1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. ‘Kürtler ilk kez Öcalan’ı tartışıyor’
‘Kürtler ilk kez Öcalan’ı tartışıyor’

‘Kürtler ilk kez Öcalan’ı tartışıyor’

Emin Aktar, Kürt sorununun geçirdiği dönüşümle ilgili çok çarpıcı, çok cesur tesbitlerde bulundu. Meseleyi bütün açıklığıyla gözler önüne serdi.

A+A-

"Özel savunma gücü önerisi Öcalan'a ait. Bunu herkes biliyor. Şimdi Kürtler bu öneriye karşı çıkarken, aslında ilk kez kendi aralarında Öcalan'ı da tartışıyorlar."

"Kürtler anadille ilgili artık çok hassaslar. Anadil talebine karşı direnilirse, Kürtler, genel seçimde blok olarak bütün partilere tepki gösterebilirler ve BDP'ye kayabilirler."

"Bundan sonra yaşanacak her çatışma, bizi böler ve Kürtlerden çok Türklerin ayrılma talebiyle sonuçlanır. Artık bu kez Türkler, Kürtlerden ayrılmak ister."

***

NEDEN EMİN AKTAR
Bazı konularda, Kürtlerin fikirleri, önerileri, talepleri birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, dil konusunda bütün Kürtlerin talepleri aynı. Hepsi de Kürtçenin kamu hizmetlerinde kullanılmasını ve eğitim dili olmasını istiyorlar. Yani Kürtler, anadil meselesiyle ilgili çözüm önerilerinde hemen hemen tek bir beyin gibi davranıyorlar. Ama diğer meselelerde durum öyle değil. Demokratik özerklik, bayrak, özel savunma gücü gibi konularda Kürtler arasında ciddi görüş farklılıkları ortaya çıkıyor. Ve böylece Kürtler, ilk kez çözüm önerilerini kendi içlerinde de açıkça tartışıyorlar. Eğer bu tartışmaların önü bölünme korkularıyla, hainlik suçlamalarıyla, savcılık soruşturmalarıyla kesilmezse... Demokratik tartışmalara izin verilirse, Kürtler ve Türkler her konuyu önyargısız konuşabilirlerse... Bu ülke artık geleceğe adım atabilir, geçmiş tekrar yaşanmayabilir ve PKK'nın ateşkesinin yarattığı fırsat, kalıcı bir barışa dönüşebilir. İki dönemdir Diyarbakır Baro Başkanı olan önde gelen Kürt aydınlarından ve insan hakları savunucularından Emin Aktar bu ateşkes döneminde hükümetin bir an önce neler yapması gerektiğini, bölgede neler yaşandığını ve nelerin tartışıldığını, çözümün nasıl olabileceğini, tartışmaların önü tıkanırsa ve çözüm olmazsa neler yaşanabileceğini, Kürtlerin hükümetten beklentilerini anlattı. Emin Aktar, Kürt sorununun geçirdiği dönüşümle ilgili çok çarpıcı, çok cesur tesbitlerde bulundu. Meseleyi bütün açıklığıyla gözler önüne serdi.

***

NEŞE DÜZEL: Diyarbakır Baro Başkanı ve bir Kürt olarak, bütün düşündüklerinizi söylemekte kendinizi özgür hissediyor musunuz?
EMİN AKTAR: Elbette özgür hissetmiyorum. Çünkü biz Diyarbakır'da, ikili iktidarın hüküm sürdüğü koşullarda yaşıyoruz. Bir yanda PKK, KCK ve BDP gibi silahlı, silahsız Kürt siyasal hareketinin yarattığı sınırlamalar var. Diğer yanda da devletin kısıtlamaları var. Dolayısıyla Kürt coğrafyasında insanların çoğu, bu ikili egemenlik durumunu dikkate alıyor. "Şu sözü söylersem Kürt siyasi hareketi tarafından bir dışlanmışlık yaşarım" diyor. Ya da aynı şeyi devletle ilgili de hissediyor ve "şu sözü söylersem savcılar benim hakkımda soruşturma açar" diye düşünüyor.

Düşüncelerinizi söylemenizi engelleyen yasalar var mı peki?
Evet, çok sayıda yasa var.

Hangi yasalar sizi kısıtlıyor?
Türkiye'de yargı, ifade özgürlüğünü sınırlamada çok maharetlidir. Mesela Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesi... Ünlü 8. Madde bölücülük propagandasıydı. O kalktı ama bu sefer örgüt propagandası maddesi olan 7. Madde kullanılmaya başlandı. Yarın 7. Madde'yi kaldırsanız, yargı başka bir maddeyi bulur ve devreye sokar.

Terörle Mücadele Yasası'nın 7. maddesi nasıl uygulanıyor?
Mesela Türkiye'de Kürt siyasetini PKK'den ve Öcalan'dan söz etmeden tartışamazsınız. Ama PKK'den ve Öcalan'dan söz ettiğinizde de örgüt propagandası yapmaktan dolayı cezalandırılırsınız. Mesela PKK anadilde eğitimi savunuyor. Ben de bir Kürt olarak bunu savunuyorum. Bunu söylediğimde, herhangi bir mahkeme, sen örgütün amacının propagandasını yaptın diyerek beni cezalandırabilir. Sizin legal faaliyetinizi böylece illegalize edebilir. Kürt coğrafyasında düşüncenin önünde böyle o kadar çok mayınlı madde var ki. Mesela 2005'te yürürlüğe giren Türk Ceza Yasası'nın 220. maddesi.

Bu madde nasıl kullanılıyor?
Örgüt üyesi olmasanız bile örgüt adına suç işlemekle cezalandırabiliyor bu maddeyle mahkemeler sizi. Mesela örgüt, "protesto gösterisi yapın ya da gerilla cenazesine sahip çıkın" diye çağrı yaptı diyelim. Cenaze törenine katıldığınız için örgüt üyeliğinden cezalandırılabilirsiniz. Hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Cenazede polisin ya da gazetecinin çektiği fotoğraflardan yararlanılarak tesbit edilebilirsiniz ve cezalandırılırsınız. Mesela BDP'nin mitinginde bir grup slogan attı diyelim. Eğer sizin de mitinge katıldığınız bir fotoğraf karesiyle tesbit edilirse, siz hiçbir şey yapmamış da olsanız, hem örgüt propagandasından, hem de "o mitingin örgütün amaçları doğrultusunda bir etkinliğe dönüştüğü" iddiasından hareketle ayrıca "örgüt üyeliğinden" yıllarca hapisle cezalandırılırsınız.

Yasaların engellemediği, ama kendi kendinize oto sansür uygulayarak söylemekten vazgeçtiğiniz düşünceleriniz var mı peki?
Var. Her toplum kendine tabu alanlar yaratır. Bireyler bu tabu konulara inanmasalar da kamuoyu önünde onlara dokunamazlar. Mesela Mustafa Kemal Türkiye için dokunulmaz bir alandır. Bir Müslüman için Peygamber tartışılmazdır. Kürtler için de böyle tabu alanlar var.

Öcalan rahatça eleştirilemez mi?
Tabii ki rahatça eleştirilemez. Ama son dönemde Kürtlerin kendi içinde yeni bir tartışma süreci başladı. Kürtler arasında farklı görüşler ortaya çıktı ve çoğulculuk dönemi başladı. Kürtler bugün çoğulcu bir toplum olmanın sancılarını yaşıyorlar. Ama her Kürt açısından şunu da görmek gerekiyor. Öcalan'a bir değer atfetmek, sonuçta hepimiz açısından geçerlidir. Öcalan bir fenomendir. Kitle üzerinde etkisi olan odur ve onun ne dediğini dikkate almak zorundasınızdır.

İki dil uygulamasını yasaklayan bir yasa var mı peki?
Yok. Ama yerleşim yerlerinin isimleriyle ilgili sıkıntılar var. "Türkçe olmayan yerleşim yerlerinin isimleri, Türkçe karşılıklarıyla değiştirilir" diyen İller İdaresi Kanunu hâlâ değiştirilmedi. Hükümet artık bir tutum belirlemeli ve bu sorunu çözmeli. Çünkü Cumhuriyet bürokrasisi yasakları formüle etmede ve uygulamada çok yaratıcı. Zaten bu ülkede ne zaman temel sorunları çözmek için yargıyı devreye soksanız, sorun yaşarsınız.

Her yerde İngilizce tabelaların olduğu, İngilizce öğreten okulların bulunduğu bir ülkede iki dilliliği nasıl engelleyebilir devlet?
Devlet, fiiliyatta iki dilliliği engelleyemeyecek. Kürtler kendi yaşamlarında zaten iki dilli yaşıyorlar. Evde, işyerinde, pazarda, lokantada her alanda Kürtçe konuşuyoruz biz. Ben baroda ve adliye koridorlarında Kürtçe konuşuyorum. Sadece mahkemede duruşma salonunda Kürtçeyi kullanamıyorum. Ama resmî daireye gittiğimizde eğer hizmeti veren Kürt'se gene Kürtçe konuşuyoruz. İki dil uygulaması günlük yaşamda giderek arttı ve Kürtçe konuşmak artık politik bir söylem haline geldi. "Ben farklıyım ve beni farklılıklarımla kabul etmelisiniz" demenin bir yolu oldu Kürtçe konuşmak. Eskiden böyle değildi, Türkçe yoğun biçimde kullanılıyordu, şimdi Kürtçe kullanılıyor. Bu konuda bir problem yok.

Problem nedir peki?
Devletin asıl karşı çıktığı şey, bu durumun hukukileşmesidir. Diyarbakır İl Genel Meclisi, "tabelalarda yeni isimlerle eski isimleri yan yana kullanacağız" diye yeni bir karar aldı. Diyarbakır Valiliği hemen dava açtı. Devlet bu durumun hukukileşmesinin önüne geçmek istiyor. Devlet, iki dilliliğe hukuki olarak bir süre daha direnecek ama sonra değişmek zorunda kalacak. Çünkü Türkiye bu hukuksal yapıyla daha fazla yönetilemez. Şunu görmek lazım: Anadil meselesi, bütün Kürtlerin hemfikir olduğu bir meseledir. Eğer AK Parti ve diğer siyasi partilerin Kürtçeye ilişkin dirençleri sürerse...

Ne olur?
Kürtler dile olan hassasiyetleri nedeniyle, hazirandaki genel seçimlerde blok olarak bütün partilere tepki gösterebilirler ve BDP'ye kayabilirler. Kürtler dilleri konusunda artık çok duyarlılar. Bakın... Bütün Kürtlerin ayrılma talebi yok ama, istisnasız bütün Kürtlerin "dil talebi" var. Kürtler, dillerinin bu çağda yasaklanıyor olmasını kabul etmiyorlar. Zaten son dönemde çok sayıda Kürtçe kursları açılıyor ve fiili bir durum yaratılıyor. Eğer dillerine tepki gösterilirse, Kürtler başka tutumlar da benimseyebilirler ve her alanda Kürtçeyi öne çıkarabilirler. Büyük bir sivil itaatsizlik eylemine dönüşebilir bu. Kürtlere dil konusunda direnç gösterilmemeli. Zaten yeryüzünde hiçbir insanla dili konusunda inatlaşılmamalı.

Kürtlerin dil talebi neleri içeriyor?
Şu anda Kürtçe konuşmanın, çocuklara Kürtçe isim koymanın, ya da işyerlerine Kürtçe tabela asmanın önünde yasal bir engel yok. Kürtlerin çoğunluğu, artık anadilde eğitim hakkını da talep ediyorlar. Anadilde eğitimin sadece Kürt coğrafyasında değil İstanbul gibi kentlerde yaşayan Kürtler için de anayasal güvenceye kavuşturulmasını istiyorlar. Kürtlerin önemli kısmı, Kürtçenin ikinci resmî dil olmasını talep ediyor. Kamu hizmetlerini alırken Kürtçeyi kullanmak istiyor. Bir dile resmîlik kazandırmaktır bu zaten.

Bir de BDP'nin neredeyse hemen uygulamaya koymak istediği "demokratik özerklik" var. Demokratik özerklik hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aslında Kürt meselesinin iki ayağı var. Bir, toprak meselesi. İki, egemenlik meselesi. Kürtlerin neredeyse tamamının artık toprak ve ayrılma, ayrı devlet kurma talebi yok. Türkiye, İran, Suriye ve Irak'ta dört parçaya ayrılmış Kürdistan'ın biraraya getirilmesi ve büyük Kürdistan'ın kurulması hayalleri vardı geçmişte ama artık bu istek kalmadı. Çünkü Türkiye parçasında durum diğerlerinden çok farklı. Türkiye'de Kürtler toprak meselesini çözdüler artık.

Toprak meselesini nasıl çözdüler?
Kürdistan'ın Türkiye parçasında yaşayan Kürtler Türklerle çok fazla iç içe geçtiler. Sadece kız alıp vermeyle olmadı bu. Kürtler kendi coğrafyalarının dışındaki kentlere de yerleştiler ve kendileri için o kentleri vazgeçmeyecekleri bir vatan parçası haline getirdiler. Kürtler o kentlerden vazgeçmeyecekler. Kürtler hâlâ belli ölçüde modernliğin dışında olsalar da, Türklerle birlikte yaşamanın kendilerine getirdiği avantajı görüyorlar, yüzünü Batı'ya dönmüş, demokratik, özgürlükçü bir ülkede yaşamanın avantajlarını biliyorlar. Aksi takdirde Kürtler bir Ortadoğu ülkesinde yaşayacaklar. Kısacası Kürtler toprak talebinden vazgeçtiler ama egemenlik haklarını kullanmaktan vazgeçmediler.

Egemenlik hakları nelerdir?
Kürtlerin egemenlik hakları, kendi kimlikleriyle yönetime katılma ve kendini yönetme haklarıdır. BDP, yönetime katılmanın yolunun demokratik özerklik olduğunu söylüyor. Başka Kürt partileri de federasyon öneriyor. Şunu görmek lazım: Kürt meselesi aslında egemenliği kullanma meselesidir. Yani Kürt meselesi bir kimlik meselesidir. Kendi kimliğiyle yönetime katılmadır, kendini yönetmedir bu. BDP, yerel yönetimlerin güçlendirilmesini, Türkiye'nin 20-25 bölgeye ayrılarak bölge parlamentolarının kurulmasını ve bu yerel parlamentoların emniyetin sağlanması, vergi toplanması, tarım politikalarının belirlenmesi, ilköğretimin verilmesi gibi konularda özerkliğe sahip olmasını istiyor. Yani dışişleri, maliye, ülke savunması dışındaki alanların yerel yönetimlerin idaresine devredilmesini öneriyor.

Bu anlattığınız tablo federasyon değil mi sonuçta?
Evet, özerklikten çok, federatif bir yapıdır BDP'nin önerdiği aslında. Bunları tartışmak gerekiyor. Silahla çatışmaktansa fikirleri, önerileri tartışmak en doğru olanıdır. Ama hâlâ tartışamıyoruz ve en çok mustarip olduğumuz ve "vesayetçi" dediğimiz yargıyı siyasi bir konuya müdahale etmesi için davet ediyoruz. Sorunları yargıyla çözmeye... Daha doğrusu çözmemeye çalışıyoruz. Meclis Başkanı, Diyarbakır'daki çalıştayın sonuçlarının ve iki dilliliğin, parti kapatmaya kadar gideceğini söyledi. Ve nitekim yargı harekete geçti. Oysa askere de, yargıya da, "Bu politik bir tartışma. Senin bu tartışmaya müdahale etme hakkın yok" denmeli. Kürtlerin egemenlik meselesi artık çözülmelidir.

BDP, tek taraflı olarak demokratik özerklik ilan ederse ve Güneydoğu'ya Kürt bayraklarını çekerse bunun sonuçları ne olur sizce?
BDP'nin buna yönelebileceğini düşünmüyorum ama... Eğer bunu yaparsa devlet zor kullanacak. Zor kullandığı zaman da Türkiye'de herkesin hakları ve özgürlükleri kısıtlanacak, ülkeye daha otoriter bir yönetim gelecek. BDP şunu yapabilir ama... Yerel yönetimlerde kamu hizmetlerinin sunumunda iki dilliliğe geçebilir. Çocuklar için Kürtçe kurslar yaygınlaştırılabilir. Böylece dilin kullanımı güçlendirilebilir.

Devlet buna nasıl bir tepki verir?
Devlet, dil konusunda bu de facto durumu hukukileştirmek dışında artık bir şey yapamaz.

Devlet güçleri demokratik özerkliği tanımaz ve çekilen bayrakları indirmeye gelirse ne olur?
Kitle de buna tepki gösterirse... Düşünmek bile istemiyorum.

Demokratik özerklik nedeniyle çatışmalar yaygınlaşırsa, bunun sonuçları ne olur peki?
Artık bundan sonra meydana gelebilecek her çatışma Kürtlerle Türkleri birbirinden ayıracak. Bu çatışmalar sonuçta Kürtlerden çok Türklerin ayrılma talebiyle sonuçlanır. Bu kez Türkler, Kürtlerden ayrılmak isterler. Eğer böyle bir süreç işlerse, sonuç iki halk için de felaket olur.

Niye?
Türk ve Kürt olmak üzere, ikisi de demokratik olmayan iki ayrı faşist devlet haline geliriz. Oysa farklılıklarıyla birarada yaşayan bir ülke, çoğulcu bir ülkedir ve çoğulculuğun olduğu yerde demokrasi güçlenir. Tek tipliğe yönelirseniz ve Kürtlere bir Kürdistan kurarsanız, o zaman gecikmiş bir ulus-devlet kurarsanız ki, bu da sonunda demokratik bir yapı değil, otoriter bir yapı olur. Bugün uç düşüncedeki Kürtler bile artık özgürlükçü bir biçimde Türklerle birlikte yaşamayı istiyorlar.

Demokratik özerkliği bütün Kürtler destekliyor mu?
Bütün Kürtler desteklemiyor tabii. Ama bu öneri hiç tartışılmadan büyük tepki görürse, bu BDP'ye oy kazandırır. Artık Kürtler, herkesin, plan ve projesini açıkça ortaya koymasını istiyor.

Peki, özel savunma gücünün oluşturulması önerisiyle ne amaçlanıyor?
Bu ülkede Kürtler güvensizler. Devlete güvenmiyorlar. Bu güvensizliklerini giderecek bir mekanizmaya ihtiyaçları var. Ayrıca yıllardır silahlı mücadele yürütmüş bir güç var ortada. Bu insanların toplumsal yaşama kazandırılması gerekiyor. Onları iç güvenliği sağlamada kullanabilirsiniz.

Kürtlerin tümü PKK çizgisini savunmuyor. Önerilen iç güvenlik birimi ise sadece PKK'lılardan oluşacak. PKK'yı desteklemeyen Kürtler, kendilerini nasıl güvende hissedecekler bu durumda?
Kürtler arasında da bir güvensizlik yaratır bu tabii. Zaten Kürtler de kendi aralarında bunu tartışıyorlar. Aslında bu öneri, Öcalan'a ait. Bunu herkes biliyor. Şimdi Kürtler bu öneriyi tartışırken, aslında ilk kez Öcalan'ı da tartışıyorlar kendi aralarında. Kürtlerin bir kısmı bu projeye karşı çıktı.

PKK, seçimlere kadar ateşkes ilan etti. Bütün topluma her konuyu tartışabilmek için büyük bir olanak sağlıyor bu. Sizce hükümet bu fırsatı iyi değerlendiriyor mu?
İyi kullanmıyor. Bir kere hükümet, yakaladığı bu iyi havayı yargıya yaymıyor. Somut tek bir adım atmıyor. Mesela Kürtler, yer isimlerinin geri verilmesini istiyorlar. İçişleri Bakanı bir buçuk yıl önce kanunun değiştirileceğini söyledi ama hâlâ kanun değiştirilmedi ve henüz tek bir köyün ismi bile iade edilmedi. Zaten iade edilse bile yasa değişmediği için, işlem yargıdan döner. Yerleşim yerlerinin isimlerinin iadesinde bile hâlâ direnç sürüyor. Bir de üniversitelerde Kürdoloji bölümü bile Kürt adıyla açılamıyor, bu bölüm "yaşayan diller" adıyla açılıyor. Ayrıca bölgede çok fazla tutuklama var.

Arttı mı tutuklamalar?
Arttı. Demokratik siyaset yapma hakkını kullanmak isteyip de tutuklananların sayısı, 2009'da 2007'ye göre daha fazla oldu. Ayrıca KCK davasında da önemli ölçüde siyasetçiler tutuklandı. Oysa KCK'ya illegal bir örgütün siyasallaşma ve legalleşme hamlesi olarak bakmak gerekiyordu. Devlet, düz ovada siyaseti teşvik edeceğine engelledi. Hükümet hâlâ tutuklama süreleriyle ve mahkemede savunma diliyle ilgili yasal değişiklik yapmıyor. AK Parti'ye oy verenler bile KCK tutuklamalarına tepki gösteriyor bugün. Zaten artık KCK operasyonunu kimse sahiplenmiyor. Hükümet de sahiplenmiyor.

Hükümet bu ateşkes fırsatını iyi kullanamazsa nasıl bir sonuçla karşılaşırız?
Eğer bu süreç iyi değerlendirilmez ve Haziran seçimlerinden sonra yeni bir çatışma dönemi başlarsa, bu dağlarla sınırlı kalmaz, kentlere de yayılır. Son 25 yılda doğanları görmek gerekiyor. Bunlar, çok güvensizler, öfkeliler, karamsarlar ve şiddete dönükler. Bunlar, hiyerarşi içinde yer alabiliyorlar ve her yeri, her şeyi kendileri için bir görev biliyorlar. Dağa çıkmayı da, cezaevinde olmayı da, eylem yapmayı da bir görev biliyorlar.

Haziran seçimlerinde yeni bir anayasayı da tartışacağız. Siz Kürt aydınları ve hukukçuları olarak bir anayasa taslağı üzerinde çalışıyor musunuz?
Biz Diyarbakır Barosu olarak 2009'da Kürt meselesinin çözümünde "Anayasal Öncelikler" diye bir taslak hazırladık ve bunu hükümete de sunduk. Bunu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a ben vermiştim. Bu taslakta şunları önerdik. Anayasanın giriş kısmı ideolojik referanslardan arındırılmalı. Birey öne çıkmalı. Türkçe resmî dil olmalı ama herkes anadilde eğitim hakkına sahip olmalı, anadilini yaşamın her alanında kullanmalı. Yurttaşlık tanımı etnik referanstan arındırılmalı. Siyasi parti kapatma sebepleri sınırlandırılmalı. Yerel yönetimler güçlendirilmeli, bölge parlamentoları kurulmalı... Valiler seçimle gelmeli...

Yeni anayasada Kürtler için özel haklar mı olmalı yoksa herkes için ortak özgürlükler mi yer almalı?
Anayasa aslında kişileri, kesimleri tanımlamamalı. Anayasa herkes için ortak özgürlükleri kapsamalı ve yurttaşı tanımlamalı.

Kürtlerin ve Türklerin ortaklaşa kabul edeceği çözüm nedir sizce?
Eğer Türkler iktidarını sürdürmek isteyen güçlerce kışkırtılmazsa, bir tür eyalet sistemini kabul ederler bence. Mesela Öcalan'la devlet görüştü ve bunu açıkladı. Bir tepki de olmadı. Bence toplum çözüme hazır. Hazır olmayanlar, devleti yönetenler ve iktidarı elinde bulunduranlar. Kürt meselesinin varlığı ve şiddetin sürekli canlı kalması, bunların iktidarını güçlendiriyor. Bu yüzden Kürtler, silahı hak arama aracı olarak kullanmayı bırakmalılar, taleplerini demokratik yöntemlerle dile getirmeliler. Ve Türklere de...

Evet...
Kürtler, Türklere de şunu iyi anlatmalılar: "Kürtlere anadilde eğitim hakkının tanınması Türklerin haklarını azaltmayacak. Aksine Kürtler özgürleştikçe bu ülkede yaşayan herkes daha çok özgürleşecek..."

neseduzel@gmail.com

NEŞE DÜZEL / TARAF

HABERE YORUM KAT