1. YAZARLAR

  2. Orhan Miroğlu

  3. Kürtler ne istiyor?
Orhan Miroğlu

Orhan Miroğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtler ne istiyor?

A+A-

Türkiye’nin koşullarına uymadığını ya da gerçekçi olmadığını düşünsek de, Kürtlerin bu soruya her zaman iyi kötü bir cevapları olmuştur. Bu gerçeği görmezlikten gelmek, insafla bağdaşmaz. Bu soruya cevabı, ‘sorun olan’  Kürtlerin kendileri vermiştir, ama bu cevaplar ya hiç tartışılmamıştır, ya da tartışılmasının önüne ciddi engeller konmuştur.

Bu noktada, devletin soruyu önemsizleştiren, böyle bir sorunun ne kadar gereksiz olduğunu hatırlatan itirazlarını da bir kenara atamayız. Çünkü bu itirazlar, sorunun asıl muhatabı olan Kürtlerin verdiği cevapların, toplum içinde anlaşılmasını imkansız hale getirmeye yöneliktir. Devletin resmi cevabı inkardan kaynaklanır ve basitçe şöyledir: ‘Kürtler bu ülkede milletvekili, bakan, vali, kaymakam vs olabilmektedirler ve anayasamızda bütün yurttaşlara eşitlik sağlanmıştır.’

‘Ulusal çıkar’ perspektifi

Hep öyle sanılır; Kürtlerin geleceğe ilişkin tasarılarında bağımsız bir devlet kurmaktan başka bir şey yok ve Kürtler aslında hangi devletin sınırları içinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, onların demokratik hak ve özgürlükler için verdikleri mücadele, asıl amaca ulaşmak için uğranılan bir ara istasyondan ibaret kalacaktır. Oysa bir halkın saplantı ölçüsünde ayrılmadan yana ve bölücü görülmesi ve onunla ilgili bütün politik tavırların bu çerçevede belirlenmesi sağlıklı bir bakış açısı değildir. Doğrusunu söylemek gerekirse bu konudaki tartışmalar bugün sadece ‘Türkiye’nin Kürt sorunu’ bahsinde değil, ama artık küresel diyebileceğimiz bir meselenin nihai olarak önümüzdeki yıllarda alacağı hal bakımından da yapılıyor. Çünkü ve birincisi, birbirleriyle komşu dört ülkede yaşayan Kürtlerin, içinde yaşadıkları sosyal-siyasal zeminler çok farklıdır ve bu farklılık, her ülkede başka çözümleri gündeme getiriyor.

İkincisi, Kuzey Irak’ta kurulan federal yapının, Kürtlerin ulusal tarihlerinde hep muhayyel bir yeri olmuş ama gerçekleşmemiş bağımsız bir devlete dönüşmesi halinde, bunun, komşu ülkelerde yaşayan Kürtlerin yürüttükleri demokratik-siyasal mücadeleyi nasıl etkileyeceğinin bugün için net bir cevabı yok. Şunu söylemek mümkün tabii: Kürt toplumunda, ‘ulusal çıkarların’ penceresinden bakmak alışkanlığı yeni bir siyasal kültür olarak beliriyor. Ulus-üstü hukukun daha çok benimsenmesi ve savunulması ve bölgesel ticari hareketliliğin artması yoluyla, yüzyılı neredeyse temassız geçirmiş bir halkın arasında kurulacak ilişkilerin, bu ulusal kültürü daha güçlü hale getireceği de tahmin edilebilir. Ve bu ulusal kültürü etkileyecek bir diğer faktör de, Kürtlerin içinde yaşadıkları ülkenin çözümsüzlükte ısrar etmesi, ya da tersi, demokratik bir çözümü benimsemesi olacaktır. (Olabilecek en kötü şey ise, Kürtlere hak tanımaya yanaşmamaktır...)

Bugün itibariyle, Kürtlerin kurduğu siyasi partilerin, önerdiği iki çözüm biçimi var. Birincisi federasyon.  Diğeri de, sorunun çözümünü demokrasi ve demokrasinin geliştirilmesinde gören anlayıştır. Bu anlayış, DTP’nin, Meclis’te milletvekillerine dağıttığı Kürtçe, İngilizce ve Türkçe olarak yazılmış programda ‘Demokratik Özerklik’ olarak tanımlanmıştır ve her bakımdan tartışılmaya değerdir. Oysa tartışılmak bir yana, program hemen bölücülük olarak ilan edilmiş, bunun Meclis çatısı altında dağıtılmasının bile ne kadar büyük bir cesaret olduğu söylenmiştir.

Federasyon fikrini HAK-PAR (Hak ve Özgürlükler Partisi) ve KADEP (Katılımcı Demokrasi Partisi) savunuyor. Federasyonu savunanların, siyasal-sosyal gerekçelerini, kamuoyu doğrusu yeteri kadar bilmiyor. Ama federasyon fikrine de bir alışkanlık olarak, birtakım ön kabullerle yaklaşıldığını söylemek mümkün. Bunun sebebi, Türkiye’de 25 yıl sürmüş şiddetli silahlı mücadeleden beslenen bir siyasal kültürün ve dışlayıcı psikolojilerin hâlâ hüküm sürmesidir. Ayrıca, Kürt sorunundan beslenen politik paranoyaların bu ön kabullerin oluşmasında ve savunulmasında hatırı sayılır bir yeri vardır.

Federalizmi tartışmak

Bilindiği gibi, federasyon birliği değil, bütünlüğü ifade eder. Federalizm düşüncesi, birlik ve farklılık, özerk durmak isteyen etnik bir toplulukla, ulusal egemenliği tek başına kullanan bir ulus arasındaki politik dengelere dayanır. Böyle bir sistemin inşası, her şeyden önce, karşılıklı hoşgörü, uzlaşma, diyalog, empati ve farklılıklara saygı gibi duyguların güçlü olduğu toplumlarda mümkündür. Bu değerlere sahip toplumlar ise, demokratik kültürü içselleştirmiş toplumlardır. Yani federasyon fikri, bir arada yaşamanın zorluklarından rahatsızlık duyan ve bıkan insanların ayrılmayı kolaylaştıran bir tasarısı olarak görülemez. Federasyon bir etno-bölgesel temsili ifade eder. Böyle bir çözümün kabul edilmesi, özellikle Kürt yurttaşların ülke genelinde, anayasal haklarını kullanabilmeleri bakımından ne gibi açmazlar yaratacaktır?

Kürt nüfusun yarısı, Türkiye’nin birçok ilinde, başka halklarla iç içe yaşıyor; yoğunluklu bir nüfusun olduğu bölgede de, geleneksel kurumların hem toplumsal hem siyasal hayatta belirleyici konumu sürüyor.

HEP’ten bu yana Kürtlerin kurduğu partilerin Doğu ve Güneydoğu’da aldığı ortalama oy yüzde 30’u geçmiyor. Kalan oylar, geleneksel kurumların tercih ettiği ve Kürt sorununda demokratik bir çözüm programına sahip olmayan partiler arasında paylaşılıyor.

Siyaset alanını paylaşan bu grupların, federal bir örgütlenmede, bu sefer etno-bölgesel gruplara dönüşeceğinden bugün için kuşku duymamak lazım.

Türkiye yurttaşlığı

Öte yandan, Federalizmi ve federalizm için zorunlu olan demokratik kültürü sivil toplum ve entelektüel üretim besler. Kürt toplumunun bugün için her iki bakımından da gelişkin olduğunu söylemek mümkün değildir. ‘Federal ortaklar’ arasındaki ahlaki mutabakat sivil toplum ve entelektüel üretimin yaratacağı kültürle mümkündür.

Etnik kimliklerin ya da ulus egemenliğinin mutlaklaştırıldığı bir toplumda, federal ilişkilerin ve sistemin kurulması zordur. Federal sistem için, ortakların yeni ve paylaşılan değerlere sahip olması gerekir. Federasyon tek ve ortak bir kimlikle kurulamaz. Federasyonu oluşturan farklı etnisitelerin milliyetçi düşünce ve fikirlerden ibaret olmayan, bunun ötesinde bir yurtseverlik idealine ulaşması gerekir. Ülkemizin koşullarında bu ideal, anayasal yurtseverliğin sağlayacağı yeni bir hukuk bağlamında ‘Türkiye yurttaşlığı-yurtseverliği’ olarak beliriyor.

Bu yurtseverlik idealinden henüz ne kadar uzak olduğumuz ise ortada. Yakınlaştığımız oranda da federasyon dahil, anayasal yurttaşlığa- yurtseverliğe, ortaktoplumluluğa ve çokkültürlülüğe hatta özerkliğe kadar uzanan farklı çözüm biçimlerini daha soğukkanlılıkla tartışabiliriz.

STAR

YAZIYA YORUM KAT