1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Kusursuz Sekülerizmi Muhafaza ve Müdafaa Hattı
Kusursuz Sekülerizmi Muhafaza ve Müdafaa Hattı

Kusursuz Sekülerizmi Muhafaza ve Müdafaa Hattı

Resmi ideolojiye ve hedonizme/hazcılığa kul-köle edilmek istenen Müslüman bir topluma fıtratımızı, iyiliği, güzelliği, doğruluğu hatırlatıyor olmak en kestirmesinden otoriter ve totaliter olmak şeklinde yaftalanıyor.

A+A-

Kusursuz Sekülerizmi Muhafaza ve Müdafaa Hattı

Kenan Alpay

Kötülüğü ve çirkinliği müdafaa üzerine kurulmuş sorulara cevap yetiştirmeye çalışarak ne doğruya ne de güzele ulaşabiliriz. Üstelik bu sorular ahlaki ve siyasi açıdan tutarsız ve samimiyetsiz çevrelerden neşet ediyorsa.

Mesela Türkiye gibi resmi ideoloji ve iktidar sınıfları eliyle modernleşme adına bir asırdır din-ahlak dışı hayat tarzının dayatıldığı bir ülkede “ahlak polisi mi geliyor?” tarzı bir sorunun hakikatte zerre miktarı önemi yoktur. Yine “Hükümetin, devlet ve toplumu muhafazakârlaştırmasından endişeli misiniz?” gibi bir dizi sorunun da hakikati aydınlatmaya değil olsa olsa karartmaya hatta ortadan kaldırmaya matuf çabaların bir parçası olmaktan öteye bir değeri yoktur.

Size Dans Etmeyi Emrediyorum!

Başbakan Erdoğan’ın kız-erkek öğrencilerin aynı yurt ve evlerde barınmasını teşvik eden, mecbur bırakan ifsat edici sürece dikkat çekip itiraz etmesi beklendiği üzere ciddi bir gürültüye vesile oldu. Bu konunun paralelinde seyreden gelişmelerin laik-seküler yaşam tarzına yönelik tehditleri arttırdığı endişesi tavan yapmış durumda. Durumu izah sadedinde meseleye açıklık getirmek isteyen kimileri “muhafazakâr toplum mühendisliği”nden başlayıp “ahlakçı faşist kafanın cadı avı”na kadar götürme yarışında ısrarlılar.

Burada söz konusu olan laik-seküler bir hayat tarzını savunma değil bunun bir devlet politikası olarak sürdürülmek istenmemesidir. Devlet veya hükümete sorumluluk olarak yüklenen şey laik-seküler hayat tarzının sadece teminatı olması değil aynı zamanda teşvikçisi hatta kolaylaştırıcısı olmasıdır. Kemalist cumhuriyetin mana ve ehemmiyeti de zaten bu değil midir?

Müslüman bir toplumu İslami kimliğinden, ahlaki değerlerinden, kültür ve örfünden, ibadet ve kılık-kıyafetinden söküp koparan sanki gönüllü bir toplumsal iradeydi. Sanki makbul vatandaş yaratma süreci, adına Atatürk ilkeleri ve inkılapları denilen ve kolluk kuvvetleri marifetiyle ağır bedeller ödetilerek dayatılmamıştı. Sorun zannedildiği gibi sadece kadınların başının açılmasıyla sınırlı değil.

Resmi kurum ve törenlerde beden terbiyesi/eğitimi veya Medeni Bilgiler adına yaptırılanların temel hedefi neydi? Mustafa Kemal’in deyişiyle ilerlemeye/muasırlaşmaya engel addedilen “utanma duygusunu” ortadan kaldırmaktı, değil mi? Başta subayla ve diplomatlar olmak üzere bütün bir topluma “dans etmeyi” emreden Ulu Önder’in ahfadı durumdan vazife çıkarıp hedef büyültmüş ve alkolizmi, fuhşu hatta homoseksüaliteyi AB kriterleri ve liberal değerleri de arkasına alarak Müslüman bir topluma yeni bir kimlik olarak giydirmeye çalışmaktadır.

Üniformalı veya üniformasız devlet sınıfları açısından hayat-memat meselesi olan laikliğin-sekülerizm kriterleri neydi? Elbette namaz kılmak, başörtülü olmak, başörtülü bir hanımla evli olmak, alkol kullanmamak, davetlere eşli katılmamak, davetlerde dans etmemek, hanımlarla tokalaşmamak gibi kriterlerdi.

Yazının Devamı…

Etiketler :