Latife Uşaki

26.02.2009 15:20

Sümeyye Demir

M. Kemal’in eşi olarak tanınan, daha doğrusu sadece ‘eşi Latife Hanım’ denerek yalnızca ismi lafzedilen bu hanım kimdir? Tarih kitaplarında, okullarda öğretilen ders kitaplarında, M. Kemal’in hayatının anlatıldığı kimi anılarda ve meraklı dilerde hep bu şekilde bahsediliyordu kendisinden; derinleme bilgilendirmeden yoksun, adının dışında bir hiç özelliği veya ehemmiyetine değinilmeden.

Oysaki M. Kemal’in eşi olabilmeyi başarmış bir şahsiyetti Latife Hanım. Osmanlıyla bağını kopartan, yeni bir yolda yürüme kararı alan, yeni kurulan bir devletin, ilk cumhurbaşkanının eşiydi. Avrupa’da eğitim almış, Fransızca, Almanca, Farsça, Arapça ve Latince bilen, profesyonel derece piyano çalan, zarif, kendinden emin, yeniliklere karşı cesur ve açık, her ortamda otoritesini hissettirebilen, eğitime, okumaya düşkün bir şahsiyet. Avrupa görmüş, medeniyeti tanımış. Babası İzmir’in sayılı zenginlerinden ve belediye reisliği yapmış, köklü ve asil bir ailenin kızı.

O dönem için zamanın epey ilerisinde olan, içinde bulunduğu toplumda kabuğundan sıyrılmayı bilmiş, her dem kadın hakları savunucusu olan bu hanım, ilerisi için çek çok planları olan (Cumhuriyetin ilanı, saltanat ve halifeliğin kaldırılması, kılık kıyafet düzenlemesi, peçenin kaldırılması, harf inkılabı, şapka kanunu, kadın hakları gibi) bir liderin eşiydi. Evliliği boyunca, yurt dışında, M. Kemal’in eşi ve geleneksel Türk kadını kimliğinden sıyrılmış, tam bir kadın hakları savunucusu olarak şiddetli rüzgarlar estirmiş, dünya ve Türk basınında her dem yer almış popüler bir şahsiyet imiş Latife Hanım.

Pek çok cumhurbaşkanı gelip geçmişti Çankaya köşkünden ama, hiçbiri politika ile bu kadar içli dışlı olmamış, peşinden toplumu sürükleyecek kadar popülarite edinmemişti. Kimisi ise Çankaya köşkünde oturmayı dahi (Kenan Evren’in eşi) reddetmişti. İlk olması, eğitim seviyesi, pek çok dil bilmesi, gençliğine rağmen kendinden emin adımlarla ilerlemesi, eşi dahi olsa savunduğunu söylemekten geri durmaması, siyasetin içinde kendine yer edinme çabası ve diplomatik manada, resmi veya gayri resmi her şeyi not almasıydı onu diğerlerinden ayıran.

Hal böyle iken, boşandıktan ve üstelik M. Kemal öldükten sonra dahi, devlet yönetiminin en üstündekiler, her ikisinin ortak dostları, M. kemal’in yaverleri, hatta hep bir arada oldukları silah arkadaşları ve medya, neden bu kadını yok saymayı yahut unutturmayı tercih etmişti? Halen Türk Tarih Kurumunda saklı bulunan, Latife Hanıma ait günlükler, mektuplar, bazı özel görüşmelerin notları, telgraflar, M. Kemal’le ilgili anıların kayıtlı metinleri niçin halen gizemli?.. Latife Hanım neler biliyordu da, boşanmanın ardından, insanlar onun konuşmaması için adeta baskı ve karalama kampanyası başlatmıştı?

Tüm bu soruları, İpek Çalışların ‘Latife Hanım’ adlı biyografik kitabını okuduktan sonra sordum kendi kendime. Aslında, 2005 yılında Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Hallaçoğlu’unun, Latife Hanımın evraklarının açılacağını söylemesi ve ardından bazı isimlerin karşı koyup gerginlik yaratması ve sonra açılması kararından vazgeçilmesinin ardından da sormuştum benzer soruları kendime ve dostlarıma.

Yazar, bu kitabı hazırlarken, o dönemde konuyla ilgili yayınlar yapmış The Times, Time (dergi), New York Times, Toronto Daily Star gibi yabancı basında olmak üzere, yaklaşık 268 yazılı kaynağa başvurmuş, zamanın görgü tanıkları ve yaşayan canlı şahitlerinin ikinci üçüncü kuşak yakınları olan 19 kişiyle görüşmüş. Türkçe çevirisi yapılmadığı veya kendisi bulamadığı için, bazı kitapları veya yayınları orijinalinden okuyarak aktarmış, Türkiye’de bulamadığı birkaç kitabı ise yurt dışından sipariş etmek zorunda kalmış.

Ancak, tüm ısrarlı ve azimli çalışmalarına rağmen, o saklı evraklarda neler olduğunu, nelerden bahsettiğini bulamamış. Fakat Türk tarihinde ve Türk basınında yeri olmayan, silikleştirilmeye çalışılan, görmezden gelinen, kıskançlık ve inatçılık hasletleri ön plana çıkartılıp, karalama kampanyasının içine alınan, M. Kemal’in emriyle yurt dışına çıkmasına ve çalışmasına (dışarıdaki üniversitelerde öğretim görevlisi olarak) izin verilmeyen, özellikle de Atatürk’ün ölümüne kadar, konuşacağı için insanların ödünü koparan bir Latife Hanıma karşın, dünya basınında modern, zeki, cesur, zarif ve çekici, otoriter, inatçı, kadın hakları savunucusu- hatta feminist-, kendinden emin, siyasetçi, politik bir first lady’le karşılaşmış.

Yazar, “1920’li yıllarının, yabancı basının gazete koleksiyonlarını taramaya başlayınca, Latife Hanım beni bile şaşırtmayı başardı. Latife Hanıma Türkiye’deki değişimin habercisi olarak bakılıyordu. M. Kemal’in geçindiği kalp krizinin ardından, yerine geçecek kişiler sayılırken, ilk sıraya Latife Hanımın adı yazılmıştı. Türkiye tarihine ve Latife Hanıma ilişkin dünya basınında yapılan değerlendirmeler, Türkiye’de hiç yayımlanmamıştı” diyor ve ilk defa bu kitapta okuyucuların göreceğini belirtiyor.

Latife Hanımın boşandıktan sonra karanlığın içinde yarım asır daha yaşadığını ve ailesiyle ilişkiye geçip, gerçeklere ulaşmak istediğini söyleyen yazar, karşılaştığı tuhaflığı anlatıyor:

“… Karşıma çok garip bir engel çıktı. Latife Hanım, ikinci kuşaktan yakınlarına konuşmamaları için vasiyette bulunmuş. Bu yüzden susmayı tercih ediyorlar. Sadece ulaştığım bilgileri doğrulatma konusunda yardım alabildim. Böylesine umutsuz bir durumdayken, üçüncü kuşaktan yeğeni, İzmir Avusturya Fahri Konsolosu Muammer Erboy’la tanıştım. Beni etten kemikten bir Latife Hanımla tanıştırdı.

… O, sürekli yanlış anlaşıldığı için ağzını açmamıştı. Günü geldiğinde anlaşılmak için, anılarını yazmış, kıymetli gördüğü bütün belgeleri zamanı geldiğinde açılsın diye bir banka kasasında saklamıştı. Tek başına bir tarih kurumu gibi çalışmıştı.”

Latife Hanımın M. Kemal’le tanışmasından, paşanın onunla neden evlenmek istediğine, evlilikleri süresince bir devlet memuru, bir mütercim, bir sekreter ve hatta bir siyasetçi gibi çalışmasından, boşanmasına neden olarak gösterilen sebeplere kadar pek çok konulara değinmiş yazar. Genel olarak, M. Kemal’in, yaratmayı düşündüğü bir Türkiye Cumhuriyeti için, onun gibi zeki ve kültürlü bir kadına ihtiyacı olduğunu ve bazı yenilikleri, onun atacağı adımlarla daha kolay halledebileceğini düşündüğünü yazmış.

M. Kemal, gelecekle ilgili planları için ilk adımı evliliğiyle atar ve Latife Hanımla başlar düşler tek tek gerçekleşmeye. Neden evlenmek istediğini de şöyle açıklar: “Ben zaten evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile hayatı başlatmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın öyle umacı gibi kalır mı?”

Kendisiyle görüşme yapmak için gelen İngiliz yazar Grace Ellison’a kadınlarla ilgili görüşünü “Gelecek yıl bu zaman, kadın özgür olacaktır. Yüzünü açacak, erkekler arasına katılacaktır” sözleriyle açıklar. 29 Ocak 1923’de evlenir. Latife Hanım, nikahı bir gazeteciye anlatırken “… Benim heyecanımı ve mahcubiyetimi tahmin edebilirsiniz. Belki de kocasıyla nikâh masasına oturan ilk Türk kızıydım. Ziyaretçilerden biri de müftüydü ve nikahı o kıydı. Gerçek bir batı düğünüydü” açıklamasını yapmış olsa da, kimi kaynaklarda, nikahı kıyanın vali olduğu belirtilmiş.

“Hatta müftünün vaazı uzun tutmasıyla sıkılan M. Kemal arkadaşlarına “inşallah zaman olurda nikâhı vali bey kıyar” dedi. M. Kemal dini nikâh kurumundan hoşnut olmadığını da ifade ederek, geleceğe yönelik planlarını da açıklıyordu.”

Nikâhın ardından dünya basını, düğüne ilişkin görüşlerini taşımışlardı sayfalarına. “Bu evlilik, Kemalist bürokrat elit ile, yükselmekte olan burjuvazi arasında evlilik bağına dayalı bir ittifak olarak görülebilir. Daha önce önde gelen paşalar, hep Osmanlı hanedanından kız alıyorlardı…/ Mustafa Kemal evleniyor; gelin İzmirli zengin bir tüccarın kızı!... /M. Kemal’e karısının 1 milyon Türk lirası (660 000$) çeyiz getirdiği söyleniyor… Türkiye yüzünü Batıya çevirdi.”

“1923’de ekonomiye ayrılan bütçenin 8 milyon, 1924 yılı bütçesinin ise 181 milyon olduğu hatırlanırsa, getirilen bu çeyiz miktarının ciddiyeti anlaşılır. Bu paraların büyük ihtimalle, yoklukla mücadele eden Ankara ve diğer yerlerin kalkınmasında kullanıldığı sanılıyor.”

Balayı olarak, paşa ve eşi küçük bir Anadolu turnesine çıkarlar. M. Kemal toplantılara, açılışlara ve davetlere hep eşiyle birlikte katılır.. Aynı düşünüyor, aynı şeylere inanıyorlar. Kimi zaman Latife Hanım kürsüye çıkıyor, kısa nutuklar veriyor. Gezide önemli olan kadınlarla bir arada olmak, dertlerini dinlemek ve erkekler gibi onlarında bilim ve fenden faydalanması gerektiğini anlatmaktır. Cuma namazı da dâhil, hep eşiyle yan yana, aynı saftadır. 13 yıl sonra o geziyi yad ederken M. Kemal şöyle der:

“… Karım Latife Hanım da yanımda olduğu halde bütün Anadolu’yu dolaştım. Tek bir kadınla karşılaşmamıştım. Edremit’e geldiğim zaman hanımefendi, zannederim eşi bir doktordu, bizi hanımlarla dolu bir cemiyetle karşıladı. Sayelerinde medeni bir gece geçirdik. Ancak bizi başka bir yerde yatırmak istemişler. Belediye reisi, halk galeyana geldi bizi misafir etmek için, kimi Hilali Ahmer’e (o zamanki Kızılay) para bağışlıyor, kimi kapıda 5 kurban keserim diyorlar, dedi. Hâlbuki bilemiyorlardı ki, benim orada hanımları erkeklerle bir arada görmem 5 değil 1000 kurbana bedeldi.”

“O günlerde yüzün tamamını gösteren kıyafetler salonlarda giyiliyordu. Sokakta gezenler daha dikkatli olmak zorundaydı. Yüzün tümden açılması barıştan sonra yaygınlık kazandı. Latife “Kadınlar açılsın, kadınlar görünür olsun, umacı gibi gezmesin” propagandası sürerken siyaset icabı ‘tesettürlüydü’. M. Kemal’le sık sık siyasi ortamı gözden geçirdikleri, Latife’nin de ‘Artık bu örtüden kurtulmanın zamanı gelmedi mi” diye sorduğu anlatılıyor…

… Bu kez 1925 Ocağında, Tarsus’a yapılan bir gezide, M. Kemal’in işaretiyle Latife içeri geçti. Odadan çıktığında başı açıktı, üzerinde sade ve modern bir giysi vardı. M. Kemal Tarsuslulara “Bu kıyafeti nasıl buldunuz” diye sorunca “Çok güzel Paşam” cevabını verdiler. Paşa, bundan sonra Türk kadınının kıyafeti hep böyle olacak dedi.”

Yukarıdaki örnek gibi birkaç örnekten yola çıkarak, kimileri, M. Kemal’in projeleri uğruna Latife’yi kullandığını, kimileri ise, Latife gibi bilgili, kültürlü, Avrupa medeniyeti görmüş, otoriter, özgüven gibi hasletlere sahip birinin buna razı olmasının mümkün olmadığını, kendisinin de zaten böyle şeyleri arzuladığını söylemektedir.

Latife Hanım, meclisin yenilenmesi, dış basına verilecek demeçler, konferanslarda yapılacak konuşma metinlerinin hazırlanması, eşinin ülke için yapacağı planlarda fikir beyan etmesi, kadınların organize edilmesi gibi pek çok konuda kendisini sorumlu saymış. Cumhuriyetin ilanından önce ve sonra devlet başkanının tercümanı vazifesini, pek çok dil bilmesi nedeniyle yabancı ülke yazışmalarını yerine getirme görevini üstlenmiş.

Ayrıca yazar, kaynaklarının, Latife Hanım’ın, politikalarını beğenmeyip yanlış buldukları Halk Fırkasından ayrılan Rauf  Bey, K. Karabekir ve Ali Fuat Paşa öncülüğünde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasına da aktif üye olduğunu söylediklerini yazıyor. TCF’nin M. Kemal ve partisi tarafından kapatılmasının ardından, tek partili yönetim görüntüsünü silmek için, Fethi Okyar Beye kurdurulan ve ikinci deneme olan Serbest Cumhuriyet Fırkasını da desteklediği söyleniyor. Ancak bu parti de halktan yoğun destek alınca, M. Kemal’le çatışmamak için 3 ay sonra Fethi Bey partiyi feshetmek zorunda kalıyor.

Bunların yanında, yine bu kitabın değişik bölümlerinde, Latife Hanımın eğitimin dinden ayrılması gerektiğini, halifeliğin sadece unvanla kalmasının sıkıntılarını M. Kemal’e açıklayıp, kaldırılmasının doğruluğunu savunduğu anlatılıyor. Prensipleri ve çizgileri belli bir kadın deniyor onun için.

Latife Hanım Çankaya Köşküne geldikten sonra, varlığı ciddi bir biçimde hissedilir olmuş. Protokolde değişiklikler yapmak için çırpınmış. Sabahlara dek süren içki sofralarının bir numaralı düşmanıymış. Paşanın yanından 24 saat ayrılmayan silah arkadaşları ve yönetimdekiler de dahil, herkese tepki göstermiş. Çankaya’da artık bir aile yaşadığını, yemek, toplantı, sohbet, davet, ziyaret gibi tüm işlerin planlı olması gerektiğini tekrarlayıp durmuş. Elini kolunu sallayanın, istediği zaman paşayı göremeyeceğini çevredekilere anlatmaya çalışmış. Annesine:

 “Bir yerde, haydi “Kocamı dinlendiriyorlar” diyeyim; ama bu benim işim, benim görevim… Hadi bundan da geçtim, fakat kendileri çok az içtikleri halde kocama durmadan içiriyorlar. Bir akşam sofrayı pencereden gözetledim. Kılıç Ali, Nuri Conker, Recep Zühtü bir kadehle sabahı buldu. Kocam şişeleri devirdi… Bana değil, eğer millete, devlete acısalar, “sensiz hiçbir şey olmaz” diye çırpındıkları M. Kemal Paşa’ya o kadar içirmezler, zamanını bu kadar hor kullanmazlar. Ben karısıyım. Bunlarla elbette savaşacağım. Ama ne yazık ki silahsızım. Tek başınayım” sözleriyle şikâyetlerini anlatmış.

Kadın hakları çalışmaları esnasında, sıkça M. Kemal’e kadınların da seçme ve seçilme haklarının olmasını gerektiğini vurgulamış. Bu konudaki çalışmaları ülke gündemini öylesine renklendirmiş ki, yerel seçimlerde aday ol/a/madığı halde, pek çok şehirden sandıktan kendisine oylar çıkmış. Daha da bir umutlanan Latife Hanım, baskılarını arttırmış. M. Kemal’e milletvekili olmak istediğini söylemiş.

Latife Hanım’ın M. Kemal üzerindeki etkisi, pek çok önemli ismi arkaya iterek önde yürümesi, Çankaya yönetimini neredeyse eline geçirmesi, siyasete atılma ve milletvekili olma arzusu, içki ve sofra yasakları, yaverlerin yaptığı M. Kemal’in şahsi işlerini kendi üzerine alması, iç ve dış basını günü gününe takip ederek devlet memuru gibi çalışması, onu çekemeyen ve ondan hoşlanmayanları kızdırıyormuş. Özellikle yaver Salih Bozok ve Kılıç Ali, bol miktarda anılarında bahsetmişler kızgınlıklarından.

Kitapta, Latife Hanımın bir kusurunun da eşine, bazı zamanlar Kemal diye hitap etmesi olduğundan bahsediliyor. Kılıç Ali ve bazıları, bunu terbiyesizlik, kendini M. Kemal’le aynı standartta görmeye çalışmasına veriyorlar. Yazar ise, görüştüğü kişilerden ve okuduğu kaynaklardan, resmi oturumlarda, kalabalıkta ve pek çok yerde ‘Paşam’ dediğini, kızgın olduğu ve samimi dostlar ortamında ‘Kemal’ diye hitap ettiğini belirtiyor. Ankara bu konuda kızgın ve gergin. Bir ara kendisine bunu hatırlatmak isteyen birkaç hanımı, “Ben kocama nasıl hitap edeceğimi sizden öğrenecek değilim. Sizden terbiye dersi almaya da hiç ihtiyacım yok’ sözleriyle fırçalıyor Latife Hanım.

Anlatıldığına göre, birde dillerden düşmeyen kıskançlık krizleri vardır Latife Hanımın. Fikriye Hanım meselesi ve M. Kemal’in hanımlara gösterdiği ilgi ve hassasiyeti hep yanlış anlamakta ve abartmaktadır Latife Hanım.

Fikriye, M. Kemal’in üvey amcasının kızıdır. Paşasının hizmetini görmesi için ailesi yollamıştır yanına. Kimileri evlenmiş olduklarını ama gizlediklerini söylemektedir. Çünkü M. Kemal bu evliliğe hazır değildir ve annesinin izni olmadan yaptığı evliliğin duyulmasını istemez. Evlenme nedeni olarak da ‘Paşa evine kız kapattı dedirtmemek’tir. Dedi kodu çıkarsa nikâh kaydı gösterilecektir. Ama hiç gerek kalmaz. Bir gün bu kaydın ortaya çıkıp çıkmayacağını da bilmediğini söylüyor yazar.

“M. Kemal, Latife’yi Bursa’ya çağırdıktan sonra yaver Salih’e “Bizim düzen bozuldu” demişti. “Fikriye Bursa’ya geliyor.” Yaver Salih de, “A be Paşam canın sağ olsun… Kurarız bir düzencik daha” diye cevap vermişti” diyor İsmet Bozbağ Latife ve Fikriye kitabında, diye yazıyor yazar.

Fikriye Hanım yüzünden boşanmanın kıyısından dönülür. Latife Hanım çok ciddidir. Ailesinin de araya girip kendisini haksız bulmasına kızacak ve annesine: “O kıyamete kadar daima haklı olacak. Çünkü erkek o! Çünkü M. Kemal Paşa o!” diyecektir.

Tabiri caizse, Latife Hanımın suyu ısınmaktadır artık. Onun disiplinlerinden ve yasaklarından bıkan, Latife’ye düşmanlık besleyenler, “Latife Hanım siyasal hırsa kapılmış, bir bakıma Atatürk’le eşit olma, rekabet etme gibi çocukça davranışlara giriyor” demekten kendilerini alamazlar ve bu düşüncelerini M. Kemal’le paylaşırlar.

Öyle ki, M. Kemal’in geçirdiği kalp krizinin nedenini direk Latife Hanım’ın M. Kemal’i sıkmasına, Onu dizginlemeye çalışmasına bağlayanlar çoğunluktadır. Paşayı bunalttığını söyler M. Kemal’in çevresindeki arkadaşları. Kimisi de, ilk zamanlar hep önde, hep Paşa’nın yanında, siyasetle iç içeydi. Devlet mektuplarından, özel evraklara kadar okurdu. Sonraları geri plana itilmesi gücüne gitti, hazmedemedi diyor anılarında.

Devlet erkânı ve politika ile o kadar içli dışlıdır ki Latife Hanım, kendine güveni tamdır. Üstelik zekası ve üstün yetenekleriyle eşini her toplulukta fevkalade temsil edip gururlandırmaktadır. Bu yüzden, boşanma mefhumunun kendi başına gelebileceğine ihtimal vermemektedir. M. Kemal arkadaşlarıyla konuşurken, onun bu beklentisini şöyle anlatmaktadır:

“Boşanma bahsi konuşulurken, nasıl olur? Dünyaca tanınan M. Kemal, dünya önünde zevcesini nasıl boşar?... Kendisine, “Gayet basit, istemem ama şayet öyle bir durum olursa, zile basar kâtibi çağırırım. Anadolu Ajansına iki satır vererek, Gazi, Latife Hanımdan ayrılmıştır derim olur biter?” “Bu kadar basit mi” diye sorunca, “evet, bu kadar basit” dedim.”

Hayatın tüm alanlarında dinle hareket edilmesinden hoşlanmamış olsa da, eşini dini boşama olan talakla boşamış ve ardından bir mektupla talakla boşanmanın tamamlandığını belirten imzalı belgeyi Latife Hanıma göndertmiştir. Daha önce dediği gibi, o kadar basit olmuştur boşanmak.

Bu boşanmanın ardından, içeride ölüm sessizliği hüküm sürerken, dış basın adeta çalkalanır. Peş peşe makaleler, kitaplar yayınlanır. Türk zihniyetinin değişmeyeceği, kadının ikilciliğinin hep baki kalacağı söylenir. Arjantinli bir diplomat, Atatürk adlı kitabında şunları yazar:

“Latife, kocasının izlediği politikanın Türkiye’ye en uygun politika olmadığını anlamıştı; yabancıların önünde, hatta açıktan yaptığı konuşmalarda bunu söylüyordu. Kemalizm’e muhalif bir kimlik sergilemeye başlamıştı. Kemal’in sabrı taşmıştı, hatasını kavradı ve hızla kararını verdi.”

H.C. Armstrong ise, “… Gittikçe daha çok çatışmaya başlamışlardı. Muhaliflerine yakınlık duyuyordu. Politikada kendi çizgisini oluşturdu ve M. Kemal’e yönelik muhalefete ilişkin bir takım ihtiraslar geliştirmeye başladı. Özel yaşamlarında olduğu gibi, sosyal yaşamlarında da onu eleştirmeye başladı. İşine ve kararlarına müdahale etti. Kadınlarla yaptığı toplantılarla yetindiği sürece, M. Kemal’in bir itirazı yoktu…” cümlelerini yazmıştı notlarına.

Boşanacaklarını söylerken, tüm olan bitenin Çankaya’nın kapıları ardında kalacağına dair söz verdirmiş M. Kemal Latife Hanıma. O da sözünü tutup ölünceye kadar konuşmamış.

Ülkenin en kritik dönemlerini yaşayan, bilfiil olaylara müdahil olan, Lozan antlaşmasından daha pek çok kararların alınmasında fikirleri olan, yazışmaları bizzat yapan bu kadın, acaba neler biliyordu da susturulmak istendi ve başarıldı? Tam bir sessizliğe mahkûm edildi, yalnızlaştırıldı.

Yazar, suskunluğunu korumuş olsa da, Latife Hanımın Çankaya’dan ayrıldıktan sonra boş durmadığını, adım adım M. Kemal’i ve ülke politikasını izlediğini, yazılar yazdığını, yurt içi ve yurt dışı basını taradığını ve sürekli notlar tutup, evraklar saklayarak tam bir tarih kurumu gibi çalıştığını anlatıyor kitabının birkaç yerinde. Ölümünden sonra açıklanmak ve ülke halkını bilgilendirmek adına çalıştığını söylüyor.

Ancak, ölümünden sonra bu belgelerin saklanması ve açıklanmaması kararı veriliyor Türk Tarih Kurumu tarafından. Belki de böylece, bir ülkenin gidiş ekseni ve yönü değiştiriliyor onun suskunluğu devam ettirilerek. Halkın bilmesi gereken gerçeklerden korkuluyor ve kutsanmışlar kutsanmaya devam ediyor bilinmez bir tarihe kadar. Çünkü evrakların açıklanıp açıklanmayacağı veya ne zaman açıklanacağı gündeme dahi getirilmiyor hala. Aslına bakarsanız ben çok merak ediyorum Latife Hanımın bildiklerinin neler olduğunu. Kendi adını kullanarak yazamayacak, birileri için, kendi olarak yurt dışına dahi gidişi yasaklanacak kadar tehlikeliydi demek ki Latife Hanım.

Dönemin Türk Tarih Kurumu başkanı, bakın şöyle izah ediyor açıklanmasını istememesinin sebeplerini bu kitapta:

“Latife Hanımın bütün evrakı metrukesi bana teslim edildi. Ben de günlerce okudum ve tasnif ettim. İçlerinde Atatürk’le ve yakın tarihimizle ilgili çarpıcı bilgiler vardı. Bir tarihçi olarak, bunların o günün şartlarında kamuoyunun bilgisine sunulmasını uygun bulmadım…”

Kim bilir, belki de susturulmasaydı Latife Hanım, şimdi başka yollarda yürüyor olabilirdik!

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim