Liberal Müslüman olur mu? (2)

09.08.2011 01:04

Özlem Albayrak

Önceki hafta yazdığım "Liberal Müslüman Olur mu?" (29/07/2011) yazıma, Star Gazetesi yazarı Mustafa Akyol, (03/08/2011) "Liberal Müslüman Olmaz mı?" başlıklı bir yazıyla cevap vermiş, bir müslümanın liberal olamayacağı fikrine itiraz etmiş.

Öncelikle, öteden bu yana, liberalizm ve İslam arasında bir ünsiyet kurulabileceğini savlayan isimlerden biri olduğu bilinen Akyol'un, bir müslümanın liberal olabileceği iddiasını gayet anlaşılır bulduğumu ve hele de son dönemde medyada kırmızı dipli mumla aranan nazik üslubu korumasını önemsediğimi belirtmeliyim.

Ancak, Akyol'un liberalizmin indirgendiğini iddia ettiği "her birey kendi menfaati peşinde koşar" düsturunu okuyuş/örneklendiriş tarzını da fazlasıyla indirgemeci bulduğumu ifade etmeliyim. O yazıya baksanız, liberal-Müslüman durumuna itiraz edenler, liberalleri "Bir elinde viski, öbür elinde puroyla paracıklarını sayan, "hayatı çok seviyorum, ho ho ho" diye kahkaha patlatan birer zevkperest." olarak görüyorlar.

Öyle mi, tabi ki değil. Ancak, biraz daha zorlansa, "liberalleri dinden ihraç mı edeceksiniz?" noktasına varacak bu üsteleme hali karşısında, sözler boşa gidiyor, anlamını yitiriyor. Çünkü söz gelip çağımızın liberal kutsallarına değiyor. O kutsallar sayesindedir ki, kişi vahyi olanla akli olanın, seküler olanla uhrevi olanın arasındaki silinmiş şeritleri hatırlattığında, daha baştan çağın dönüşümüne ayak uyduramamış, zamanın ruhunu yakalayamamış, eski kafalı, demode kategorisine ışınlanıveriyor, küme düşüyor. Elbette Akyol böyle bir cümle kurmamış ama, en ufak bir eleştiriniz sizi anında tekfirci ilan etmeye yetiyor. Bendeniz "liberaller oruç tutmaz" demedim ki ya da Allah (cc) indinde "bunlar kafirdir"e yol verecek bir cümle kurmadım ki, mail kutum "Liberalleri tekfir ediyorsunuz, bravo" cümleleriyle dolup taşıyor. Kulların günahlarını setretmeye, aslında ondan da önce kendi günahlarına bakmaya mecbur kılınmışken, tekfir ne demek?

Liberalizm-İslam ilişkisini kişiler üzerinden işlemememin sebebi buydu işte: Kişiler üzerinden yapılacak her analiz izafiyet nedeniyle maluldür. Sözgelimi bendeniz, İslam ve liberalizmin özde, birinin akıl, diğerinin vahiy kaynaklı olması dolayısıyla uzlaşamayacağını iddia eden bendeniz, erkeklerin de bulunduğu bir işyerinde çalışmam hasebiyle, dini inancı gerekçesiyle bundan geri durmuş bir kadından daha "liberal" bulunabilirim. Dolayısıyla fikirler değil, kişiler üzerinden tartışmak "kime, neye göre?" sorusunu de beraberinde getiririr ve bu sorunun bir kıstası filan yoktur. Oysa liberalizm ve İslam'ı dünyaya dair sözü olan iki sistem olarak karşılaştırmak, o sistemlerin ilkeleri ortada bulunduğundan argümanlar dolayısıyla mümkün olabilir. Neyse.

Liberaller bu felsefenin İslam'la uzlaşmaz/bağdaşmaz noktalarını ortaya koyan eleştirileri, kendilerine "dinden anlamaz, ruhu secde etmemiş menfaatperestler" denmiş gibi algılıyor ve o yanlış yargıyla karşı argüman geliştiriyor. Ama bendeniz hala o cümledeyim, "görünmeyen el" fikri liberal teorinin yapıtaşıdır ve bu teoriye göre, "her birey kendi menfaati peşinde koşarken, katkıda bulunmayı amaçladığından çok daha fazla başkalarına katkıda bulunur." Bunu söylemek ne liberalleri Yeşilçam'ın kötü kalpli fabrikatörü olarak görmeyi gerektirir, ne de tekfiri. Daha çok kazanmak için daha çok çalışmak da menfaat peşinde koşmak olarak adlandırılabilir, daha çok çalışan da, daha çok çalıştığı için işyeri açabilir, açabildiği o işyerinde başka insanları çalıştırabilir, çalıştırabildiği o insanların sigortasını ödeyerek başkalarına faydalı olabilir. En azından liberal teorinin "menfaat" kavramıyla açıklamaya çalıştığı döngü çok kabaca böyledir. Ama aynı döngü, yoksulu değil varsılı öncelemeyi de gerektirir, çünkü bu teoriye göre varsıl olan insanlığa yoksul olandan daha faydalı olur.

Sonuç: "menfaat peşinde koşmayı" küçümsemekle ilgilenmiyorum; meselem şu hem bu dünyaya dair gündelik yaşam pratikleri ve hayat görüşü öneren, hem de uhrevi hayata dair bir perspektif sunan İslam'ın önceliklerinin liberalizmden farklı oluşu.

Liberalizm, "Eşcinselin de, ateistin de, müslümanın da, agnostiğin de inancını ve inançsızlığını rahatsız edilmeden yaşayakalacağı bir dünya sistemi" olarak sunulabilir ve sunulmaktadır... Hatta bu yönüyle yeryüzündeki tüm izm'lerin ve dünyevi sistemlerin önüne geçiyor görüntüsü verebilir. Ancak, İslam'la birlikte İslam olmayan her şeyi kapsama, hepsine eşit özgürlük alanı tanıma durumu; aynı zamanda İslam'la çatışmak anlamına gelir. Peygamber döneminde, az sayıda da olsa uygulanan şeriat cezalarına, en basitinden müslümanların faizsiz ekonomi talebine var mıdır liberal düzenlerin bir cevabı mesela? İslam'nın varsılı değil, yoksulu önceleyen felsefesine, kulluk algısına oranlanabilir mi bir liberalin bireyselliği?

Aslında, uzatmaya, dallandırıp budaklandırmaya gerek yok mesele şu; bu topraklarda varolmaya, kök salmaya namzet her dünyevi sistem, uhrevileştirilmeye muhtaçtır. Dinin diline tercüme edilemeyen hiçbir Batılı/seküler değerler sisteminin yeri olmamıştır çünkü bu coğrafyada... Dolayısıyla sağlanır elbete bir ünsiyet, bir tercüme biçimi bulunur mutlaka. Da, ortaya çıkan o şey sahih midir? Mühim olan budur.

YENİ ŞAFAK 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim