Kürtlerin statüsü

02.06.2011 00:06

Etyen Mahçupyan

-Kürtlerin haklı taleplerinin karşılanması anlamında çözüme yakın olduğumuzun nişanesi, belirli bir tarihten sonra kıyametin kopacağı söylemi. Kürt siyasetinin önde gelen isimleri, kamuoyunu bu 'tespit'ten hareketle tehdit ediyorlar.

Ama herhalde herkes doksan yıllık bir dışlanma ve yok sayılma sonrasında gelen kabulün anlamını biliyor ve yine hemen herkes bu denli 'acilci' bir bakışın samimi görünmeyeceğinin farkında. Bu tehditler, aslında Kürt siyasetinin çıtayı yüksek tutabilmesi için kullanılıyor.

Söz konusu çıtanın 'gerçekte' ne olduğu ise artık epeyce belli. Türkiye'nin bölünmesini ima eden ayrılıkçı talepler çoktan bırakılmış durumda. Ülke bayrağı, başkenti gibi sembolik konular ve Türkçenin resmi dil olması da bir itiraz noktası değil. Esas olarak iki şey talep ediliyor: İtiraz edilmesi insan hakları açısından ve vicdani bir bakışla imkânsız olan birinci talep, Kürtçenin sınırsız kullanımı ve bu kullanım hakkının anayasal güvenceye alınması. Yani herkesin Kürtçe öğrenme ve Kürtçe eğitim görme hakkının tanınması... Bunun 'nasıl' hayata geçeceği ise siyasetin konusu ve anayasada çözülmesi pek de kolay olmayabilir. Kürtler genelde hukuk sistematiğine kendi sorunlarını temel alarak bakıyorlar, ama bir ülkenin anayasası olabilecek olan bütün benzer talepleri kuşatmak zorunda. Bugün artık devleti değil, vatandaşı koruyan ve muhatap alan bir anayasa isteniyor. Bunun anlamı anadilde eğitim hakkının sahibinin de vatandaş olmasıdır. Dolayısıyla örneğin anadilde eğitimin devlet tarafından verilmesi anayasada yer bulduğu an, herhangi bir anadili kullanan kaç kişi olursa olsun, devletin bu hizmeti vermesi gerekir. Bunun ideal çözüm olduğu öne sürülebilir... Ama idealden bunca uzak kalmış bir ülkede, söz konusu sıçramaların ne derece gerçekçi olduğu da sorgulanmalıdır. Ayrıca zihniyet bir anda değişmeyeceğine göre, devleti bu şekilde sorumlu kılan bir düzenlemenin, aynı zamanda istenmeyecek yetki alanları açması da şaşırtıcı olmaz. Sonuç olarak hakkın alınması anayasaya konulabilir ve uygulama siyasete bırakılabilir. Böylece hükümetlerin belki de salt Kürtçe için proje geliştirmesi mümkün olur.

Sonuçta Kürtçeye ilişkin talebin sorun yaratma ihtimali az gözüküyor. Ancak ikinci talep için aynı durum geçerli değil... Yerel yönetimde özerklik talebi, Kürtler tarafından 'demokratik özerklik' olarak tanımlanıyor. Aradaki farklılık önemli bir nüansa işaret etmekte: 'Yerel yönetim özerkliği', konuyu kimlikten arındırarak organizasyonel verimlilik esasına oturtur. Bu anlayışın demokrat zihniyet içinde tasavvuru ise yerel katılımın öneminin ve meşruiyet açısından gereğinin vurgulanmasını içerir. Ama burada hâlâ herhangi bir kimliğe, yani katılımcının niteliğine atıf yok. Demokrat zihniyet açısından karardan etkilenecek olanın kimliği değil, orada var olması yeterli. Hatta kimliksel bakışın karar mekanizmasını adil ve eşitlikçi olmaktan çıkaracağı da ileri sürülebilir. Çünkü katılım açısından kimliğe bakmaya başladığınız andan itibaren, bazı kimliklerin diğerlerine göre daha 'makbul' hale geleceği aşikardır. Bu ise söz konusu kimlik sahiplerinden öte, o kimliği bizatihi bir özne olarak üretir. Kısacası kararları alan artık 'Kürtler ve diğerleri' bile olmaktan çıkar, doğrudan 'Kürt' kimliğinin kendisi, yani onu en iyi temsil edenler veya bu iddiayı taşıyanlar olur.

Nitekim Kürt siyasetinde 'demokratik özerklik' kavramının aslında bir 'statü' arayışı olduğu söyleniyor. 'Kürtlerin' cumhuriyet rejimi içindeki yeri aranıyor, yerel demokratik 'irade'den söz ediliyor. Yani Kürtler bir bütün olarak ele alındığı gibi, bu bütünlüğün tekil bir iradeye yansıdığı ima edilmiş oluyor. Açıktır ki bunun demokratlıkla bir ilgisi yok... Türkiye'nin özgürleşmesi ve 'bekası', eyalet temelinde rasyonel bir yerel örgütlenmeyi ve bunun demokratik çalışmasını zorunlu kılmakta. Ama bunun hiçbir yerel kimliğin ve iradenin tekelinde olmayacağının da aynı şekilde kabullenilmesi şart.

Kürtler bugüne itiraz ederken haklılar... Onları 'statü' arayışına iten sürecin müsebbibi devletin kendisidir. Gerçekten de böylesine ezilen bir kimlik için statüsüzlük, gelecekle ilgili güvencesiz halin devamını ifade ediyor. Ve eğer Türkiye Cumhuriyet'le ortaya konduğu üzere kimlik üzerinden giden bir rejime sahip olacaksa, Kürtlerin de belirli bir statüyle anayasada yer alma talepleri meşrudur. Ama bu demokrat bir rejim olmayacaktır... Buna karşılık eğer demokrat bir anayasamız olacaksa, o zaman da bütün 'milli' siyasetler kimliksizliği bir statü olarak sindirmeye hazır olmalılar.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim