Kürtler haklarına kavuşunca Türklerin hakları mı azalacak?

25.08.2009 16:24

Leyla İpekçi

DEP’in kurucu genel başkanı Almanya’da yaşayan Yaşar Kaya, “17 yıldır sürgündeyim,” diye konuşuyor: “Elimize silah almadık. Gizli örgüt de kurmadık. Biz Kürtler için radyo, gazete, televizyon, kültürel haklar ve örgütlenme haklarını savunmuştuk. Bugün devlet bunları yapıyor. O zaman niçin sürgündeyiz?”

Sorun şu ki, birilerinin neden sürgünde olduğunu bu ülkede yakın zaman dek çoğu kişi düşünmemişti bile. Uzun yıllardır Almanya, İsveç, Hollanda gibi kentlerde yaşayan Kürt siyasetçi, sanatçı ve entelektüellerinin yaşadıklarına dair hiçbir malûmatı yoktu sıradan vatandaşın.

Bu ülkede bugün bile bazılarımız yirmi beş yıldır sürdürülen bir savaşın cereyan etmekte olduğunun bilincinde değil. Araştırmacı Adil Gür, Akşam gazetesine verdiği söyleşide bu durumu şöyle özetliyor:

“Resmî ideoloji olarak bize, binlerce yıldır Kürt diye bir şey yoktur diye öğretildi. Yıllar geçti. Bugün ‘Kürt diye bir toplum da vardır’la karşı karşıya kaldık. Açıkçası ne yapacağımızı bilemiyoruz.”

Evet, sahiden de, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Değil yakın tarihimize dair olanları, içinde yaşamakta olduğumuz olayları bile görmüyor, bilmiyoruz çoğunlukla. Bize gösterilen, bu kör ve sağır durumumuzu korumayı sağlayacak kadarıydı gerçeklerin.

Evlatları için bayrakla örtülü tabutlara sarılıp ağlayanlarla ağlaştık. Bunun karşı cephesinde ise dağa çıkmış zorbalar vardı. Kürtler deyince biz sadece bunu anladık.

Yerlerinden yurtlarından alınarak götürülen ve infaz edilerek kuyulara atılan evlatlarının ne ölüsüne ne dirisine kavuşamamış annelere reva gördüğümüz yalnızca oğullarının çerçevelenmiş fotoğrafları oldu. Onları ise görmedik.

Şimdi bunu söylerken bile, anneleri nasıl aynı kefeye koyarsınız diye karşı çıkanlar oluyor. Bu memlekette acıları yarıştırmanın tek kazancı, kanla beslenenlerin elini güçlendirmek oldu oysa hep.

Mezarları sakladıkça, cesetleri kuyuya attıkça, isimleri sildikçe, dilleri yasakladıkça, savaşları da hiç olmamış kıvamında sürdürmemiz kolaylaştı.

Bugün savaşın bitmesi, kanın durması için amaları çok fazla olanlar var. Adil Gür, bunlardan biri olan milliyetçi partilerin oylarının seyrine dair şöyle demiş:

“Süreç iyi yönetilir, Yozgat’ta, Tekirdağ, Çerkezköy’de oturan insanların hassasiyetleri dikkate alınırsa sıkıntı olmaz. Eğer bu insanlar bir şekilde aldatıldığını veya bazı insanlara haklar verilirken kendi haklarının elinden alındığını düşünürse, bundan elbette ki milliyetçi partiler olumlu etkilenir.”

Gür, konunun kuşkusuz birçok boyutunu ele alıyordu söyleşide. Fakat, aldatıldığını düşünmenin bilinçaltımızdaki kilitlerin ilk anahtarı olduğuna inandığım için, yalnızca bu sözlerinin üzerinde durmak istiyorum yazının sonunda.

Hakların en yücesine daima kendilerinin layık olduğunu düşünenler, insan haklarını salt kendine izafe edenler, bu haklara doğuştan sahip olduklarına inanmışlardır. İster Türk, ister Kürt olsun: Sahip olduklarını kutsamak, bu durumda hakları paylaşmanın önündeki en büyük engel değil midir?

Bugüne dek doğal olarak bize ait olduğunu düşündüğümüz haklar, bir başkasına da verildiğinde neden ille bizimki eksilmiş, çalınmış, gasp edilmiş olsun?

Birilerinden esirgenmiş haklar onlara iade edilirken, kendi haklarımızın elimizden gideceğinden korkuyorsak, bizi kışkırtmaya çalışanların tuzağına düşmez miyiz? Kardeş kavgaları tam da bizdeki böyle ilkel dürtülerin kaşınmasıyla kıvılcımlanmıyor mu?

Sahip olduğumuz hakları paylaşmanın, bu haklardan feragat etmemiz anlamına geldiğini söyleyerek bizi kışkırtmaya çalışanlara karşı vereceğimiz mücadele, bu soruları sormakla başlıyor.

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim