'Kürtlerin Acısını Hissetmek'

27.10.2011 12:58
Kürtlerin Acısını Hissetmek
Çözüm yönünde en dikkate değer çözümlerin R. Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu AK Parti zamanında ortaya çıktığını kimse görmezlikten gelemez. Erdoğan da bu adımların meşruiyeti çerçevesini geçmişte beslendiği "İslami gelenek"ten almaktadır.

'Kürtlerin Acısını Hissetmek' / Ali Bulaç

Tanıdığım en hasbi insanlardan biri olan Cemal Uşşak dostumuz, "Biz dindarlar, Kürtlerin acısını yeterince hissetmedik" diye bir açıklama yaptı, günlerdir gündemde ve tartışılıyor.

Uşşak'ın niyetinden ve ihlâsından bağımsız birtakım çevreler bunu fırsat bilip Müslüman camiayı tekrar temiz bir dayaktan geçirmek üzere sorgu odasına çekmek istediler. Kimileri de "Gelin bakalım, suçunuzu itiraf edin ve ben size suçsuzluk beratı verinceye kadar itiraf etmeye devam edin" demeye başladı; bazı köşe yazarları da her zaman yaptıkları gibi başöğretmen edasıyla dindarları ikiye ayırıp kategorize etti, sonra Milli Görüş geleneğinden gelenleri itirafa ve berat kâğıdını almaya davet etti. Söyleyeyim, bu yazarların değerlendirmeleri hem yanlış hem bilgi hatalarıyla malul.

Müslümanların Kürt sorununa ilgileri konusu epey zamandır tartışılıyor. Cemal Uşşak'ın söyledikleri bu konuyu enine boyuna ele almaya imkân vermesi bakımından hayırlı oldu. Şu açıdan da önemli: Bugün hangi fikrî, politik ve askerî düzeyde cereyan ediyorsa etsin, Kürt sorunu eğer kalıcı bir zemine oturacaksa, gelip dayanacağı ana meselelerden biri "İslam konusu" olacaktır. Ortadoğu'nun genelinde olduğu gibi Türkiye'de veya Kürtlerin yaşadığı coğrafyada sosyo-politik olayları derinden belirlemekte olan İslam faktörünün payı yeterince anlaşılmadan ve hak ettiği önemde ele alınmadan soruna kalıcı bir çözüm bulunamaz. Bunun somut örneği Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi ve bugün içeride yaşamakta olduğu derin sorunlardır. Kürtler İslam ümmetinin parçasıdır, yaşadıkları coğrafya sadece Ortadoğu'nun değil, İslam âleminin tam kalbidir. Laik Kürt aydınları kendilerini bu dünyadan ayrı üniteler görse bile, bölgenin tarihi, coğrafyası, ana kültürel kodları, içine girdiği yeni inşa mecrası ve öngörülebilir gelecek açısından İslam dünyası onları kendinden ayrı, bağımsız göremez. Dolayısıyla kalıcı çözüm İslamî çerçevede ve Müslümanların tarihsel tecrübesinde aranıp bulunacaktır.

"Kürt meselesi"yle ilgili ben de epey çalıştım. En çok kendimi bu konuda söz söylemeye 'hak sahibi' görüyorum. Çünkü ben "Kürtlerin yaşadığı tarihî coğrafyayı İslam dünyasının asli ve tabii bölgesi; Kürt halkını da İslam ümmetinin asli ve tabii bir parçası" gören biri olarak hiçbir zaman Kürt sorununa bigâne kalmadım. (Konuyla ilgili yazdıklarım ortada: Ortadoğu'dan İslam Dünyasına, İst.-1996, s. 221-275; Kürtler Nereye? Çıra Y., İst.-2010.)

Ancak genel olarak ve kamusal düzeyde Müslümanların Kürt sorunuyla ilgili attıkları ilk önemli adım Mazlum-Der'in Ankara'da 28-29 Kasım 1992'de düzenlediği sempozyumdur. Sempozyuma İslami akımların, grup, tarikat ve cemaatlerin neredeyse tamamının temsilcileri katıldı, bildiriler sundu, müzakerelerde bulundu ve son derece gerçekçi, aklı başında, barışı ve adaleti tesis edici bir 'çözüm çerçevesi' çıktı. (Bkz. Kürt Sorunu Forumu, Sor Y. 452 shf. 1993-Ankara.) Buradan iddia ediyorum, ne Kürt milliyetçileri ne "Kürt açılımı"nı başlatıp bir türlü toparlayamayan hükümet -ki 2009'da başlatılan açılıma destek vermemize rağmen hükümet bizlere tek cümlelik fikir sorma lüzumunu hissetmedi-, bizim sunduğumuz "çözüm çerçevesi ve takip edilecek yol haritası"ndan daha gerçekçi, daha doğru ve kalıcı çözüm ortaya koyabilmiş değildirler. (1992'de dile getirdiğimiz çerçeve için bkz. A. Bulaç, Mazlum-Der Kürt formu, s. 25-38)

Mezkûr forumun önemi şuradan ileri gelir: 1978'de kurulup 1984'te silahlı mücadeleye başlayan Kürt hareketi, zaten 1990'ların başında siyasi parti (DEP) kurup kanuni sahneye çıktı, 1992'de Müslümanlar da mezkûr forumu düzenledi. Ardından aynı önemde Nubihar Dergisi İstanbul'da bir Kürt forumu düzenledi ve yaklaşık aynı grup temsilcileri aynı çözüm çerçevesini teklif etti. Daha düzenli bir çerçevede 2008'de Abant Platformu, Kürt sorununu ele aldı ve "Kürt kimliğinin ifadesi, ana dil ve genel af" olmak üzere son derece dikkat çekici çözümler önerdi.

İslamcıların ve genel olarak Müslüman grupların Kürt sorunu karşısındaki 'ikircikli tutumları'nın sebebini yedi noktada toplayabiliriz:

1) Cumhuriyet, kurulduğunda "üç öteki seçmiş", bunları sindirmeyi kendine esas görev saymıştı: "Dindarlar, Kürt milliyetçileri ve gayrimüslimler".

Dindar çevrelerin çektiği sıkıntı ve acıları saymaya kalkışsak ciltler dolusu kitap yazılır. Kendisi baskı altında insanlar başka acı çekenlere yeterince ilgi ve ihtimam göstermemişse, anlaşılır durum dolayısıyla bu bir "kusur" olabilir, ama "itirafı gerektiren suç" değildir.

2) 1984'te Kürt milliyetçi hareketi silahlı mücadele ile işe başladı. Müslümanların siyasi mücadele geleneklerinde "Huruç ala's-Sultan" yoktur, bu anarşi ve kargaşaya yol açan "fitne" sayıldığından "Cair/zalim de olsa yöneticiye (Ulu'l-emre) itaat" vardır. Ebu Hanife ve İmam Şafii çizgisi bunu hiç değilse "temkin" yoluna dönüştürerek sivil alanı zorba devletin tasallutundan kurtarmaya, hukuku sivilleştirmeye, devletin alanını sınırlandırmaya çalışmış, uygun zaman olunca kıyamı meşru saymışlardır. "Temkin yöntemi" modern zamanlarda Türkiye'de başarılı sonuç vermiş, bugün Mısır'daki son örnekle küresel vahşi kapitalizme karşı kitlesel-sivil, barışçı protestoların ilham kaynağı olmuştur.

3) PKK, silaha sarıldığında değil dindarları, şiddet yanlısı olmayan diğer bilumum Kürt gruplarını da tasfiye etmiştir. PKK'nın sorunu temellük etmesi dindar-laik her kesimi devre dışı bırakmıştır.

4) PKK, Marxist-Stalinist ve Baasçı-laik bir örgüttür. Müslümanların, arkaplanında materyalizm ve laiklik olan bir siyasi hareketi sahiplenmeleri beklenemezdi.

5) PKK ve laik-sol aydınların domine ettiği Kürt hareketi, -ezilen nitelikte de olsa- son tahlilde bir "milliyetçilik"tir. Dindarların "Türk milliyetçiliği" ile olan sorunlu ilişkileri doğrudur, ama tarihlerinde ilk defa, ezilen bir topluluk (Kürtler) adına ortaya çıkan örgüt ve aydınlar, bir "etnik grup/ırk" üzerinden hak talebinde bulunmakta, hak talep ettikçe "etnik-ırk ve kavim kimlikleri"ni "diğerleri"nden ayrıştırmaktadırlar. Bu, Müslüman alimlerin, fikir adamları ve kanaat önderlerinin henüz iç-zihni muhasebesini, İslam kelamı açısından kritiğini yaptıkları bir 'konu' değildir.

6) Geçen yüzyılda İslam dünyası "ümmetten milletlere/uluslara; Daru'l İslam'dan halkı Müslüman ülkelere" bölündü, tarihimizde yabancısı olduğumuz 'ulus devletle', teritoryal yurttaşlık ve toprağın sekülerleştirilmesi demek olan 'vatan' fikriyle karşılaştık. "Ulus devlet", toprağa veya kan bağına dayalı "yurttaşlık" ile "vatan fikri"nin İslami hükümler açısından değeri meşru bir zemine oturmadan, milyonlarca mü'min erkeğin ve mü'min kadının gönlünde yaşayan Daru'l İslam'ı Batılı tarzda yeni bir parçalanmaya tabi tutacak bir teşebbüs ve talep kolayca olumlu yankı bulamazdı. Bu, Müslümanların mekân üzerinde yaşama biçimi ve örgütlenme tarzıyla ilgili önemli itikadi bir konudur.

7) Böyle olmakla beraber Kürt sorununa en yakın ilgiyi gösteren Milli Görüş ve Nakşibendi geleneğinden gelen siyasi liderler olmuştur. Rahmetli Turgut Özal, İskenderpaşa Nakşi geleneğinden idi, 1987'de MSP'den İzmir milletvekili adayı oldu. Onu Kürt sorunu konusunda rahat ve atak davranmaya sevk eden husus, "liberal politikaları" değil, İslami hassasiyetleri ve buradan aldığı meşruiyet duygusu idi. Rahmetli Necmettin Erbakan, ilk defa çekinmeden Abdullah Öcalan'la devlet adına görüşmeyi planlayan ve bu yönde adım atan lider oldu. Erbakan hiçbir zaman asimilasyoncu-inkârcı politikaları tasvip etmedi, "Siz 'Ne mutlu Türk'üm diyene' derseniz, Kürt de 'Ne mutlu Kürt'üm diyene' diyecek" dedi, bunun bedelini de ödedi. Çözüm yönünde en dikkate değer çözümlerin R. Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu AK Parti zamanında ortaya çıktığını kimse görmezlikten gelemez. Erdoğan da -ona araya mesafe koymasını isteyenlerin baskısı altında olsa bile- bu adımların meşruiyeti çerçevesini geçmişte beslendiği "İslami gelenek"ten almaktadır. Eğer "yanlış akıllar ve yersiz korkular"ın etkisinde bu geleneğin içinden çözüm aramayı sürdürmeseydi, bugün çok daha iyi bir noktada olabilirdik.

ZAMAN 

  • Yorumlar 2
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim