Liberallerde meşruiyet ve kırmızı çizgiler

07.12.2011 07:35

Etyen Mahçupyan

Anayasa yapım sürecinin henüz başlangıcında olduğumuz şu günlerde serdedilen kimi fikirler, yeni anayasanın yöntem ve içeriğinin iki farklı perspektiften eleştirildiğini ortaya koyuyor.

Bir tarafta eski içeriğin zihniyet olarak devamından yana olanlar var. Bu kişiler 'yeni' bir anayasanın da zaten yapılamayacağını, çünkü halen var olan hukuki zeminin ortadan kalkmadığını savunuyorlar. Öteki tarafta ise yeni bir anayasanın bu Meclis tarafından yapılabileceğini ve içeriğinin de Kemalist resmî ideolojinin dışında olması gerektiğini söyleyenler... Doğal olarak her iki pozisyonun da çok sayıda çeşitlemesi mevcut, ama kabaca bakıldığında siyaset söz konusu iki görüş arasında cereyan ediyor.

Ne var ki her kanadın içindeki nüans farklılıkları da önemli. Nihayette bunlardan bazıları çıkacak metne damgasını vuracak ve siyasi rejimin niteliğini etkileyecek. Dolayısıyla aynı 'kamptan' olmamıza karşın, Ergun Özbudun ile yaklaşım farklılıklarımıza değinmek anlamlı gözüküyor. Özbudun, Taraf'ta 21 Kasım'da Neşe Düzel'e verdiği söyleşide benim de katıldığım birçok değişiklik vurgusu yapıyor. Yerel yönetimlerde yetki genişlemesi, yeni bir vatandaşlık tanımı, etnik kimlik referansının kaldırılması bunlardan birkaçı. Ancak kendisiyle hemfikir olmadığım noktalar bence önümüzdeki dönemde yaşanacak tartışmalar açısından daha 'davetkâr'...

Birinci nokta şu an kullanılan yönteme ilişkin. Bilindiği üzere her partiden 3 kişinin oluşturduğu bir Anayasa Komisyonu'nun koordinatörlüğü altında yürümesi beklenen bir süreç bu. Ancak işlerin 'yürümesi' pek kolay olacak gibi gözükmüyor, çünkü her kararda oybirliği şartı aranmakla kalmıyor, bir partinin çekilmesi durumunda komisyon kendiliğinden kadük oluyor. Bu aşırı dengeci tutumun doğal bir tıkanmayı ima ettiğini vurgulayan Özbudun, anayasanın yapılamayacağını ileri sürüyor. Öte yandan bu komisyonun alacağı kararların Meclis Genel Kurulu'nda değiştirilemeyeceğine de işaret eden Özbudun, bu anlayışın Meclis iradesine el koymak anlamını taşıdığını söylüyor. Ne var ki bu bakış 'meşruiyet' sorununu es geçmiş gibi duruyor. Nitekim anayasanın 'yöntemi' dendiğinde asıl sıkıntılı nokta meşruiyet meselesidir. Yoksa AKP'nin bu meclis çoğunluğuyla anayasayı yapması da gayet mümkündü. Ancak hükümet diğer siyasetleri dışlamış olmamak için eşitlikçi bir müzakere zemini oluşturmak istedi. Böylece eğer bu komisyonda işler tıkanırsa, daha sonra AKP'nin başı çekeceği bir yeni anayasa sürecine de kimsenin itirazı olamaz. Komisyonun kararlarının Meclis denetimi dışında tutulmasının da anlamı bu. Aksi halde Komisyon ne karar alırsa alsın, AKP Meclis'te onu değiştirebilirdi ve bu da daha baştan Komisyon'u anlamsız kılardı. Ayrıca Komisyon'u karar alma konusunda daha baştan mahkûm etmek de pek doğru gözükmüyor. Buna karşılık tek bir karar alamasalar bile, Türkiye için son derece öğretici bir dönemden geçilecek ve anayasa sürecinin bu kırılma üzerinden yürümesi meşru hale gelecek.

İkinci nokta kırmızı çizgilere ilişkin... Özbudun da birçok liberal gibi, anayasa sürecine katkıda bulunabilmek için partilerin kırmızı çizgilerini bir kenarda bırakmaları gerektiğini söylüyor. Bu öneri konuşmanın mümkün kılınması açısından doğrudur. Yani sizin kırmızı çizgilerinize dokunsa bile, diğer görüşleri dinlemeye hazır olmalısınız. Ancak partilerin kırmızı çizgilerini bırakmalarını beklemek gerçekçi değil. Çünkü bu partiler belirli sosyolojik ve ideolojik zeminler üzerinde siyaset yapıyor ve sahici kaygı ve istekleri temsil ediyorlar. Bunları yok sayarak neyi tartışacaklar? Eğer bütün ideolojileri aşan 'doğru' bir anayasanın varlığına inanırsak, ya da 'ideolojisiz' bir anayasanın mümkün olduğunu sanırsak, bu türden beklentiler çıkarabiliriz. Ama böyle bir gerçeklik yok... Yapılacak anayasa da bir ideolojiye oturacak ve bizler onun olabildiğince demokrat bir devlet ve toplum tasavvuruna dayanmasını bekliyoruz. Diğer bir deyişle 'nötr' bir anayasadan söz edilmiyor. Dolayısıyla, bazıları bize ne denli arkaik gözükseler de, partilerin kırmızı çizgileri siyaseten anlamlıdır, ortaya konulmalı ve kamuoyunda tartışılmalıdır. Ancak bu eşiği geçmesi halinde Komisyon'un işlevsel ve kalıcı kararlar alması mümkün olabilecektir.

Üçüncü nokta Kürtçenin eğitim dili olması... Özbudun, Kürtçenin yabancı dil olarak öğrenilmesine, Kürtçe edebiyat ve Kürt tarihinin seçimlik ders olmasına açık olmakla birlikte, Kürtçe eğitime karşı. Bu bağlamda "Matematiğin Kürtçe okutulması Kürt gençlerine ne fayda sağlayacak?" diye soruyor. İyi de, bu sorunun bir de tersi var: Matematiğin Kürtçe okutulmasının Kürt gençlerine ne zararı var acaba? Oysa şu çok açık: Eğer Kürtçe diye bir dil varsa, Kürtçe eğitim de talep olduğu sürece var olmak durumundadır. Devlet bunu doğrudan desteklemeyebilir, ama önünü kesmesi düşünülemez. Çünkü o zaman gerçekten de ortada 'yeni' bir anayasa yok demektir. Özbudun'un tek yanlı sorusu bizi asıl soruya getiriyor: Acaba Kürtçe matematik niçin rahatsız edici? Yoksa bu da liberallerin kırmızı çizgisi mi?

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim