1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Kürtlerin isyanı
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtlerin isyanı

A+A-

Bazen bir sağanak gibi boşalır okurun tepkisi. Dün de öyle oldu. DTP’nin kapatılmayacağını uman ama açık kalması durumunda yeni bir siyaset diliyle yeniden kurulması gerektiğini savunan yazıma, özellikle Kürtlerden çok tepki geldi.

Mazlumun zalime dönüşmesinin kolaylığından söz etmiştim o yazımda; “gencecik insanların hayatına kast eden zalim bir Kürde karşı sesini yeterince çıkarmayan her mazlum Kürdün de, bu savaşın, bu zulmün sürüp gitmesinde payı var” demiştim.

Bu cümle çok kızdırmıştı bazı Kürt okurları... Bazıları, Küçükçekmece’de 17 yaşındaki Serap Eser’i, Reşadiye’de yedi askeri öldürenin PKK olabileceği ihtimali üzerinde durmamı bile bir “önyargı” sayıyordu. Bir okur, sırf bu ihtimali öne çıkarıp bunun bir “zulüm”, bu eylemleri yapan Kürtlerin de “mazlum değil zalim” olduğunu ima ettiğim için, “Kürt düşmanı nasıl olur? Cevap: Çongar” diye yazmıştı elektronik posta mesajının “konu” satırına.

İmzası bende saklı bir başka okur ise aynen şöyle diyordu:


“Merhaba, yazınızı okudum. Üzüldüm, hiç siz bir PKK’liyle birebir konuştunuz mu merak ediyorum ya da hiç PKK’lilerin içine gittiniz mi? Çok önyargılısınız. Serap’ın ölümü kesinlikle provokasyondu ve kesinlikle bunu PKK yapmamıştır. Askerlerin ölümü de aynı şekilde. Mavi Çarşı olayı, seneler sonra ortaya çıktı ki derin devlet yapmış. Derin devletin gözünü kırpmadan Sivas Madımak Oteli’nde 30’dan fazla insanı nasıl yaktığını hepimiz biliyoruz. Siz unutmuş olmalısınız ki en ufak bir şeyi PKK’ye mal edebiliyorsunuz. Neden? Türkiye’nin en güvenilir gazetesi, en gerçekçi gazetesi diye ün salmış bir gazete ve bir gazetecisiniz. Nasıl böyle gerçekleri gözardı edebiliyorsunuz? Önyargılı olmayın ve size tavsiyem en kısa sürede barış gruplarından biriyle röportaj yapın ve PKK’yi yakından tanıyıp öyle yazı yazın. Yazıktır, ayıptır, günahtır heval.”


Bu mesajlara toplu bir cevap vermek değil amacım. İşin garibi, yaptıkları ithamları haksız bulsam da, Kürt okurların tepkisi sevindirdi beni. Çünkü bu tepki mesajlarının çoğu, büyük olasılıkla hakları için dağa çıkmış akrabaları, arkadaşları olan PKK yandaşlarından geliyordu. Ve en öfkeli mesajlarda bile, Küçükçekmece’deki ya da Reşadiye’deki saldırıları savunan tek bir satır yoktu. PKK yandaşı okurlar, “Hayır, yanılıyorsunuz PKK bu eylemleri yapmış olamaz” diyorlardı daha ziyade. Türkiye’de demokratik açılım başlatılmaya, barış umudu yeşertilmeye çalışılırken, açılıma ve barışa kurşun sıkmak, AKP’nin açılım çabasını yetersiz ve hatta samimiyetsiz bulan Kürt okurlarca bile tasvip edilmiyordu.


Onlardan gelen mesajları okurken, “Kürt sorununun nedeni değil, sonucu” olan PKK’nın, bu dönemde bu tür saldırılar yaparak, belki de ilk kez bu kadar açık biçimde “sorunun sürmesinin nedeni” olmaya doğru, “çözümsüzlüğün müsebbibi” olmaya doğru ilerlediğini düşündüm.
PKK yandaşı okurların içten içe isyan ettiği şey de buydu galiba. Barışa pusu kuran, akan kanın durmasını önleyen, Kürtlerin haklarının genişlemesini zora sokan bir örgüte sahip çıkmanın güçlüğünü hissediyor, PKK’nın böyle bir örgüt olmadığına inanmak istiyorlardı.

Dün elektronik posta kutumda bu terennümlerle gezinirken, PKK’nın Reşadiye’deki hain saldırıyı üstlendiği haberi geldi.

“PKK bu eylemleri yapmış olamaz” diyen Kürt okurlar şimdi ne diyecekti? Ya DTP’li siyasetçiler? Dağlardaki ve şehirlerdeki Kürt gençleri arasında nasıl yankılanacaktı bu açıklama? Bu ülkede savaşın sürmesini, ordunun siyasetin içinde kalmasını, demokratikleşmenin gecikmesini ve Kürtlerin “eşit vatandaş” olmamasını isteyenlerden başka hiç kimsenin işine yaramayacak böyle bir saldırının sorumluluğunu üstlenen PKK, barışı, sivilleşmeyi, demokrasiyi ve eşitliği isteyen Kürtlerde nasıl bir tepki yaratacaktı?

İlk işaretler bana umut verdi. Diyarbakır Baro Başkanı Emin Aktar, PKK’nın açıklaması ardından, “Bu eylem barışı değil, acıları çoğaltıyor” dedi örneğin. Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Sezgin Tanrıkulu, “Kürt sorununda silahlı yöntemin sonlandırılması görüşümüzün ne kadar haklı olduğu ortaya çıktı” derken, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu da gayet net konuştu: “Bu eylem Kürt sorununun çözümüne ve demokratikleşmeye zarar vermiştir. Kim yaparsa yapsın kınıyoruz.”

Şırnak’tan, Van’dan, Batman’dan gelen tepkiler de benzerdi. PKK’ya sempatisi olan sivil toplum örgütleri bile, Reşadiye saldırısına öfkelenmişti.

Kapatılması istemiyle açılan dava Anayasa Mahkemesi’nde karara bağlanmayı bekleyen Demokratik Toplum Partisi de bu kez doğru tepki verdi.

İlk andan itibaren Reşadiye eylemiyle arasına mesafe koyan, bu eylemi PKK’nın yapmamış olabileceğini düşünen ve “33 asker olayı”nı hatırlatarak provokasyon ihtimalini öne çıkaran DTP’nin Eşbaşkanı Ahmet Türk, “Eylem nereden gelirse gelsin katılmıyoruz, kınıyoruz” deyip ekledi: “Çok üzgünüm.”

Türk’ün gerçekten de “çok üzgün” olduğuna inanıyorum. Keza, daha bir gün önce, Reşadiye’de öldürülen askerlere “Kardeşlerimizi kaybettik” diye sahip çıkan DTP Grubaşkanvekili Selahattin Demirtaş’ın da, eylemi PKK’nın üstlenmesiyle kahrolduğunu düşünüyorum. PKK açıklaması üzerine, “Yaşam hakkı kutsaldır. Kim tarafından yapılırsa yapılsın, bu eylem savunulamaz dedik. Bu tavrımız, hangi örgütün üstlendiğine göre değişmez” dedi Demirtaş.

Şimdi mesele, DTP’ye oy veren, birçoğunun akrabası PKK için dağa çıkmış olan Kürtlerin de seslerini, bu tepkilere katıp katmayacaklarında... Reşadiye saldırısını PKK’nın yapmış olabileceğini ima ettiğim için beni “önyargılı” olmakla suçlayan Kürt okurların, PKK’nın saldırıyı üstlenmesi sonrasında, ne yapacaklarında mesele.

Üzüleceklerini, öfkeleneceklerini, isyan edeceklerini biliyorum. Ama bu isyanı bastırıp bastırmayacaklarını bilmiyorum.

Mazlum Kürtler, gencecik insanların hayatına kast eden zalim Kürtlere karşı seslerini yükseltecekler mi?

Umarım bu kez yaparlar bunu. Çünkü o zaman, bir kırılma olur. Çünkü o zaman, barışa uzanan yolun üzerindeki en büyük barikatlardan biri kırılır bu ülkede.

Buna ihtiyacımız var.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT