Kurtulanların Dilinden Uludere'de Neler Yaşandı?

09.01.2012 11:56
Kurtulanların Dilinden Uluderede Neler Yaşandı?
TSK bombardımanında ölen kaçakçıların köyü Ortasu’ya giden Taraf ekibi, o gecenin hikâyesini kurtulanlardan dinledi.

Taraf muhabirlerinin Uludere gözlemleri:

Uçak bombardımanında ölen kaçakçıların bulunduğu Ortasu Köyü’ne gittiğimizde aklımızda tek bir soru vardı: O gece orada neler yaşandı? Bu sorunun cevabını bulabilmek için Tuğba ile İstanbul’dan gelmiştik, Remzi de Diyarbakır’dan bize katılmıştı.

Köye vardığımızda akşam saatleriydi. Dik dağların arasında kalmış küçük bir ırmağın kenarında kurulu olan köy normalde de güneş ışığını fazla almazdı. Kafanızı nereye kaldırsanız dik sarp kayaları görüyordunuz. Evlerin avlusunda bulunan küçük bahçelerin dışında ekilecek bir arazi de yoktu. Yıllardır yaylalar yasaklı olduğu için bu 130 hanelik köyün tek geçim kaynağı sınırdan geçip kaçakçılık yapmaktı. Bu iş birçok sınır köyü için ekmek yemek, su içmek kadar doğaldı. Ölen 34 kaçakçının çoğunun çocuk olma nedenini buraya gelince çok iyi anlıyordunuz.

Uzun yıllar önce birileri gelmiş, köyün öteki sınırına bir taş koymuş “aha burası Türkiye, öbür taraf da Irak” demiş. Tarlalar, akrabalar ikiye bölünmüş o sınır taşıyla birlikte. O taşa yıllar yılı aldırmamış köylüler, bazen bedeli ölüm bile olsa karşılıklı gidilip gelinmiş sınır boyunca. Kâh düğüne, kâh taziyeye, kâh bayramlaşmaya... Burada hayat zaten birilerinin sınıra koyduğu bir taş yüzünden hep bölünerek hep kaçak yaşanmış... Köylüler de doğal karşılamış bu kaçak yaşamı... İşte böyle bir ortamda çoğu çocuk 34 kişinin hayatına mâl olan 28 aralıkta yaşanan katliamın birinci ağızlardan hikâyesi...

Giderken heron sesini duydular

28 aralık günü Ortasu ve Gölyazı Köyü’nden 60 katır ve 38 kişi hareket ettiğinde saatler 16.30’du. Genelde kaçakçılar hava kararınca çıkardılar kaçağa. Ama son bir aydır yüksek yerlerden askerler çekilmişti. Ayrıca Ortayazı’da bulunan karakol, tabura taşınmıştı. O nedenle köylüler rahattı. Bir gece önce 200 katırlık bir konvoy Kuzey Irak’a gidip kaçak mazot getirmişti. Aleni bir şekilde köyün içinden katırlarla geçen köylüler daha yarım saat olmamıştı ki havada heron sesini duydular. Heron sesini duymak kaçakçılar için sıradan bir olaydı. Bu bölgede haftanın iki üç günü aynı sesi duyarlardı. Heronları, küçük bir jeneratörün sesi gibi “vınnnn...” diye başlarının üzerinde duyarak, Kuzey Irak’taki buluşma yerine vardıklarında saat 18.30’a yaklaşıyordu. Türkiye sınırından üç km uzaklıktaki bu buluşma yerine Kuzey Iraklılar yol yapmıştı. Mallar buraya kamyonetlerle geliyor, katırlara yükleniyordu. Her katır iki mazot bidonu alıyordu. Geriye kalan da şeker, çay ve eğer para varsa, birkaç karton sigara. Buluşma yerinde yüklemeler yapılıp katırlar geri dönüş yoluna geçmeye başladığında saatler 19.30’u gösteriyordu...

Dikkat sınırda asker var

Aynı saatlerde Ortasu Köyü’nde alışılmadık bir hareketlilik oldu. İki askerî, ‘akrep’ diye tabir edilen araç, köyün içinden geçip sınıra doğru gitti. Başka bir yerden de askerlerin sınıra gittiği haberi geldi. Aslında garipti bu durum. Askerler kaçakçıları yakalamak istediklerinde gizlice sınıra pusu kurardı. Yine de akıllarına getirmediler böyle bir durumun olabileceğini. Irak’ta yüklerini yükleyen kaçakçılar iki grup halinde yola koyuldular. Ön grupta 24, arka grupta ise 14 kişi vardı. İki grubun arasında ise 20 dakikalık bir yürüyüş mesafesi bulunuyordu. Dönüş yolunda yine “vınnnnn” diye ses çıkaran heronun sesini duyup sınıra vardılar. Telefonlar sadece sıfır noktasında çekiyordu. Saat 21.00 civarı kaçakçıların telefonları çalmaya başladı. Arayan köydekilerdi: “Sınırı geçmeyin askerler yolu kesti. Bir süre orada bekleyin. Nasıl olsa birkaç saat içinde giderler...” Genelde hep öyle oluyordu. Askerler sınırı kesince birkaç saat kalıp dönüyordu. Beklemeye başladı ilk grup. Bu arada arkada bulunan gruba bağırarak haber verildi. “Sınırda asker var” diye...

Havada et parçalarını gördüm...

Bu arada sınırda bekleyen kaçakçıların üzerine havan mermisi atıldı. Sadece sesini duydular. Etrafında ya da kendilerine yönelik bir ateş yoktu. Bekleyiş sürerken kayaların üzerinde peynir, zeytin ve börek çıkarıp yemeğe başladılar. Bu arada el fenerleri de açıktı. Yaklaşık 10 dakika sonra büyük bir patlama ve parçalanıp havaya uçan bedenler... İnsanların bedenlerinden kopan parçalar katırların bedenlerinden kopan parçalara karıştı bir anda. İlk saldırıdan tek sağ kurtulan 31 yaşındaki Servet Encü o anı şöyle anlattı bize: “Grup halinde sınırda bekliyorduk. Atılan havan toplarından katırlar ürkmüştü. Grubun en önünde ben vardım. Katırım gruptan 50-60 metre ayrılıp yan tarafa gitti. Ben de peşinden gittim. O anda büyük bir patlama oldu. 20 metre savruldum. Kulaklarım uğulduyordu, yanan insanları, katırları gördüm. Ortalık aydınlanmıştı. Havada et parçalarını gördüm. Bir sırt vardı hemen oraya attım kendimi. Türkiye topraklarında karların içindeydim. Telefonu açıp akrabalarımı aradım. Tek söylediğim ‘bitirdiler bizi yetişin’ oldu. Bizi bitirmişlerdi. Sonra karların içine gömülüp hareketsiz bekledim bir saate yakın.”

Sizinkilerle ilgisi yok, merak etmeyin

Servet’in bu telefonundan sonra köylüler paniğe kapıldı ve sınıra doğru gitmeye başladı. Bu arada Gülyazı Karakolu’nu aradı aynı zamanda korucu olan köylülerden biri... Vehbi Başçavuş çıktı telefona. Servet’in söyledikleri aktarıldı. Başçavuş “merak etmeyin sizinkilerle ilgili bir şey değil başka bir şey” dedi. Bütün köylü yola koyuldu. Hava buz gibi soğuktu. Yollar buz tutmuştu. Traktörler buzlu yolu aşamadı. Koşarak gitmeye başladılar sınıra... Sınıra doğru giden köylülerin karşısına akşam saatlerinde iki askerî araç çıktı. Geri dönüyorlardı. Durup olayı anlattılar. Askerler ise “yok onlar sizinkiler değil. Sizinkilere bir şey yok” diyerek geri döndüler. İlk bombalamanın ardından arkada kalan ikinci grupta çoğu çocuk 14 kişi vardı. Patlamadan paniğe kapılıp geriye doğru kaçmaya başladılar katırlarıyla. Bir süre geri gittikten sonra büyük bir kayalık buldu çocuklar. O kayalığın altına sığındılar sağlamdır diye. Kayalığın altına girmeyen iki kişi vardı Davut ve Servet Encü. Katırları biraz uzağa gitmişti. İlk patlamadan yaklaşık 20 dakika sonra büyük bir patlama daha oldu. Tam da kayalığın üzerinde. Çocuklar ve katırlar bombayla dağılan kayalığın altına kaldı. Davut ile Hacı patlamanın etkisiyle savruldu. Küçük bir su birikintisinin içine düştüler. Öylece 20 dakikadan fazla kaldılar orada. Kalkıp baktıklarında kayalar arkadaşlarının üzerine düşmüş, parçalanmışlardı.

Cesetler yanıyordu

Köylülerden, sınıra ilk önce koşarak giden gençler vardı. Bu da yaklaşık bir saat sürmüştü. İlk bombalanan yere vardıklarında dehşete kapıldılar. Parçalanmış bedenleri, hâlâ yanmaya devam eden katırları gördüler. İlk anda 12 kişi sağdı. Ama konuşamadılar hiç. Kiminin kolu kiminin bacağı kopmuştu. Hemen ambulans gelseydi belki bir kaç tanesi kurtulurdu diyor ilk yetişen gençler. Onlara göre donarak ölmüştü bu ağır yaralılar. Sonra diğer gruba ulaşıldı. Kayaların altından çıkardılar çocukların bedenlerini. Bombalanan yere varan insanların gördüğü manzara ise korkunçtu. İnsanların bedenlerinden kopan parçalar etrafa yayılmıştı. El fenerleri açıktı birçoğunun. Beklerken yemek için açılan azıkların parçaları duruyordu kayaların üzerinde... Köyden yeni katırlar getirildi. Cesetler dizildi sınıra, parçaları toplandı teker teker. Katırların organları insanlarınkine karıştı. Bunundur diyerek bombadan ölen genç bedenlerin battaniyelere sardılar.

İşte 28 aralıkta 60 katırla yola çıkan çoğu çocuk 38 insanın hikâyesi. Bombadan geriye kalan ise biri ağır yaralı dört kişi oldu. Köylüler ise 35 ölümüz var dediler hep. Şırnak’ta makineye bağlı olan arkadaşlarını da ölüden sayıyorlardı. Katırlara gelince bu katliamda yola çıkan 60 katırdan sadece ikisi kurtulabildi. Biri sıkıştığı kayalıkların arasından iki gün sonra kurtarıldı. İnsanlar kendi dertlerine düştüğü için iki gün sonra sıra ona gelmişti. Ayaklarında ezilme var ama kırık değil. Veteriner getirildi, yaşayacak. Diğerinin ise gövdesine şarapnel parçası gelmiş. O da yaşayacak...

SON SÖZ...

Akşam saatlerinde gittiğimiz Ortasu Köyü’nde sağ kurtulanlarla da o anda köyde olanlarla da konuştuk gece boyunca. Gece boyunca diyorum bizlere evlerini, yaşamlarını açtılar. Acıları büyüktü bu acıların üzerine zahmet vermek istemedik. O karanlık gecede Şırnak’a geri dönmeyi göze alarak. “Dönerseniz bizi kırarsınız” dediler. Kaldık. O anın hikâyesini dinlerken bir şey dikkatimi çekti. 35 ölümüz vardı diyordu köylüler. Şırnak’ta hastanede komada yatanı da sayarak. Cenazesi gömülen ise 34 kişiydi. İşin tuhafı gazetelerde bu konuda burnundan kıl aldırmadan açıklama yapan devlet görevlileri de 35 kişi öldü demişti. Ertesi gün mezarlığa giderek tek tek saydım mezarları. 34 mezar vardı köye tepeden bakan yerde açılan.

Devlet ha bir eksik ha bir fazla demiş olmalı ki bunu bile tam olarak netleştiremedi. Sırf bu olay bile oradaki insanlara nasıl bakıldığının kanıtı değil mi?

Tuncer Köseoğlu / Taraf

 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim