1. YAZARLAR

  2. Fikri Akyüz

  3. "Lambur lumbur" konuşan Ak Partili..
Fikri Akyüz

Fikri Akyüz

Yazarın Tüm Yazıları >

"Lambur lumbur" konuşan Ak Partili..

A+A-

AK Parti hakkında demokrat bir insanı utançtan yerin dibine sokan, kahırdan ise verem eden şu kapatma davası açıldı ya..

Fütursuz bir tesettür tacirinden laiklik hassasiyeti devşirilmeye başlandı ya..

İşte böyle bir siyasal atmosferde ve sosyolojik konjonktürde "birileri" yine sazı eline almaya başladı ve "Haniyada benim elli dirhem pırasam.." diyerek "lambur lumbur" konuşmaya başladı..

Bunlardan biri, Abdüllatif Şener oluyor..

Şener diyor ki: "Yeni bir oluşumun ortamını hazırlıyorum.."

Neyin ortamını hazırlıyormuş? Cevap: Yeni bir oluşumu hazırlıyormuş..

Peki yeni bir oluşumun neyini hazırlıyormuş? Cevap: Ortamını hazırlıyormuş..

Kim bunu hazırlıyormuş? Cevap: Bırakınız Ak Parti'yi MKYK'dan dahi istifa etme onurunu göstermeyip "Beni atsınlar ki kahraman olayım.." şeklinde düşündüğü aşikar olan Abdüllatif Şener hazırlıyormuş..

Muhakkak ki parti kurmak herkesin hakkıdır, ama onurlu bir siyaset yapmak herkesin harcı değildir.

Ben Şener'in parti kurmasına değil, Şener'in beni "aptal"yerine koymasına isyan ediyorum.

Şener'in beni aptal yerine koymaya ne hakkı vardır?

22 Temmuz seçimlerinden önce aday olmamasının sebebinin, 367 içtihadının hüküm sürdüğü o atmosferde Abdullah Gül'ün yeniden aday olamayacağını ve böylece o kaotik ortamda Hürriyet ve CHP'nin gazıyla cumhurbaşkanlığına aday olmayı düşündüğünü düşünemeyecek kadar aptal mıyız?

Şimdi çıkıp diyecektir ki: "Hayır efendim, ben siyasete ara verip üniversitede ders vermek istedim.."

Tamam "ders vermek" için siyasete ara verdi diyelim; peki kendisinin "ders almaya" ihtiyacı olduğunu gösteren doneleri her gün ama her gün önümüze koymasına ne diyeceğiz?

Mademki siyasete ara verecektiniz, o zaman bu "oluşum" nerden çıktı ve bu oluşumun "ortamını" hazırlamak gibi yoz, çiğ ve kof tavır nereden zuhur etti?

Şener 1970'de Adalet Partisi'nden ayrılanların kurduğu Demokratik Parti serüvenini herhalde iyi biliyordur..

Türkiye'nin başına, 1970'den politik hayatının sonuna kadar en büyük belaları saran Süleyman Demirel'in en başarılı dönemi olan 1965-1970 arasındaki nisbi iyileşmeye rağmen Adalet Partisi'ni çökertmek için kurulan Demokratik Parti hikayesi, evet çok önemli bir hikayedir.

Çünkü dönemin en güçlü siyasi figürlerinden biri olan eski TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli'nin kurucusu olduğu bu parti 1977'de siyaset sahnesinden silinmişti..

Celal Bayar yaşlı olduğu için kendisi Demokratik Parti'de aktif görev almamış ama kızı Nilüfer Gürsoy'u bu partiye sokmuştu.

Adnan Menderes ismini ise bu partide oğulları Aydın Menderes ve Yüksel Menderes temsil ediyordu.

Ayrıca bu partide, Adalet Partisi kongresinde Demirel'e karşı kıl payı genel başkanlığı kaçıran "Koca Reis" lakaplı Sadettin Bilgiç gibi bir büyük isim vardı..

Şimdi Allah aşkına söyleyiniz; Abdüllatif Şener, "Menderes" isminden.. Turhan Çömez, "Bayar" isminden.. Ertuğrul Yalçınbayır, Bozbeyli'den.. ve Vahit Erdem, Bilgiç'ten daha mı "büyük" isimlerdir?

Ya da Fikret Bila'ya "isim vermeden" konuşan bakanın kendisi olup olmadığı hususundaki soruya "Evet o kişi benim.." deme yürekliliğini ya da "Hayır o kişi ben değilim.." deme ferasetini gösteremeyen Cemil Çiçek yukarıdaki isimlerden daha mı fazla tabanı olan isimdir? (Bu yazı yazılana kadar Çiçek henüz tekzipte de bulunmadı teyit de etmedi..)

Evet siyaset, Abdüllatif Şener'de olduğu gibi, daha büyük yerler için milletvekilliğine aday olmaktan "vazgeçenlerin" yapacağı bir iş değildir..

Siyaset, gerçi kapatma davası sürecini iyi yönetemediğini düşündüğüm Başbakan Tayyip Erdoğan'da olduğu gibi, cumhurbaşkanı olma imkanı varken bu adaylıktan "feragat etme" haysiyetini gösterenlerin işidir.

(Abdullah Gül'ün, adaylığını devam ettirmesi bundan farklı bir husustur. Zira Gül, adaylığını devam ettirmeye "mecburdu")

Velhasıl, Abdüllatif Şener bir "PR" çalışmasını "ustalıkla" yerine getirerek kendini "cilalatma" konusunda büyük bir gayret sarf ediyor.

Oysa bir insanın geleceğinin "parlak" olması için, kendini bu kadar "cilalatması" gerekmiyor!

Yazımı geçen yıl 22 Temmuz öncesi yazdığım bir yazının bir kısmı ile tamamlayayım ki ne dediğimi Şener daha iyi anlamış olsun.. O yazıyı şöyle bitirmiştim:

Aslında 24 Nisan 2007'nin en "insani" tarafı, Erdoğan'ın Gül'ü aday gösterirken Gül'den "Kardeşim.." diye söz ettiği andır.

Buradaki kardeşim ibaresi "Karrrdeşimmm orası cumhurbaşkanlığı.." cümlesindeki "kardeşim"den çok farklı bir şeydir.. Samimiyet ister..

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT