Láik fundamentalizm

12.04.2008 05:12

Mustafa Erdoğan

Láiklik karşıtı fiillerin odağı’ haline geldiği gerekçesiyle AKP’ye karşı açılan kapatma davası, başka şeyler yanında, resmî láiklik anlayışı üzerindeki kadim tartışmayı da yeniden başlatmış görünüyor.

Öyle de olması gerekiyordu; çünkü, Prof. Özbudun’un ifadesiyle, ‘demokratik, özgürlükçü bir sivil anayasa hazırlatan, Türkiye’ye AB yolunda önemli kazınımlar sağlayan’ bir partiyi láikliğe karşı olduğu gerekçesiyle kapatmaya kalkışmak, en hafif deyimiyle, çok tuhaf bir durumdur. Bu tuhaflığın elbette açıklanmaya ihtiyacı var.

Bu tuhaflık, şimdiye kadar defalarca yazılıp söylendiği gibi, Türkiye’de carî olan ‘láiklik’in özünde yatmaktadır. Türkiye’ye özgü bu sözde láiklik pratiğine bugüne kadar çeşitli sıfatlar yakıştırıldı: ‘militan’, ‘otoriter’, ‘baskıcı’... gibi. Zamanla bunların yerini ‘láikçilik’ aldı ve bir terim olarak yerleşti. ‘Láikçilik’, kısaca, láikliği siyasî-hukukî bir ilke olmaktan çıkarıp devlet eliyle uygulanacak bir toplum felsefesi ve hayat tarzı haline dönüştürme projesi demektir.

Bu yazıda, söz konusu anlayışın fundamentalizmle ilişkisine işaret etmek istiyorum. Açıkçası, ‘láikçilik’in aslında fundamentalizmin láik türü olduğunu söylüyorum. Temel referansı yanlış bir akıl ve bilim anlayışı olan bu ‘láik fundamentalizm’, -’Aydınlanma’ karşıtlığı anlamında- ‘karanlık’ı temsil eden ‘batıl inanç ve hurafe’lerin hem kaynağı hem de tipik örneği olarak gördüğü dini sadece siyasetten değil fakat toplumsal hayattan da kovmayı amaçlayan modern bir devletçi bağnazlık türüdür.

Fundamentalizm konusunda yıllar önce şöyle yazmıştım: ‘(F)undamentalizm aslında bir zihniyetin, düşünüş tarzının genel adı. Sadece ‘dinciler’ değil, dünyevi (laik) ideoloji veya dünya görüşlerine mensup olanlar da fundamentalist olabilir. Bu tür fundamentalizm dini olanından daha az tehlikeli değil. Hatta böylesi zaman zaman daha zararlı sonuçlar doğurabilir.

(...)(G)ünümüz dünyasında entelektüel özgürlüğü tehdit eden sadece ‘dincilik’ değil, muhtelif laik fundamentalizmler de özgür düşünce ve ifadeyi boğucu etki yapmakta. Hatta denebilir ki, bugün entelektüel özgürlüğün asıl engelleri dinciliğin cenderesi değil (çünkü, ona karşı zaten uyanık ve mesafeliyiz), fakat ‘çağdaş’ ve daha zarif korselerdir. (...)

(G)enel bir entelektüel tarz olarak fundamentalizmin özünü, ‘hakikatin apaçık olduğuna inanmak ve bu iddiada yanılmış olabileceğini kabul etmemek’ oluşturur. (...) Hakikatin apaçık olduğuna inanılan yerde görüş farklılıkları, tartışma, eleştiri ve muhalefete yer olmaz. Fundamentalist inancın bir toplumsal-siyasal programa dönüşmesi onun bireysel bir tutum olarak kalmasından daha tehlikelidir. Çünkü, böyle bir programın en sonunda varıp dayanacağı nokta, doğrunun ne olduğuna otorite eliyle karar verilmesi ve ‘doğru’nun (‘hakikat’in) yine otorite aracılığıyla başkalarına dayatılmasıdır.

Fundamentalist bir proje düşünceleri ‘doğru’ olan ve ‘yanlış’ olanlar diye kategorize eder; ‘yanlış’ düşünenler, en hafifinden toplumsal ve siyasal süreçlerden dışlanır, çoğu zaman da ‘düşman’ olarak görülüp ‘uygun biçimde’ saf dışı edilir. Yanlış inancın suç olduğu yönündeki totaliteryen düşünce modern bir şey değil, aslında şu bildiğimiz engizisyonculuktur.’ (Radikal, 23.4.2002)

Sanırım, burada tanımlanan zihin yapısı bugün Türkiye siyasetini kuşatan tuhaflığı epeyce açıklamaktadır.

Star gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim