1. YAZARLAR

  2. KENAN ALPAY

  3. Laiklik: Tartışmak Yasak Benimsemek Mecburi
KENAN ALPAY

KENAN ALPAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Laiklik: Tartışmak Yasak Benimsemek Mecburi

A+A-

Laiklik salt olarak sosyal ve siyasal bilimlere ait bir kavram olsaydı, felsefi olarak içinin nasıl doldurulacağına ilişkin bir önerme olsaydı işimiz çok kolay olurdu. Oysa laiklik bu ülkede ideolojik ve idari bir sistem olarak Kemalist cumhuriyetin halka karşı kullandığı tahrip gücü son derece yüksek bir silah işlevi gördü bu ülkede. Dört nesil boyunca toplumun maruz kaldığı travmalar o kadar taze ki laik bir sistem ve toplum inşa etmek adına hayata geçirilen sistematik zulümlerin dökümünü yapmaya gerek yok sanırım.

Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ı “laiklik yeni anayasada olmamalıdır” teklifinden ötürü adeta doğduğuna pişman eden bir atmosfer nasıl da yıldırım hızıyla inşa edildi, değil mi? Başbakan Ahmet Davutoğlu dâhil AK Parti’nin en yetkili isimleri hatta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bu teklife karşı beyanlarda bulunduysa da yine de hedef olmaktan kurtulamadılar. Meclis Başkanı Kahraman’ı ‘şahsi düşüncelerim’ demeye mecbur kılan, Hükümet ve AK Parti temsilcilerini Kahraman’dan uzak durmaya ve laikliğe sahip çıkmaya yönlendiren temel saik kim ne derse desin halen ülkeye egemen olan ‘despotik iklim’dir. Düşünme melekelerini felç eden “her şey tartışılabilir ama Atatürk ve Atatürkçü değerler sistemi asla!” uğultusu üzerine çöktüğü toplumun iflahını kesmekten vaz geçmeyecek anlaşılan.

Reddetmek Zor, İçini Boşaltalım

Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un laiklik meselesi tartışmasını ele alırken verdiği beyanat dikkate değer bir kıyas ve çıkarımı işaretliyor şüphesiz. Şentop’a göre Türkiye’nin laiklikle ilgili problemi yok. Problem sayılanlar ise ilkeden değil uygulamadan kaynaklanıyor. Jakoben laiklik yerine din hürriyetini esas alan laiklik arasındaki farkları 28 Şubat süreci ve bugünkü durumun karşılaştırmasıyla izah ediyor. Şentop’a göre “Türkiye artık laiklik konusunda çok ciddi mesafeler aldı.” Bu sebeple “laiklik ilkesini anayasa metninden çıkarılıp çıkarılmamasını tartışmış bile değiliz” derken resmi ideolojik tabularla mücadelede siyaset kurumunun hale zayıf olduğunu bir nevi itiraf etmiş oluyor.

Laiklik tartışmasının TSK, CHP, TÜSİAD, Yüksek Yargı, medya ve Alevi-sol kesimler gibi Kemalist iktidar sınıfları tarafından başlamadan boğulmak gibi bir kaderi var. Laikliğe karşı değil bir itiraz en küçük bir eleştiri hatta ima yoluyla bile olsun sadakatsizlik Kemalist iktidar sınıflarının gazabını celp etmeye yetiyor da artıyor bile. Baksanıza AB’nin Ekonomi ve Mali İşler Sorumlusu Pierre Moscovici bile tartışmalara hızla dâhil olmuş ve şöyle demiş: “Türkiye’nin laik bir demokrasi olarak kalmasını istiyoruz.” Dolayısıyla Moskovici’yle mülakat yapan tecrübeli gazeteci Murat Yetkinher işimiz yoluna girdi de laiklikle uğraşmaya mı geldi sıra?” alaycılığına eklediği “bu tartışma söndürülmezse yıkım gelir” tehditleri esasen laiklikle ilgili alınan mesafenin çok da uzun boylu olmadığını hatırlatır niteliktedir.

İsmet Berkan’a bakarsak Meclis Başkanı Kahraman’ı ciddiye almamayı tavsiye ediyor ve “bu ipe sapa gelmez konuyu tartışarak enerjimiz boşa akacak” uyarısında bulunuyor. Ancak dikkat çekici diğer bir husus da artık yeni anayasanın bu tartışmayla beraber imkânsız hale geldiğinin sıkça vurgulanmasıdır. Öyle ki laiklik ilkesinin tartışmaya açılması ülkenin cehenneme döndürülmesi ve normal yaşamın sona erdirilmesiyle eş anlamlı olarak propaganda edilmekte. Böylece uzun yıllar boyunca olduğu gibi bundan sonra da laiklik merkezli bir devlet ve toplum tasavvurunun devamı dayatılmaktadır.

Canını Seven Tartışmadan Benimser!

Peki ama laiklik, Atatürkçülük, ulusal kimlik gibi dayatmalar tartışılmayacaksa yeni anayasa arayışına ne hacet var!? Oysa Mustafa Kemal ve askerinin tayin ve tespit ettiği hayat tarzına bu toplumu hiç kimse mecbur ve mahkûm edemez. Gürültü patırtı yapabilirler, tehdit ve şantajlara savurabilirler, provokatif eylemliliklere ve edepsizce saldırılara girişebilirler ama temel hak ve özgürlüklerin önünü alamazlar.

Tecrübelerle sabit olduğu üzere bu ülkede laiklik tartışması Atatürk’e, Atatürk tartışması bürokratik oligarşinin iktidarı elinde tutabilme niteliğine bağlıdır. Ne kadar özen gösterilirse gösterilsin bu tartışmalarda Kemalist sınıfların marifetiyle gerilim daima yükseltilir ve itirazlar bastırılır. Daha doğrusu bastırılabilirdi. Artık o güç ve kudreti büyük oranda kaybettiler.

Türkiye’de siyaset ve toplumun laikliği reddetme, Kemalizme biat etmeme hakkı neden meşru bir hak olarak görülmüyor? Bu ülke ve toplumu Kemalizme ve laikliğe endeksleme hakkını bürokratik oligarşiye kim, ne zaman verdi? Bu soruları sorma ve bu doğrultuda siyaset üretmemiz tartışmaya açık olmayan meşru bir hak hatta Müslüman olarak görevimizdir. Laikliği öyle veya böyle tanımlamak, kendimize uygun bir laiklik tarifi ve pratiği seçmek gibi bir vazifemiz yok, kimse de bize böyle bir vazife yükleyemez. İsteyen Kemalist ve laik kimliği benimser. Ancak anayasa marifetiyle Müslüman bir topluma bunu bir deli gömleği gibi kimse giydiremeye kalkışamaz. Çünkü adalet ve özgürlük talebi hepsinden değerli, üstün ve kalıcıdır. 

Yeni Akit

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum