1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Latif Erdoğan: "Cemaat Bitişe Doğru Gidiyor"
Latif Erdoğan: "Cemaat Bitişe Doğru Gidiyor"

Latif Erdoğan: "Cemaat Bitişe Doğru Gidiyor"

"Hocaefendi Makyavelisttir. Nerede menfaat varsa, hangi vesilelerle gayeye ulaşacaksa, onu kullanır ve kullanmıştır. Dün Kenan Evren’dir. Diğer gün Çevik Bir’dir; fark etmez."

A+A-

Yeni Akit muhabiri Hüseyin Kulaoğlu, 17 Aralık’ın uluslararası çapta bir operasyon olduğunu ifade eden Latif Erdoğan ile Fethullah Gülen grubunu ve olayların gidişatını konuştu.

İşte Latif Erdoğan’ın Kulaoğlu’nun sorularına verdiği cevaplar:

***

17 Aralık operasyonundan başlayalım. Bu operasyonu nasıl değerlendirmek gerekiyor?

- 17 Aralık operasyonu uluslararası çapta bir operasyondur. Görülen haliyle hükümete ve devlete karşı yapılan bir darbe girişimidir. Dolayısıyla Cemaat burada taşeron olarak kullanılmıştır. Çünkü Cemaatin o yapıyı bütünüyle kaldırabilecek bir sistemi yoktu. Cemaat, uluslararası organizasyonda Türkiye ayağı olduğu için önemli bir parçadır.

Peki operasyonun öncesi var mı?

- Tabiî bu meseleler, Oslo görüşmelerine direkt müdahil olmak istemekle başlamıştır. Gezi olaylarında kısmen günyüzüne çıkmıştır ama diğer operasyonlarda artık iş netleşmiştir. Dolayısıyla Gezi olaylarında, Cemaat adına hiç yapılmaması gereken gelgitler, zikzaklar yaşanmıştır. Önce Gezi olaylarına sahip çıkılmıştır ama daha sonra biraz geri adım atılmıştır. Buradan da anlıyoruz ki, Cemaat demek ki Gezi olaylarında, Oslo görüşmelerinde, MİT krizinde doğrudan emredici güç değildir.

Oslo sürecinde Gülen grubunun tutumu nedir. Barış istemiyorlar mı?

- Tabiî ki barışı istemiyorlar. Şu anki durum da odur. Peki, neden barışı istemiyor? Çünkü İsrail istemiyor, ABD istemiyor, Avrupa Birliği istemiyor. Dolayısıyla oradan çıkan her kaos, her kargaşa onların işine geliyor. Zaten Türkiye üzerinde emeli olan bu insanlar; Güneydoğu’da senelerce kan dökülmesiyle beslenen insanlardır. Bunların bir gayesi, bir hesabı var. Ama hükümet çok ciddi ve ferasetli adımlar atarak, bu süreci güzel yöneltti. İşte kan durdu. Bunlar tabii ki dış güçleri rahatsız ediyor.

SEVGİYLE DEĞİL ZORAKİ BİR NİKÂH

10 senedir AK Parti ve Cemaat birlikte çalışırken şu anda böyle bir çatışmanın içine girmesinin sebebi neydi?

- Meseleye Cemaat açısından baktığımızda, Cemaat’in AK Parti ile beraber çalışması sevgiyle değil, zoraki bir nikâhtır. Cemaat, kendisini belli bir yere taşımak için AK Parti ile birlikte çalışmıştır. Bürokraside, askeriyede, emniyette, yargıda ulaşmak istediği hedefe varmak için mutlaka siyasi bir güce ihtiyaç vardı. Bunu iki türlü halledecekti. Ya kendisi siyasi bir parti kurarak o boşluğu dolduracaktı, ya da var olan siyasi yapıya yaslanacaktı. Cemaat, birincisini yapmak mümkün olmadığı için ikinciyi tercih etti.

‘GÜLEN MAKYAVELİSTTİR’

Peki, Fetullah Gülen geçmişte Kenan Evren’e ve Çevik Bir’e mektup yazmıştı. Buradan yola çıkılarak, her dönem belli bir güçle işbirliği yaptığını söyleyebilir miyiz?

- Tabii ki söyleyebiliriz. Hocaefendi bu alanda Makyavelisttir. Nerede menfaat varsa, hangi vesilelerle gayeye ulaşacaksa, onu kullanır ve kullanmıştır. Dün Kenan Evren’dir. Diğer gün Çevik Bir’dir; fark etmez. Bugün ABD, yarın Rusya, ertesi gün Çin, onun için fark etmez. Yani onun için gayeye, maksada ulaşmak için her yol mubahtır.

Burada takiyye konusu gündeme geliyor. Gülen grubu bu konuda takiyyeyi doğru mu kullanıyor; yoksa biraz cılkını mı çıkardı?

- Şimdi burada iki aşama var. Birinci aşamada buna “tedbir” deniliyordu. Karşınızda gayri İslâmî bir rejim varsa, bu yüzden o kurumlarda bulunmak için “tedbir” alarak kendinizi açığa çıkarmamanız lazım. Fakat daha sonraki süreçte AK Parti’den sonra böyle bir ihtiyaç artık yok. Dolayısıyla bu dönemde yapılan tedbir değildir. Cemaat kimliğini, takiyye ile gizlemektir. Diyelim ki bir insan emniyette ilerlemek için içki içmesi, eşinin açık olması veya namaz kılmaması bu ruhsata bağlanıyorsa, bu tamamen dine aykırıdır. Böyle bir fetva vermeye kimsenin hakkı ve salahiyeti yok. Allah’ın emrettiği şeyi kimse yasaklayamaz. Yasak ettiğini ise kimse emredemez.

‘SEN MÜÇTEHİT DEĞİLSİN Kİ NASIL İÇTİHAT EDİYORSUN’

Başını açma, namaz kılmama, içki içme gibi durumlar söz konusu oluyor. Cemaat burada kendine özel bir fıkıh mı geliştirdi?

- Buna özel bir fıkıh denemez. Fıkha aykırı bir tavır denir. Buna “inhiraf” denir. “Yüz dönmek” denir. “İrtidat” demiyorum. Çünkü o daha ağır bir kelime olur. Dolayısıyla bu ameli noktada bir “inhiraf”tır, bir sapmadır. İslam’da olmayan şeyi yapmak demektir. Dolayısıyla yapılanlar yanlış yapılmış demektir. Eğer bunlar doğru olsaydı, Cenab-ı Hak doğru istikamette götürürdü, demek ki yanlış. Fetullah Gülen bir fakih değildir. Fıkıh bilgisi vardır; fakat fakih değildir. Hele içtihat edecek bir durumda hiç değildir. Şimdi burada söz konusu hususlarda içtihat uygulanmıştır. Sen müçtehit değilsin ki nasıl içtihat ediyorsun? İçtihat edebilecek kriterlere sahip misin?!..

CİHAT ETTİKLERİNİ ZANNEDİYORLAR

Cemaat’teki kişilerin Fethullah Gülen’e bakışları nasıl? Gülen’i, Mehdi veya Hz. İsa olarak görüyorlar mı?

- Şimdi kişilere göre bakış açısı değişebilir ama Cemaatteki genel tablo “saygı duyulması gereken, emrine itaat edilmesi gereken bir şahsiyettir.” Ama üst tabakaya çıktıkça Hocaefendi’ye yakın olanlar, çerçeve daraldıkça mehdiyet izafesi de olabilir. Mesihiyet izafesi de olur. Burada da doğrudan kategorik bir anlamda anlatım zordur. Bu biraz da kişilere bağlı bir durumdur. Yapılan her şey dini duygu ve düşünce adına yapılmış oluyor. Hizmet adına yapılmış oluyor ve onlara bakarsanız bu da bir fedakârlık oluyor. Cihat ettiklerini zannediyorlar.

SONA YAKLAŞILIYOR

AK Parti’nin Cemaat ve küresel güçler tarafından bu kadar hedefe konulmasının sebebi nedir?

- AK Parti çok başarılı bir performans sergiledi ve Türkiye’yi başarılı noktalara taşıdı. Dolayısıyla burada rahatsız olan dış mihraklar meseleyi tahrif boyutunu Cemaati kullanarak yaptı.

Bu gidişatı nasıl görüyorsunuz?

- Şu anki gidişat Cemaatin tamamen aleyhinde, AK Parti’nin ve Hükümet’in lehinde gelişiyor. Görünen o ki; Fetullah Gülen artık son çırpınışlarını, son çarelerini ve elindeki son dinamikleri kullanmaya çalışıyor ama bunlardan da bir netice alamaz. Çünkü AK Parti Hükümeti, devlet ve milletle birlikte çok ciddi bir cephe oluştu. Bilhassa bu seçimlerdeki gördüğümüz o coşku, o bağlılık, o muhabbet, o sevgi bize bunu öğretmiş oluyor.

Cemaatte bir dağılma söz konusu olur mu? Kopma yaşanır mı ya da bitme?

- Şimdi bu Cemaat şu haliyle bitişe doğru gidiyor. Cemaat bölünebilseydi belki hayatiyetini devam ettirirdi ama bu bölünme gerçekleşmez. Gerçekleşmeyeceği için de bitiş kaçınılmazdır

BEDİÜZZAMAN MEDENİYETE GÜLEN DEVLETE TALİPTİR

Fethullah Gülen grubunun hedefi nedir? 17 Aralık operasyonuyla neyi hedefliyordu?

- Şimdi Cemaat dikey büyüme gerçekleştirdi ve devlete uzandı. 20 sene evvel kendilerine bu dikey büyüme böyle giderse devletle yüz yüze gelineceğini söyledim. Dolayısıyla o zaman, “Bu durumu nasıl izah edeceksiniz” dedim. Yani yatay büyüme şeklinde büyüme söz konusu olması gerekirken, Cemaat dikey büyümüştür. Burada da devlete toslamıştır. Arada bir siyasi parti olmadığından dolayı, devlet bürokrasisiyle olan ilişkiler illegal yollarla yürütülmüştür.

Eğer bir siyasi parti olsaydı, bu normal bakan ve bakanın altındaki birimler olurdu. Fakat bu yapılamamıştır. Yapılamadığı için de çok ciddi bir boşluk olmuştur. Bu boşluk bir süre AK Parti ile birlikte doldurulmaya çalışılmıştır. Fakat son hadiselerde tabii ki Hükümet bu tavrı koyunca da boşlukta kalmıştır. Dolayısıyla o dikey büyümeyle varılan noktalarda boşluğa düşmüştür. Bu açıktır. Hedef nedir? Hedef devletleşmektir. Burada da Bediüzzaman Hazretlerinin stratejisinden bir sapma vardır. O da nedir? Bediüzzaman Hazretleri medeniyete taliptir; Gülen ise devlete. Bu talip olma neticesinde toslanan nokta budur.

‘DÜNYA İLE BİRLİKTE İNZİVAYA GİRMİŞ’

Fethullah Gülen’in telefon kayıtları yayınlandı. Gülen, Uganda’daki Petrol Rafinerisi’nden, Çin’deki büyük işe kadar her şeye sahip ve Koç, Sabancı gibi birçok işadamıyla da ilişki içerisinde. ‘İnzivaya çekildi’ denilen Gülen’in bu işlere girmesi doğru mu?

- Tabii eskiden beri Hocaefendi bunu yapar. Hocaefendi’nin inzivası; bir odaya dünyayı yanına alarak çekilmesi şeklinde gerçekleşmiş. Yani dünyayla birlikte inzivaya girmiş.

‘İRAN DÜŞMANLIĞI SİYASİ BAKIŞTAN GELİYOR’

Cemaatte İran düşmanlığı söz konusu... İran’a karşı Amerika ve İsrail politikaları ile paralel politika izliyor. Bunun sebebi ne olabilir?

- Bunun iki sebebi olabilir. Birincisi; tarihten gelen bir düşmanlık söz konusu olabilir. Meseleye; Sünni-Alevi, Ehli Sünnet vel Cemaat ve Şii mantığıyla bakılabilir. Bu siyasi bir bakış olmaktan ziyade dini bir bakış olur. Bir de tamamen siyasi bir bakış söz konusudur. Şu anda Cemaatin İran düşmanlığı siyasi bakış nedeniyledir. Bu siyasi bakışın temelinde de, Amerika, İsrail ve Avrupa Birliği’nin İran’a karşı olması vardır.

Fethullah Gülen, Türkçü mü, milliyetçi mi?

- Değil demek ki... Eskiden biz de milliyetçi zannediyorduk ama milliyetçi olsa bu kadar küreselci olamazdı.

Cemaat sadece dinlemelerle mi yetindi, yoksa izleme olsun, özel yaşam olsun, mahremiyet olsun o konulara da uzandı mı?..

- İzleme var tabii. Dinleme izleme hepsi bir. Teknoloji geliştikçe o da gelişti. Eskiden sadece telefonlar dinleniyordu. Sonra bütün ortam dinlenmeye başlandı. Eskiden bir insanı görüntülemek kolay değildi. O teknik gelişti. Bu kadar insanın dinlenmesinin, izlenmesinin Cemaat’e hiç getirisi yok. Demek ki bu başka bir maksatla yapılmış. O maksat da uluslararası güçlere yardım ve yataklık etmekmiş...

Cemaat burada işbirlikçi mi oluyor?

- Tabiî ki, işbirlikçilikten de öte bir laf söylenmesi gerekirse, o da söylenebilir ama şu anda işbirlikçi lafından başka diyecek bir şey bilmediğim için öyle tarif ediyorum.

‘GENELDE İSLÂMÎ KESİM İLE DİYALOĞA GEÇİLMEDİ’

Cemaat, dinlerarası diyalog çalışmaları yapıyor. Peki, bu çalışma nasıl?

- Şimdi Hocaefendi’nin ilk günlerde yani 1971’li yıllarda doğrudan doğruya bütün Cemaatlerle iyi geçinme gibi bir düşüncesi vardı; fakat Cemaat güçlendikçe o çizgiden kaydı. Mesafeli durmaya çalıştı. Difüzyon olmamasına gayret gösterdi. Hatta Cemaat içinde başka bir cemaatin liderine muhabbetini de kaldıramaz oldu. Bu mesele daha sonra Bediüzzaman’a bile yansıtılarak, devre dışı bırakıldı. Dolayısıyla dışa olan yani başka dinlere olan diyalog çerçevesindeki faaliyetler bu tarafa ait İslâmî kesimlere hiç yapılmadı ya da sınırlı yapıldı. Sınırlı birkaç münferit kişilerle yapılmış görüşmeler olabilir. Bir iki ziyaret oldu ama genel manada mesafeli duruldu.

 

HABERE YORUM KAT