Kurumlararası çatışma hikayesi

29.12.2009 05:57

Ergun Babahan

Türkiye’de kurumlararası çatışma hikayesi dillerden düşmüyor.

Bugüne kadar böyle bir kavram yoktu çünkü bir kurumun dediği olurdu, olmadığı zaman yönetime elkoyardı.

Elkoyma koşullarını da canı istediği gibi oluştururdu.

Bugün Silahlı Kuvvetler’in darbe opsiyonunun neredeyse sıfırlandığı, darbe koşullarını oluşturma çabalarının ise duvara çarptığını görüyoruz.

Bundan çok değil 10-15 sene önce bir komutan Meclis’in çağrısını yok sayabilmişti.

Bugün ise kontr-gerillanın merkezi olduğu belirtilen karargahın yargı tarafından denetlendiğine tanıklık ediyoruz.

CHP’li bir belediye başkanının pervasızca darbe çağrısı yaptığı, hukukun bu duruma seyirci kaldığı bir ortamda, gazeteciler üzerinde hukuk baskısının arttığına da tanıklık ediyoruz aynı zamanda.

Yani iki adım ileri, bir adım geri durumu sözkonusu.

Kod adı Siyah olanlar bir senaryo yazıyor, ana muhalefet partisi lideri bu senaryonun üzerine balıklama atlıyor.

Genelkurmay Başkanı’nın bile susmak zorunda kaldığı bir dönemde bir kısım medya devreye giriyor.

Manşetleriyle, senaryolarıyla, ‘’Bundan demokrasi çıkmaz’’ yazılarıyla.

Umur Talu’nun dünkü yazısında vurguladığı gibi, bu ülkede kontr-gerilla cinayetleri, kıyımları olmamış gibi davranılıyor.

1 Mayıs, 16 Mart katliamları yok sayılıyor.

Bugün durma noktasına gelmiş faili meçhuller yok sayılıyor.

Yakın geçmişi ve bugünü yok mu sayacağız yani?

İran’da yüzbinler demokrasi talebi için canı pahasına sokaklara dökülürken biz hukuk devleti için sesimizi yükseltemeyecek miyiz?

Emekli general Emin Başer’i ekrana çıkarıp özel kuvvetleri savunduran, yargının tutumunu eleştirtenler niye hukuka aynı özeni göstermiyorlar?

O iki subay Bülent Arınç’ın sokağında bir işgal durumuna karşı tatbikat mı yapıyorlardı acaba?

Veya Genelkurmay 8 askeri personeli niye gözaltına aldı?

Bunlar sorulması gereken sorular.

Sormadan doğrulara ulaşamayız çünkü.

Bu ülkenin başbakanı kontr-gerillayı gündeme getirdi diye suikast girişimine uğradı.

Ardından da bu konuya tamamen unuttu.

Bu ülkenin en önemli gazetecilerinden biri olan Abdi İpekçi’nin katil zanlısı, askeri bir cezaevinden elini kolunu sallayarak çıkıp gitti.

Bunların hesabı sorulamadı ve ardından daha nice insan bu tip cinayetlere kurban gitti.

Bugün bunların tasfiye günü.

Ve kimilerinin yaptığı onca gürültüye rağmen süreç çok gürültü kopmadan devam ediyor.

Hukukun dışına çıkan kim olursa olsun yargıya hesap verme gerçeğiyle karşı karşıya.

Doğrusu da budur zaten.

Siz bundan demokrasi çıkmaz diyenlere kulak asmayın.

Demokrasi de çıkar, hukuk devleti de.

Elbette bedel ödemek zorundayız.

Hukuk ve hak mücadelesi bedel ödemeden kazanılmaz zaten.

Herkes kendi çapında bedelini öder.

Hukuk ve demokrasi düşmanları gözünü karartırsa belki tüm ülke öder.

Ama bu tehditle yaşamak mümkün mü diye de sormak gerekir.

Türkiye artık çağdaş, demokratik bir hukuk devleti olmayı hak etti.

Bu yolun önündeki engeller birer ikişer temizleniyor.

Elbette sancı olacak.

Silahları yeraltına gömen, yasadışı belge hazırlayan, muhtıra veren hukuk tarafından sorgulanıyorsa, bunun adı kurumlar çatışması değildir.

Kendi kurumunu her şeyin üstünden görenlere, gerçeği anlatmaktır.

Hukukun hesap sorması çatışma olmaz, öyle olsaydı suç zanlısı herkesin yargı önüne çıkarılmasına da devlet-toplum çatışması dememiz gerekirdi.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim