağdırdı, öfke ve nefretini kendi Müslüman kardeşlerinin üzerine yağdırmaktan vazgeçmedi, asla barışmaya yanaşmadı.

Saddam Hüseyin diktatörlüğü ile çok benzerlik teşkil eden bir tarzı vardı Kaddafi’nin. Siyasi muhaliflerine hiç acımadı. 1985 ve 90’lı yıllarda binlerce muhalifine işkence ve katliam yaptı. Diasporada bulunan muhaliflerini dahi susturdu. Ülkenin zenginliğini sadece ailesi ile paylaştı.

Kaddafi ile ilgili çok olumsuz örnekler sıralayabiliriz. Aynı örnekleri Saddam Hüseyin’in Irak dönemi için de verebiliriz. Gelinen noktada iki ülke halklarının zavallı kaderi söz konusudur.

Bugün Libya’da yaşanan senaryoyu hepimiz Irak’ta seyrettik. Irak halkının yıllarca dünyanın gözleri önünde batılı devletler tarafından nasıl silah deposu haline getirildiğine, Irak devletinin lideri Saddam’ın bu silahları, önce Halepçe’de Kürt, güneyde Şii, Kerkük’te Türkmen, Musul’da Sünni Arap halkına yıllarca nasıl korku ve zulüm aracı olarak kullandığına şahit olmuştuk. Aynı film tekrar Libya’da vizyona girdi. İki ülkenin ortak kaderini acı içinde izliyoruz.

Ezilen masum ve mazlum halklar her zaman kurtarıcı bekler. Toplumların, yaşama arzusu karşısında kurtarıcı seçme şansları yoktur. Yağmurdan kaçarken doluya tutulabilirler. Dün “Ne Saddam ne ABD” diyorduk, maalesef bugün de “Ne BM ne Kaddafi” diyoruz. Ortak düşünce ve ortak inancın gereği doğru olanı yapıyoruz.

Olayları değerlendirirken iğneyi artık kendimize batırma zamanının gelip geçtiğini hatırlatmak lazım. Bu zalim ABD, Fransa, İngiltere, NATO ve BM’ye ülkelerini işgal ettirecek duruma düşüren yöneticilere ne demeli? Arap dünyasında 40 yıldır zulüm ve işkenceler ile halkı siyasi ve sosyal hayatta travma ile yöneten bu ülke liderlerine karşı, isyan hareketlerinin hali, geleceği şekil ve pozisyonlar çok acı bir hal alacaktır.

Mısır, Tunus, Yemen ile Bahreyn ve Libya’nın iç ve dış dinamiklerini, mezhep bağlantılarının farklılığını kabul etmeliyiz. Önümüzdeki günlerde, patlamaya hazır Bahreyn, Yemen ve Suriye gibi etnik mezhep farklılığının güçlü olduğu bu ülkelerdeki olaylar yatıştırılmazsa İslam dünyasında çok ciddi kırılmalara, görüş ayrılıklarına dönüşeceğini görmek gerekir.

Arap isyan rüzgârı anafora dönüşüyor. Libya ve Irak’ta yaşananlar İslam dünyasının trajedik gerçeğidir. Irak işgali sonucunda 3 parçaya bölünmüş bir Irak var bugün. Hâlâ günde 20 insanın hayatını kaybettiği ve işsizliğin, yoksulluğun, iç çatışmaların pençesinden kurtulmaya çalışan bir Irak gerçeği ve çaresizliği ile yaşamaktayız. Libya bir aydır doğu-batı olarak iki parçaya bölünmüş idi, Libya’nın yarını Irak’ın bugününden farklı olmayacaktır.

İslam dünyasında liderler halklarını katlederken, katle uğrayan Müslüman halkları kurtarıcı rolündeki batı güçleri, medeniyetimiz ve tarihimizin ruhunu, yüreğini kanatıyor. İKÖ’nün yeniden yapılandırılması ve aktif, etkin ve enerjik bir kurum haline getirilmesi gerekiyor. Arap dünyasına yeni bir kimlik ve düşünce algısını oluşturacak merkezin ve liderlik sorununun çözülmesi artık kaçınılmaz bir hal almıştır.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim