1. YAZARLAR

  2. Mümtazer Türköne

  3. Kürtleri doğru anlamak
Mümtazer Türköne

Mümtazer Türköne

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtleri doğru anlamak

A+A-

Kürtleri ciddiye almak ve doğru anlamak lâzım. Kürtlerin, özellikle Güneydoğu'da yaşayan Kürtlerin Türkiye'nin geri kalanında yaşayanlardan bariz farkları var.

Bugüne kadar devlete hep mesafeli oldukları için kendi sorunlarını kendileri çözmeye çalışmışlar. Eğer sorunlarınızı devlete havale etmek yerine kendiniz çözüyorsanız size "sivil toplum" adı veriliyor. Kürtler üstelik politize bir toplum. Hem sivillik hem de yüksek bir politik bilinç örgütlü ve özgüveni olan bir toplum ortaya çıkartıyor. Kürtler örgütlü bir halk; tepkileri canlı ve sağlıklı. Türkiye'nin geri kalanının bu anlamda Kürtlerden öğrenecekleri çok şey var.

PKK'nın ilan ettiği son ateşkesi kavramakta zorlananlar, Kürtlerin örgütlü ve sivil bir toplum olduğunu dikkate almadan hiçbir şeyi anlayamazlar. Öcalan, güya ateşkes emrini verdiği son avukat görüşmesinde şunları söylüyor: "Referanduma yönelik Diyarbakır'da birkaç gün önce bazı sivil toplum kurumlarının açıklamalarını dinledim. Tabii bunlar devletle anlaşmışlar. 'Eğer PKK tasfiye olursa inisiyatifi size veririz' diye onları ikna etmişler. Bu konuda birileri kendileriyle anlaşmış" diyor ve bu ifadelere imalı bir "Tabii biz buna engel oluyoruz; onların bu planları tutmuyor." cümlesi ekliyor.

Öcalan'ın hedef tahtasına yerleştirdiği STK'lar, 31 Mayıs İskenderun saldırısından hemen sonra bir araya gelip PKK'ya "ateşkes çağrısı yapan" Diyarbakır'daki 99 sivil toplum kuruluşu. Sayı daha sonra arttı ve bütün bölgeye yayıldı; ateşkesten sonra bu STK'lar, yine Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu'nun ağzından önceki gün "Referandum'a evet" açıklaması ve çağrısı yaptılar. Türkiye'nin yakıcı sorunu olan Kürt sorunu konusunda ahkâm kesenler bu "evet çağrısı"nın PKK'nın "boykotu pazarlığa açma" taktiği karşısında ne anlama geldiğine dair fikir yürütecek durumda değillerse susmayı tercih etsinler. MHP Genel Başkanı, AK Parti'yi Öcalan'la pazarlık yapmakla ve PKK ile anlaşmakla suçluyor. Öcalan ise bölgedeki sivil toplum kuruluşlarını "devletle anlaşmak"la itham ediyor. Bu durumda devletle anlaşan kim? PKK mı? PKK'ya rağmen STK'lar mı? Kimin dediği doğru? Bahçeli'ninki mi, yoksa Öcalan'ınki mi? Aslında kimsenin devletle anlaştığı yok; herkes kendi hesabını görüyor. Güneydoğu'da bugüne kadar görülmemiş çok farklı bir gelişme yaşanıyor. Sivil toplum tam da varlık sebebine uygun olarak kendi kaderine sahip çıkıyor.

Demokratik Toplum Kongresi, PKK'nın legal uzantılarından, belki BDP'den daha önemli bir örgüt. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un eşbaşkanlığını önceki hafta devraldığı DTK ilk iş olarak PKK'ya yönelik bir ateşkes çağrısında bulundu. Diyarbakır'da STK'ların geliştirdiği inisiyatif içinde rol alan bir dostum, DTK'nın "ateşkes çağrısı"nı doğrudan Kandil'in sipariş ettiğini söyledi. STK'ların "orta şiddetli savaş"ın daha başında iken yaptıkları "ateşkes çağrısı" bu siparişe ilham vermiş olmalı. Şöyle bir oyun oynanıyor: PKK ateşkes ilan etmek istiyor. Sipariş vererek çağrı yaptırıyor ve sonunda bu çağrıya uyarak "eylemsizlik" kararı vermiş oluyor. Kısaca son ateşkes Kandil'de kararlaştırıldı, sahne ona göre hazırlandı. "Referandum boykotu"nun kaldırılması için başlatılan pazarlığın zevahiri kurtarmak dışında hiçbir anlamı yok. Savaşı başlatan Öcalan değildi; ateşkese karar veren de o değil. Ateşkes, Öcalan'la görüşmeden önce ilan edildiğinde, tam üç haftadır İmralı ile avukatlar görüşemiyordu. Öcalan'ın güya ateşkese onay verdiği 15 Ağustos'tan önceki en son görüşme tarihi 23 Temmuz.

PKK ile "derin" bir pazarlığın yürütüldüğü belli. Ahmet Türk'ün "BM gözetiminde silahların bırakılması" önerisi, "Habur kazası" ile inkıtaya uğrayan sürecin yeniden başlatıldığını gösteriyor. PKK tasfiye ediliyor, hem de kendi rızasıyla. Öcalan'ın tartışmaya açılan "demokratik özerklik" önerisi, geri planda olanlara dair bir fikir veriyor. "Demokratik özerklik" bağımsız ordusu, diplomasisi, meclisi ve yürütme organı olan -federalizm bile çok hafif kalır- düpedüz bağımsız bir devlet öngörüyor. Bu kadar uçuk bir öneri, ancak tasfiyeyi örtmek için vitrine çıkartılabilir.

Referandum pazarlığı, demokratik özerklik önerisi ve keskin söylemlerin tamamı bu derin dönüşümü örtmek için. Asıl soru: Bu sonuç kimin eseri? Bu sonuç STK'ların önderliğinde Kürtlerin eseri. Yoksa bu pazarlıkların hiçbiri mümkün olmazdı. Kürtler üzerlerindeki iki taraflı -devlet ve PKK'dan gelen- şiddet baskısını aşıp özgür iradelerini cesaretle ortaya koyuyorlar. STK'ların "referanduma evet"i bu anlama geliyor. Kürt toplumu ve siyaseti çoğullaşıyor. Başta MHP olmak üzere bütün diğer taraflara ise en başta "Kürtleri doğru anlamak" görevi düşüyor.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT