1. YAZARLAR

  2. Asım Öz

  3. Liam O’flaherty ve İneğin Ölümü
Asım Öz

Asım Öz

Yazarın Tüm Yazıları >

Liam O’flaherty ve İneğin Ölümü

A+A-

 Adam Öykü,Mevsimsiz gibi dergilerde öyküleri yayımlanan İrlandalı yazar O’Flaherty 1896-1984 yılları arasında yaşamıştır..Kuzey-batı İrlanda kıyılarındaki Aran Adaları’nda doğdu.Dublin Üniversitesi’nde okurken 1.Dünya Savaşı çıktı.Belçika’da yaralandı, Şarapnel yarası alarak İrlanda’ya dönünce kendini tamamen yazmaya verdi..Çeşitli işlerde çalışan Liam O’Flaherty bir ticaret filosunda görev aldı.Bu filo ile dünyayı dolaşma olanağını buldu.1920 yılındaki İrlanda iç savaşına katıldıktan sonra tekrar Londra’ya yerleşti.Yazarlığa 1921 yılında başladı.1926 yılında dördüncü romanı Muhbir (The Informer) ile ünlendi.Bu kitabında,zamanın iktidarı tarafından aranan Mc Philip ve çevresini anlatır.İktidardakiler ihbarda bulunacak kişilere ödül verecektir.Yazar, kitap boyunca,bazı insanların maddi baskılar karşısındaki ihaneti sergiler.Ama bu sergileme sırasında bu insanları eleştirir ve yargılar.‘Kıtlık’ ve ‘Boyun Eğmeyeceksin’ adlı iki romanı daha dilimizde yayınlanmıştır.

Belki de çocukluğunun geçtiği, İrlanda’nın batı kıyısının çetin doğasından etkilenerek öykülerinde doğayı ve onun asık ve güler yüzlü anlarında yaşam kavgası veren insanları ve hayvanları gerçekçi, incelikli ve iyi bir gözlem gücünü yansıtan ayrıntılı bir biçemle canlandırdı.  Daha çok kısa öyküleriyle tanınmakla birlikte roman da yazmıştır. Dublin’in arka sokaklarında geçen kirli bir komünist entrikasını işleyen ‘The Informer’ (Muhbir) isimli romanı O’Flaherty’nin kuzeni olan ünlü film yönetmeni John Ford tarafından beyaz perdeye aktarılmıştır. İrlanda’da yaşanan ve binlerce insanın göç etmesine neden olan acılarla dolu kıtlık ve buna bağlı açlık dönemini konu edinen ‘Famine’ (kıtlıkla birlikte yaşanan açlık anlamına gelir) isimli romanı da beğenilen yapıtları arasındadır. Adı geçen romanları sırayla 1925 ve 1937 yıllarında yayımlanmıştır.

Bireyci, özgürlükçü, anında tepki vermekten çekinmeyen hareketli bir insan olan O’Flaherty doğa, insan ve hayvan arasındaki dramatik ilişkiler hakkında kaleme aldığı bir yazısında şöyle demektedir: “Ben fırtınaların dövdüğü kayalarda doğdum. İnsanın içini titretmeyen güneşli kumsallardan nefret ederim. Hızlı düşünmek, aç yırtıcı kuşların uçuşları ve avlanan kuşların çığlıkları, benim için gerçek bunlardır.”

Bu son yargısını doğrulayan bir öyküsü çevrilip yayımlandı O’Flaherty’nin.Kül Öykü gazetesinde.Kısa cümlelerden kurulu ve dramatik bir öykü bu.Adı İneğin Ölümü.Buzağısı ölü doğna ve yaşama küsen bir ineğin etrafında döner öykü.İneğin sahibi erkek kadere teslim olmuş bir vaziyette “Tanrı böyle istemiş” derken çiftçinin eşi ölü buzağı için sessizce ağlamayı sürdürür.Ve Tanrı’dan kendini bağışlamasını diler.Köylüler ölü buzağıyı setlerden aşırarak denize yakın bir uçurumdan aşağıya bırakırlar.Çiftliğe döndüklerinde ineğin yanına varırlar.Kadın ineğe sıcak yulaf ezmesi verir.Ama yemek istemez hayvancağız.Bir boğa boynuzunu huni gibi kullanarak ezmeyi ağzına dökmeyi denerler ama bir kısmını yuttuktan sonra yiyeceğin kalanını uzaklaştırır burnuyla inek. Diğerleri evlerine gidince kadın başında beklemeye başlar ineğin.Doğum artığı parçanın düşmesi için.Aksi halde ineğin ölmesi de kaçınılmazdır çünkü.Az çok köy hayatını bilen herkesin bildiği bir sıkıntıdır bu.Ege yöresinde “eten” derler bu parçaya.Nihayet parça düşer ve alıp bir yere gömer kadın…Evinin yolunu tutar.İnek ise hala yavrusunu aramaktadır.Sonra içgüdüsel sezgilerle yavrusunun bulunduğu yere yaklaşır.Uçuruma bakan çimenli inişe kadar gelir.Aşağıda kaynaşıp köpüren denizi görünce irkilir.Denizin derin uğultusunu ve deniz kuşlarının üzünçlü bağrışlarını dinler.Uçurumun sınırına varmıştır.Ayaklarını dikkatle basarak  yol oluşturmayı dener.Ama nafile başaramaz.Yavrusunu görünce dipteki kayalar üzerinde.Ona bakarak beklemeye koyulur.Uzun sürer bu bekleyiş.Böğürerek seslenmeye çalışır yavrusuna.Ses gelmez.Gelgitin etkisiyle kabaran suların  kayaları örterek yavrusunu kuşattığını görünce dalgaları dağıtma isteği kabarır içinde.Ve sonra yükselerek gelen bir dalga buzağıyı alıp kayaların üzerinden açık denize doğru sürükler yavruyu.

Ve inek dayanamayıp yüksek sesle böğürerek aşağı atar kendini…

   Sonu acıklı olan bu minvalde epey öykü vardır. Ben ne zaman böyle bir öykü/mesel okusam Metin Önal Mengüşoğlu’nun Düşünmek Farzdır kitabında yer alan Leyleğin Aşkı’nı hatırlarım. Mengüşoğlu akıl ve aşk başlığında; tarih boyunca akıl ve aşk taraftarlarının birbirinin zıddına var olageldiklerine değinir. Bu konuda iki öykü çok ilgi çekicidir: Leyleğin aklı/aşkı, ve Akıllı Selahaddin. Bu öykülerde yazar insanda kendinden geçme halini ifade eden aşkın hoş görülemeyeceğini, elde edemediğinde intiharı seçecek gözü kara ve kıskanç bir aşk anlayışının leyleğe, aklın kontrolünde işleyen sevgi ve muhabbet mekanizması ve diğer bütün kontrollü davranışların Selahaddin'e (yani insana) yakıştığını anlatır. Leyleğe yakışan sonun, onu hiç bir zaman sorumlu kılmayacak, hatta leylekte estetik bile olan davranışın, insanlar için meşru olabileceğini savunmak insani yani İslami midir, diye sorar.

YAZIYA YORUM KAT