1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Kürtlerin Tek Parti sorunu
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtlerin Tek Parti sorunu

A+A-

Kürt sorununun da çözüm sürecinin de bundan sonraki geleceğinin Diyarbakır buluşmasının etkisi altında önemli bir şekil kazanacağı muhakkaktır. Bu buluşmayla birlikte hem bölgeyi hem de bütün ülkeyi etkisi altına alan iklimin, çözüm, Kürt sorunu, terör sorunu ve sair konularda şimdiye kadar yapılagelen bütün kelli felli analizleri boşa çıkarmış, hepsine yeni bir ufuk göstermiş olduğunu söylemiştik. Bu iklim değişikliği Balkanlardan veya Avrupa Birliği'nden gelen bir havayla oluşmadı üstelik.

Aslında bölgedeki şiddet rüzgârlarının geldiği yer olarak Kandil de bu iklimin oluşumunda bir katkıda bulunmadı. Aksine Kandil bu iklimin oluşmasına karşı en şiddetli basıncı uygulamaya çalıştı şimdiye kadar. Çözüm sürecine karşı şimdiye kadar bulabileceği her çeşit direniş yolunu ve söylemini denedi.

Açıktır ki, şimdiye kadar çözüm yolunda atılan adımların tamamı hükümetin ısrarı ve Kandil üzerinde İmralı'nın reddedilemeyen nüfuzu sayesinde devam etti. Kürtler için hayatı daha da iyileştiren, hak ve özgürlüklerini artıran adımları ise Kandil'in sabote etmekten başka bir katkısı olmadı.

Buna rağmen demokratikleşme yolunda atılan bütün adımları şiddete dayalı eylemlerinin bir kazanımı olarak göstermekten de geri durmuyor. Oysa özellikle 2005'ten beri Kürtlerin demokratik kazanımlarının önündeki en büyük engel Kandil olmuştur. Çünkü AK Parti hükümeti Kürtler için de Türkiye'nin diğer bütün vatandaşları için bütün siyasetini daha fazla demokratikleşme, hak ve özgürlükleri geliştirme üzerine kurmuştur. Bu durum aslında başından beri Kandil için bir varoluş sorununu ortaya çıkarmış bu sorunu aşmak için daha önceki hükümetleri düşürdüğü şiddet sarmalına AK Parti hükümetini de düşürmeye çalışmayı strateji olarak benimsedi. Bu sarmala yakalanmış hükümetler çırpındıkça daha fazla batar, battıkça da sorunla yüzleşmekten o kadar uzaklaşır.

Diyarbakır buluşması aslında Erdoğan'ın bu sorunu aşmak için başından beri inandığı bir siyasetin sadece bir aşaması. Hiç kuşkusuz liderliğinin ustalık maharetlerini sergilediği önemli bir aşaması... Ustalık, sürece dahil olan bütün aktörlerin kurgulayıp domine etmeye çalıştıkları oyunları bozabilmesinde. Ezberlenmiş devlet veya hükümet davranışlarının çok dışında bir hamleyle herkesi kendi pozisyonunu yeniden düşünmeye zorlamak.

Diyarbakır buluşması bütün simgesel ve söylemsel içeriğiyle bunu yapmıştır. Bu buluşma hem Kandil'i, hem BDP, CHP ve MHP gibi siyasi partileri hem de birçok ulusal ve uluslararası aktörü kendileriyle tutarlı bir pozisyon belirlemekte oldukça zorlandıkları bir noktaya itmiştir. Bu esnada Diyarbakır'a gelen iklim asıl muhataplar üzerinde bütün sıcaklığını hissettirmeye devam etmiştir.

Barzani'nin Türkiye'ye gelip başbakan Erdoğan'la birlikte verdiği görüntünün hiç kuşkusuz ayrı bir siyasal anlamı var. Yalçın Akdoğan ve Orhan Miroğlu günlerdir bu görüntünün anlamı üzerine çok açıklayıcı yazılar yazıyorlar. Bu görüntünün Türkiye'deki Kürt siyaseti üzerinde Kandil vesayetiyle kurgulanmış BDP tekelciliğine karşı işleyen, onu sarsan yanı çok açık. Bugünlerde çözüm sürecini neredeyse Rojawa sorununa endekslemeye çalışan BDP'nin Diyarbakır'da karşısına çıkan Barzani gerçeğiyle bir anda kendi dünyasının sınırlarını görmüş olması da kuvvetle muhtemeldir.

Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır buluşmasında yaptığı manifesto gibi konuşma Kürt siyaseti üzerinde BDP'nin tek parti hevesini dile getirirken aynı modelin Suriye'de de PYD eliyle gerçekleştiğine dikkat çekiyordu. Oysa bir asra varan mücadele geleneğinin sembol ismi Mesut Barzani, halihazırda yönettiği bölgede uyguladığı siyasi modelin kendisi yeterince dersler içeriyor.

Irak Kürdistan Federe Bölgesinde Barzani tek başına değil, bir koalisyonla hükümeti yönetiyor. Yani iktidarı diğer Kürt unsurları, partileri veya eğilimleriyle paylaşmaktan hiç çekinmiyor. İstese belki de bölgedeki diğer diktatörler gibi bir tek parti sultası kurabilirdi oysa bunu tercih etmiyor ve aslında bu haliyle Kürt siyaseti içinde kendine özgü tarzını çiziyor.

Buna karşılık Suriye'de PKK'nın uzantısı olan PYD, Esad'dan aldığı silahlarla yapabildiği ilk şey diğer Kürt unsurları üzerinde bir hegemonya kurmak ve kendisine tabi olmayanları Rojawa'dan sürmek oluyor. Aslında Rojawa'da bir sorun varsa bu sorun her şeyden önce bizzat PYD'nin yol açtığı bir sorundur. Kürtlerin siyaseti üzerinde tek parti modeli faşizmini uygulamaya çalışmaktan mütevellit bir sorundur Rojawa sorunu. Bunu başarmakla ilgili karşılaşılan sorunları bir dram havasında sunmaya çalışmak sadece bu siyasetin pişkinliğini gösteriyor.

Aslında Rojawa'nın daha ibretlik ve haysiyet sahibi Kürtleri isyan ettirecek boyutu, Suriye Kürtlerine biçilen roldür. O rol hayatını, özgürlüğünü, haysiyetini kurtarma mücadelesi veren Suriye halkının karşısına zalim diktatörün silahını vererek, diktatörün fedailiğini yüklüyor. Bu rol Kürtlere yapılmış ve yapılabilecek en büyük zulümdür.

Şimdiye kadar kimliklerini inkâr ederek, asimile ederek, vatandaşlık haklarında ayırımcılık yaparak kendilerine yapılmış zulümlerin hepsini unutturacak daha büyük bir zulümdür bu. BDP'nin ısrarla gündeme getirdiği Rojawa aslında utanılmaktan başka bir duygu uyandırmayacak bir cani Esad ve PYD işbirliğinden başka bir şey değil. Sadece Kürtler değil hiçbir haysiyet sahibi millet bu zulmü hak etmiyor.

Yeni Şafak

YAZIYA YORUM KAT