Laçiner’den 'Ergenekon Davası' Analizi

17.01.2012 18:49
Laçiner’den Ergenekon Davası Analizi
Ergenekon ve benzeri davalara gerek var mı? Bu davalar maksadını aştı mı? Artık mahkemelere ihtiyacımız kalmadı mı?

Star'dan Sedat Laçiner'den Ergenekon davası analizi:

Ergenekon Davası ve benzeri davalar uzadıkça bazılarının bu davaların kıymetini ve işlevini unuttuğuna dikkat çeken Laçiner, 'Ergenekon Davası’na gerek var mı?' sorusuna somut gerekçelerle net yanıt verdi.

Ergenekon davası öncesi ve sonrasındaki süreci değerlendiren Laçiner, "Ergenekon’dan sonra ne bir Danıştay Saldırısı oldu, ne de bir misyoner cinayeti. Ayrıca asker-sivil ilişkileri de kademe kademe rayına girmeye başladı. " dedi.

Laçiner, analizini çarpıcı sorularla noktaladı: "Şimdi herkesin kendisine sorması gerekir, eğer bu davalar olmasaydı, askeri-vesayet bitme sürecine girer miydi? Cinayetler nasıl oldu da bıçakla kesilmiş gibi sona erdi? Sizce tüm bu yaşananlar bir tesadüf müydü?"

Ergenekon Davasının gerekliliğini hatırlatan o analiz:

Ergenekon Davası ve benzeri davalar uzadıkça bazıları bu davaların kıymetini ve işlevini unutuyor. Kimileri de pek bir yufka yürekli, geçmişin kudretli isimleri demir parmaklıklar arasından gözleri buğulu birkaç açıklama yapınca kalpleri yumuşayıveriyor. Bakıyorum da “Yeter artık bu kadar çektikleri. Artık askeri vesayet de ortadan kalktığına göre bitirelim şu davaları” diyenlerin sayısında ciddi bir artış var.

Gerçekten böyle mi? Bu davalar maksadını aştı mı? Artık mahkemelere ihtiyacımız kalmadı mı?

İsterseniz bunu anlamak için Ergenekon Davası (2008) öncesi ve sonrasını kısaca karşılaştıralım:

Ergenekon Davası öncesi

2002’de AK Parti seçimleri kazanınca darbe girişimleri de hızlandı. Fakat Genelkurmay Başkanı Özkök’ün bu girişimlere destek vermemesi işleri darbeciler açısından zorlaştırdı. Özellikle AB sürecinin hızlanması ve Hükümet’e dış desteğin artmasıyla birlikte darbenin ancak sokaklar hazırlanabilirse yapılabileceği anlaşıldı. Böylece seri cinayetler ve darbeci gösteriler dönemine girdik.

2005 Kasım’da Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde bir kitabevine bomba atıldı. Zanlılar TSK mensubu kişilerdi ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt zanlılardan birine “İyi çocuktur, tanırım” diyerek sahip çıktı. Birkaç ay sonra ise provokatif el bombası ve ses bombası saldırıları başladı.

Ankara’nın hassas yerlerinde patlayan bombaları Şubat 2006’da Rahip Santoro Cinayeti izledi. Katolik bir rahip henüz çocuk yaşta birine öldürtüldü.

Mayıs 2006’da Cumhuriyet gazetesine kimliği belirsiz kişiler el bombaları attı.

17 Mayıs’ta ise Ankara’nın ortasında bir kişi tüm güvenlik önlemlerini ve kameraları ‘atlatarak’ Danıştay 2. Dairesi’ni bastı ve bir yargıcı öldürdü. Saldırgan elini kolunu sallayarak binayı terk ederken tesadüfen yakalandı. Daha silah soğumadan pek çok siyasi Danıştay’ın önünde saldırıyı “Cumhuriyet’e yapılmış bir saldırı” olarak niteledi ve doğrudan Hükümet’i hedef gösterdi. Bu kişiler arasında dönemin Cumhurbaşkanı Sezer de vardı.

Planlar işlemeye başlamıştı. Hükümet üyeleri cenaze törenlerinde bile yuhalatılıyordu. Belli ki darbe hazırlıkları durmaksızın devam ediyordu: 2006’da Ankara’nın ortasında silah ve patlayıcılarla dolu bir ev ortaya çıkarıldı. Evi birçok TSK mensubu ortak kullanıyordu. (Atabeyler Çetesi)

Türkiye 2007’ye Hrant Dink Cinayeti’yle başladı. 19 Ocak’ta Dink İstanbul’un en kalabalık caddelerinden birinde yine çocuk yaşta birine vurduruldu.

Nisan 2007’de ise Malatya’da Zirve Kitabevi Katliamı’nda 3 kişi boğazları kesilerek öldürüldü. Bugün biliyoruz ki o dönemde Rum ve Ermeni pek çok kişiye suikast planları uygulanmak üzereydi.

2007’nin bir diğer sürprizi de Cumhuriyet mitingleriydi. Mitingler seri cinayet ve provokasyonlara adeta tüy dikti. Ellerinde Türk bayrakları yüzbinlerce kişi Tandoğan’da, Çağlayan’da ve daha birçok meydanda askeri göreve çağırdı.

Generallere dönük pek çok kışkırtıcı çağrı gazetelerden tekrarlandı. Bu baskılar Genelkurmay’ı 27 Nisan 2007 açıklamasına, yani ‘muhtıra verme’ye zorladı. Genelkurmay yine laikliğin tehlikede olduğunu söylüyor, ilginçtir Malatya’daki katliamı da ‘muhtıra’nın gerekçeleri arasında gösteriyordu.

Dava sonrası

Bugün anlıyoruz ki darbeciler TSK içinde aradıklarını bulamayınca ‘B’ ve ‘C’ planlarını devreye sokuyorlardı. Bu arada Haziran’da Ümraniye ve Eskişehir’de iki ayrı emekli askere ait evlerde bulunan el bombaları ile Cumhuriyet gazetesine atılan bombaların seri numaralarının tuttuğu anlaşıldı ve süreç Temmuz 2008’de Ergenekon Davası’nın açılmasıyla son buldu.

Ergenekon’dan sonra ne bir Danıştay Saldırısı oldu, ne de bir misyoner cinayeti. Ayrıca asker-sivil ilişkileri de kademe kademe rayına girmeye başladı. Şimdi herkesin kendisine sorması gerekir, eğer bu davalar olmasaydı, askeri-vesayet bitme sürecine girer miydi? Cinayetler nasıl oldu da bıçakla kesilmiş gibi sona erdi? Sizce tüm bu yaşananlar bir tesadüf müydü? Denemesi bedava... Mahkemeleri tatil edelim, bir deneyelim isterseniz...

Aktif Haber

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim