1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Kürtçe’nin Zenginliği ve Dili Doğru Kullanmanın Güzelliği –4
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtçe’nin Zenginliği ve Dili Doğru Kullanmanın Güzelliği –4

A+A-

Dil derslerinin bu 4. ve son bölümünde, en renkli konulardan biri olan cansız varlıklardaki cinsiyet konusunu işleyeceğiz. Böylece bendeniz, kendisine ait bir şiir hakkında makale, hem de 4 bölümlük uzun bir makale kaleme alan ilk yazar olarak adımı edebiyat tarihine altın harflerle yazdırırken (daha önce de tek abdestle beş vakit namazın tamamını kılarak adımı İslam tarihine altın harflerle yazdırmıştım), ilgiyle takip ettiğiniz dersimizi noktalayacağız.

b ) Cansız Varlıklara Ait İsimlerde Erkeklik ve Dişilik:

“Kürtçe’nin Zenginliği ve Dili Doğru Kullanmanın Güzelliği” adlı bu çalışmamızın 2. bölümünde Almanca ve Kürtçe’deki “erkeklik ve dişilik” konusunu kıyaslarken şunları söylemiştik: “Almanca’da ‘erkeklik’ ve ‘dişilik’ ayrımı yapılırken, kullanılan sözcüklerle kastedilen nesneler değil, sözcüklerin kendisi dikkate alınmıştır. Kürtçe’de ise tam tersi, sözcüklerin incelik ve kalınlık durumları değil, o sözcüklerle kastedilen nesnelerin yapısal özellikleri dikkate alınarak bir gruplandırmaya gidilmiştir.”

Nesnelerin yapısal özellikleri dikkate alınarak “erkek” ve “dişi” şeklinde bir gruplandırmaya gidilmesi ne demektir? Bu dildeki sözcükler iki ayrı cinsiyete ayrılırken hangi özellikler göz önünde bulundurulmuştur? Bir sözcük neye göre “erkek”, neye göre “dişi” olarak kabul edilmiştir? Sözcüğe cinsiyet atfedilirken, kastedilen nesnenin hangi yönü dikkate alınmıştır?

Kürtçe’deki bütün isimlerde “erkeklik” ve “dişilik” özelliği vardır. Kâinatta var olan canlı, cansız bütün varlıklarda cinsiyet vardır. Var olan her şey ya “erkek”tir ya da “dişi”. Peki, varlıklara cinsiyet addedilirken hangi kıstaslar göz önünde bulundurulmuştur? Varlıkların “eril” veya “dişil” özellik kazanması tesadüfen mi olmuş, bu özellik kendilerine rasgele mi verilmiş, yoksa bu işin bir kuralı, kaidesi var mıdır? Örneğin “masa, sandalye, ağaç, taş, nehir, ülke, pantolon, ceket, çay, çorba, dükkân, yol, şehir, okul, ev, ayakkabı” gibi cansız varlıklara hangi disiplin çerçevesinde, hangi mantığa dayanarak cinsiyet kazandırılmıştır?

Hayretler içinde kalarak öğreneceğiniz bu olay şu şekilde olmuştur: Önce, biribirleriyle iletişim halinde olan, varlıkları biribirine bağlı olan, biribirlerini etkileyen varlıklar bir grupta toplanmıştır. Meselâ, “okyanus, deniz, göl, nehir, çay, dere” gibi sözcükler (varlıklar) bir grupta, “kitap, defter, dergi, gazete, mektup, kalem” gibi sözcükler (varlıklar) bir grupta, “tabak, bardak, kaşık, çatal, bıçak” gibi sözcükler (varlıklar) bir grupta toplanmıştır. Bu gruplandırma, kâinatta var olan her varlık için yapılmıştır. Sadece somut isimler değil, “rûh, duygu, sevgi, nefret, özlem” gibi soyut isimler dahil olmak üzere istisnasız her varlığa cinsiyet addedilmiştir.

Varlıkların cinsiyetleri tesbit edilirken, aynı grupta yer alan bu nesnelerin biribirleriyle olan münasebetleri, tıpkı insanlardaki, bir erkek ve kadın arasındaki cinsel ilişki gibi düşünülmüştür. Okuyucularımızın affına sığınarak Kürtçe’deki bu ilginç dilbilgisi kuralını lafımızı eğip bükmeden, olduğu gibi anlatmak durumundayız. Çünkü konuyu başka türlü izah edebilmemizin imkânı yok. Böyle yapmazsak ne biz dersi anlatabiliriz, ne de sizler anlayabilirsiniz.

Örneğin “okyanus, deniz, göl, nehir, çay, dere” gibi sözcükleri ele alalım. Kürtçe’de “okyanus, deniz, göl” sözcükleri dişi iken, “nehir, çay, dere” sözcükleri erkektir. Niye mi? Çünkü okyanus, deniz ve göller durgun sulardır; nehir, çay ve dereler ise akarsu. Akarsular, durgun sulara doğru akarlar. Sularını, onların sularına bırakırlar. Dediğimiz gibi, olayı tıpkı bir kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişki gibi düşünmelisiniz. Kürtçe’de “behran” (okyanus), “behr” (deniz) ve “gol” (göl) sözcükleri dişi oldukları için “-a” iyelik ekini, “newal” (nehir), “çem” (çay) ve “nahal” (dere) sözcükleri de erkek oldukları için “-ê” iyelik ekini alırlar:

Okyanus (umman) isimleri dişidirler:

Behrana Mezın (ﻤ۔ﺯﻦ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍﻨﺎ): Büyük Okyanus, Pasifik Okyanusu
Behrana Navin (ﻨﺎﭭ۔ﻴﻦ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍﻨﺎ): Atlas Okyanusu
Behrana Pçuk (ﭙ۔ﭼ۔ﻮﮎ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍﻨﺎ): Hind Okyanusu

Deniz isimleri dişidirler:

Behra Navin (ﻨﺎﭭ۔ﻴﻦ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Akdeniz
Behra Reş (ﺮﺶ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Karadeniz
Behra Egê (ﻋ۔ﮕ۔ﺊ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Ege Denizi
Behra Marmara (ﻤ۔ﺎﺮﻤ۔ﺎﺮﺍ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Marmara Denizi
Behra Sor (ﺴﻮﻭﺮ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Kızıldeniz
Behra Zer (ﺯﺮ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Sarıdeniz
Behra Spi (ﺴﭙ۔ﻰ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Beyazdeniz
Behra Çin a Rojhılat (ﺮﻮﻭﮋﺤ۔ﻼﺖ ﭽ۔۔ﻴﻨ۔ﺎ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Doğu Çin Denizi
Behra Çin a Başur (ﺑ۔ﺎﺷ۔ﻭﻭ ﭽ۔۔ﻴﻨ۔ﺎ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺎ): Güney Çin Denizi
Behra Bakur (ﺑ۔ﺎﮐ۔ﻭﺮ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Kuzey Denizi
Behra Baltika (ﺑ۔ﺎﻠ۔ﺘ۔ﻴﮑ۔ﺎ ﺑ۔ﻬ۔ﺮﺍ): Baltık Denizi

Göl isimleri dişidirler:

Gola Xezar (ﺨ۔ﺰﺍﺮ ﮔ۔ﻭﻭﻻ): Hazar Gölü
Gola Wanê (ﻭﺍﻨ۔ﺊ ﮔ۔ﻭﻭﻻ): Van Gölü
Gola Urmiyê (ﺍﻭﺮﻤ۔ﻴﺊ ﮔ۔ﻭﻭﻻ): Urmiye Gölü
Gola Xwê (ﺨ۔ﻭﺉ ﮔ۔ﻭﻻ): Tuz Gölü
Gola Twij (ﺘﻭﻴ۔ﮋ ﮔﻭﻭﻻ): Acıgöl
Gola Masi (ﻤ۔ﺎﺴ۔ﻰ ﮔ۔ﻭﻭﻻ): Balık Gölü

Nehir (ırmak) isimleri erildirler:

Newalê Nil (ﻨ۔ﻴﻞ ﻨ۔ﻪﻭﺍﻠ۔ﺊ): Nil Nehri
Newalê Duna (ﺩﻭﻨﺎ ﻨ۔ﻪﻭﺍﻠ۔ﺊ): Tuna Nehri
Newalê Ferat (ﻔ۔ﺭﺍﺖ ﻨ۔ﻪﻭﺍﻠ۔ﺊ): Fırat Nehri
Newalê Dijlê (ﺩﻴ۔ﮋﻠﻪ ﻨ۔ﻪﻭﺍﻠﺊ): Dicle Nehri
Newalê Hêşin (ﮬ۔ﻴ۔ﺷ۔ﻴﻦ ﻨ۔ﻪﻭﺍﻠ۔ﺊ): Yeşilırmak
Newalê Sor (ﺴ۔ﻭﻭﺮ ﻨ۔ﻪﻭﺍﻠ۔ﺊ): Kızılırmak

Çay ve dere isimleri erildirler:

Çemê Zinê (ﻅ۔ﻴﻨ۔ﺊ ﭽ۔ﻤ۔ﺊ): Peri Çayı (Sêdiyan’da akar)
Nahalê Zilan (ﺰﻴ۔ﻼﻦ ﻨ۔ﺎﻫ۔ﺎﻠ۔ﺊ): Zilan Deresi

Yükseklerde de aynı ahenk vardır; “ewr” (bulut) sözcüğü dişi iken “çiya” (dağ) sözcüğü erkektir. Neden sizce?

ewra spi (ﺴ۔ﭘ۔ﻰ ﻋﻪﻮﺭﺍ): beyaz bulut
Çiyayê Cûdî (ﺠ۔ﯘﺪﻯ ﭽ۔ﻴﻴﺎﻴ۔ﺊ): Cudi Dağı
Çiyayê Everest (ﻋ۔ﭭ۔ﺭﺴ۔ﺖ ﭽ۔ﻴﻴ۔ﺎﻴ۔ﺊ): Everest Dağı
Çiyayê Klimanjaro (ﮐ۔ﻠ۔ﻴﻤ۔ﺎﻨ۔ﮊﺍﺭﻮﻮ ﭽ۔ﻴﻴﺎﻴ۔ﺊ): Klimanjaro Dağı

Şimdi de “kitap, defter, dergi, gazete, kâğıt, mektup” gibi nesneleri ele alalım. Kürtçe’de “kitap, dergi, gazete, kâğıt, mektup” sözcükleri dişi iken, “kalem” sözcüğü erkektir. Niye mi? Çünkü kitap, dergi ve gazeteler edilgendir; kalem ise etken. Kalem, yazı yazdığı yere mürekkebini bırakır. Kalem, kâğıdın üzerine yazı yazar. Dediğimiz gibi, olayı tıpkı bir kadın ve erkek arasındaki cinsel ilişki gibi düşünmelisiniz. Kürtçe’de “kağez” (kâğıt), “pırtuk” (kitap), “kovar” (dergi), “rojname” (gazete) ve “name” (mektup) sözcükleri dişi oldukları için “-a” iyelik ekini alırlar, “penus” (kalem) sözcüğü ise erkek olduğu için “-ê” iyelik ekini alır:

kağeza paqıj (ﭙ۔ﺎﻘ۔ﮊ ﮐ۔ﺎﻏ۔ﺯﺍ): temiz kâğıt
kağeza spi (ﺴﭙ۔ﻰ ﮐ۔ﺎﻏ۔ﺯﺍ): beyaz kâğıt
pırtuka dirok (ﺪﻴ۔ﺮﻮﻮﮎ ﭙﺮﺗ۔ﻮﮐ۔ﺎ): tarih kitabı
pırtuka cvatzani (ﺠ۔ﭭ۔ﺎﺘ۔ﺰﺍﻨ۔ﻰ ﭙﺮﺘ۔ﻮﮐ۔ﺎ): sosyoloji kitabı
pırtuka Wêşanên Ekin (ﺍﮐ۔ﻴﻦ ﻮﻴﺸ۔ﺎﻧ۔ﻴﻦ ﭙ۔ﺮﺗ۔ﻮﮐ۔ﺎ): Ekin Yayınları’nın kitabı
pırtuka “Kemalizm, Laiklik, Şehidlik” a Mehmet Pamak (ﻤﺤﻤﺩﭙ۔ﺎﻤ۔ﺎﮎ ﺷ۔ﻬ۔ﻴﺩﻠ۔ﻴﮑ۔ﺎ ﻻﻴﻴﮑ۔ﻠﻴﮏ ﮐ۔ﻤ۔ﺎﻠ۔ﻴﺰﻢ ﭙﺮﺘ۔ﻮﮐ۔): Mehmet Pamak’ın “Kemalizm, Laiklik, Şehidlik” kitabı
pırtuka “Türkiye’de İslamcılığın Kökenleri” a Hamza Türkmen (ﺘ۔ﯘﺮﮐ۔ﻤﻦ ﺤ۔ﻤ۔ﺰﺍ ﮐ۔ﯘﯘﮐ۔ﻨﻠﺭﻴﻴ۔ﺎ ﺇﺴ۔ﻼﻤﺠ۔ﻠ۔ﻐ۔ﻦ ﺘ۔ﯘﺭﮐ۔ﻴ۔ﺪﻩ ﭙﺭﺘ۔ﻮﮐ۔ﺎ): Hamza Türkmen’in “Türkiye’de İslamcılığın Kökenleri” kitabı
pırtuka “AK Parti ve Müslümanlar” a Rıdvan Kaya (ﮐ۔ﺎﻴﺎ ﺮﻀ۔ﻮﺍﻥ ﻤ۔ﺴ۔ﻠﻮﻤ۔ﺎﻨ۔ﻼﺮﺍ ﭙ۔ﺎﺮﺘ۔ﻰ ﻋ۔ﺎﮎ ﭙﺮﺘ۔ﻮﮐ۔ﺎ): Rıdvan Kaya’nın “AK Parti ve Müslümanlar” kitabı
pırtuka “Evrensel Vicdanın Sesi Olmak” a Atasoy Müftüoğlu (ﻤ۔ﯘﻔﺘ۔ﯘﻋﻮﻏ۔ﻠﻮ ﻋ۔ﺎﺘ۔ﺎﺴ۔ﻮﻮﻯ ﻋ۔ﻮﻠ۔ﻤ۔ﺎﮐ۔ﺎ ﺴﺴ۔ﻰ ﭭ۔ﻴﺠﺪﺍﻨﻦ ﺍﭭ۔ﺮﻨﺴ۔ﻞ ﭘﺮﺗ۔ﻭﮐ۔ﺎ): Atasoy Müftüoğlu’nun “Evrensel Vicdanın Sesi Olmak” kitabı
pırtuka “Temel Kaynağımız Kur’an” a Fevzi Zülaloğlu (ﺯﯘﻻﻠ۔ﻭﻭﻏ۔ﻠﻭ ﻔﻪﻭﺰﻯ ﻗ۔ﻭﺮﺍﻨ۔ﺎ ﮐ۔ﺎﻴﻨ۔ﺎﻏ۔ﻤ۔ﺰ ﺘ۔ﻤ۔ﻞ ﭙﺮﺘ۔ﻮﮐ۔ﺎ ): Fevzi Zülaloğlu’nun “Temel Kaynağımız Kur’an” kitabı
pırtuka “Kur’an’da Peygamberler ve Karşı Tavırlar” a Murat Kayacan (ﮐ۔ﺎﻴ۔ﺎﺠ۔ﺎﻦ ﻤ۔ﻮﺮﺍﺕ ﺘ۔ﺎﭭ۔ﺮﻻﺮﺍ ﮐ۔ﺎﺮﺸﻪ ﭘ۔ﻪﻴ۔ﮕ۔ﺎﻤ۔ﺒ۔ﺮﻠ۔ﺮ ﻗ۔ﻮﺮﺍﻨﺪﺍ ﭙﺮﺘ۔ﻮﮐ۔ﺎ): Murat Kayacan’ın “Kur’an’da Peygamberler ve Karşı Tavırlar” kitabı
pırtuka “Dilime Gerili Pankart” a Ali Değirmenci (ﺪﻏ۔ﻴﺮﻤ۔ﻨ۔ﺠ۔ﻰ ﻋ۔ﻟ۔ﻰ ﭙﺎﻨ۔ﮑ۔ﺎﺮﺗﺎ ﮔ۔ﺮﻴﻟ۔ﻰ ﺪﻴ۔ﻟﻴﻤﻪ ﭙﺮﺗ۔ﻮﮐ۔ﺎ): Ali Değirmenci’nin “Dilime Gerili Pankart” kitabı
pırtuka “Öyküye Ağıt” a Nehir Aydın Gökduman (ﮔ۔ﯘﯘﮐ۔ﺪﻮﻤ۔ﺎﻦ ﻋﺎﻴﺪﻦ ﻨ۔ﻬ۔ﻴﺮ ﻋﺎﻏﺘ۔ﺎ ﻋﯘﯘﻴﮑﯘﻴﮫ ﭙﺮﺘ۔ﻭﮐ۔ﺎ): Nehir Aydın Gökduman’ın “Öyküye Ağıt” kitabı
pırtuka “Bir Nehir Gibi” a Sevgi Engin (ﺍﻨ۔ﮕ۔ﻴﻦ ﺴ۔ﭭ۔ﮕ۔ﻰ ﮔ۔ﻴﺑﻴﻴﺎ ﻨ۔ﻬ۔ﻴﺮ ﺑﻴﺮ ﭙﺮﺘ۔ﻮﻜ۔ﺎ): Sevgi Engin’in “Bir Nehir Gibi” kitabı
pırtuka “Bir Dünyanın Kadınları” a Yıldız Ramazanoğlu (ﺮﺍﻤ۔ﺎﺰﺍﻨﻮﻮﻏ۔ﻠﻮ ﻴ۔ﻠ۔ﺪﺰ ﻜ۔ﺎﺪﻨ۔ﻼﺮﻩﺍ ﺪﯘﻨ۔ﻴ۔ﺎﻨﻦ ﺑ۔ﻴﺮ ﭙﺮﺘ۔ﻮﮐ۔ﺎ): Yıldız Ramazanoğlu’nun “Bir Dünyanın Kadınları” kitabı
pırtuka helbesta Bünyamin Doğruer (ﺪﻮﻮﻏ۔ﺮﻮﺍﺮ ﺑﯘﻨ۔ﻴ۔ﺎﻤ۔ﻴﻦ ﻫ۔ﻠﺑﺴ۔ﺘ۔ﺎ ﭙﺮﺘ۔ﻮﮐ۔ﺎ): Bünyamin Doğruer’in şiir kitabı
nvisa “Entellektüelizm ve Atıllık Arasında Bir Gençlik” a Bahadır Kurbanoğlu (ﮐ۔ﻮﺮﺒ۔ﺎﻨ۔ﻮﻮﻏ۔ﻠﻮ ﺒ۔ﺎﻫ۔ﺎﺪﺮ ﮔ۔ﻨ۔ﭽ۔ﻠ۔ﻴ۔ﮑ۔ﺎ ﺒ۔ﻴﺮ ﻋ۔ﺎﺮﺍﺴ۔ﻨ۔ﺪﺍ ﻋ۔ﺎﺘﻠ۔ﮏ ﺍﻨﺘ۔ﻠﮑ۔ﺘﯘﺍﻠ۔ﻴﺰﻡ ﻨ۔ﭭ۔ﻴﺴ۔ﺎ): Bahadır Kurbanoğlu’nun “Entellektüelizm ve Atıllık Arasında Bir Gençlik” yazısı
Kovara Tevhid (ﻄﻮﺤ۔ﻴﺪ ﮐ۔ﻮﻮﭬ۔ﺎﺮﺍ): Tevhid Dergisi
Kovara Yeryüzü (ﻴ۔ﺮﻴ۔ﯘﺯﯘ ﮐ۔ﻮﻮﭬ۔ﺎﺮﺍ): Yeryüzü Dergisi
Kovara Hira (ﺤ۔ﻴﺮﺍ ﮐ۔ﻮﻮﭬ۔ﺎﺮﺍ): Hira Dergisi
Kovara Yeni Yeryüzü (ﻴ۔ﺮﻴ۔ﯘﺯﯘ ﻴ۔ﻨ۔ﻰ ﮐ۔ﻮﻮﭬ۔ﺎﺮﺍ): Yeni Yeryüzü Dergisi
Kovara Sebat (ﺴ۔ﺒ۔ﺎﺖ ﮐ۔ﻮﻮﭬ۔ﺎﺮﺍ): Sebat Dergisi
Rojnameya Selam (ﺴ۔ﻼﻡ ﺮﻮﻮﮋﻨ۔ﺎﻤ۔ﻪﻴﺎ): Selam Gazetesi
Rojnameya Zaman (ﺰﺍﻤ۔ﺎﻦ ﺮﻮﻮﮋﻨ۔ﺎﻤ۔ﻪﻴﺎ): Zaman Gazetesi
Rojnameya Sabah (ﺴ۔ﺎﺒ۔ﺎﺡ ﺮﻮﻮﮋﻨ۔ﺎﻤ۔ﻪﻴﺎ): Sabah Gazetesi
Rojnameya Türkiye (ﺘ۔ﯘﺮﮐ۔ﻴﻴ۔ﻪ ﺮﻮﻮﮋﻨ۔ﺎﻤ۔ﻪﻴﺎ): Türkiye Gazetesi
Nameya Baverya (ﺒ۔ﺎﭭ۔ﺮﻴ۔ﺎ ﻨ۔ﺎﻤ۔ﻪﻴﺎ): Bavyera Mektubu
Nameya Seyyâh J’Sılâ (ﺴ۔ﻼ ﮋﻩ ﺴ۔ﻪﻴ۔ﺎﺡ ﻨ۔ﺎﻤ۔ﻪﻴﺎ): Seyyâh’ın Sılâ’ya Mektubu
penusê şin (ﺸ۔ﻴﻦ ﭙ۔ﻨ۔ﻮﺴ۔ﺊ): mavi kalem

Aynı şekilde “tabak, bardak, kaşık, çatal, bıçak” gibi sözcükleri inceleyelim. Kürtçe’de “tabak, bardak” sözcükleri dişi iken, “çatal, bıçak, kaşık” sözcükleri erkektir. Niye mi? Çünkü tabak ve bardak hazırdır, edilgendir; diğerleri ise etken. Yemek yerken çatal ve bıçağı tabağa batırırsınız. Çay bardağın içindedir ve kaşıkla bardaktaki çayı karıştırırsınız. Dediğimiz gibi, aynı kural işlemektedir. Kürtçe’de “taxçık” (tabak) ve “gılyas” (bardak) sözcükleri dişi oldukları için “-a” iyelik ekini alırlar, “kêr” (bıçak), “kefçi” (kaşık) ve “çartal” (çatal) sözcüğü ise erkek olduğu için “-ê” iyelik ekini alır:

taxçıka zêr(ﺯﻴ۔ﺮ ﺗ۔ﺎﺧ۔ﭽ۔ﮑ۔ﺎ): altın tabak
gılyasa çayê(ﭽ۔ﺎﻴ۔ﺊ ﮔ۔ﻟ۔ﻴ۔ﺎﺴ۔ﺎ): çay bardağı
kêrê nin(ﻨ۔ﻴﻦ ﮐ۔ﻴﺮﺉ): ekmek bıçağı
kefçiyê gêrmi(ﮔ۔ﻴﺮﻤ۔ﻰ ﮐ۔ﻔ۔ﭼ۔ﻴ۔ﺊ): çorba kaşığı

çartalê pçuk(ﭙ۔ﭽ۔ﻮﮎ ﭼ۔ﺎﺮﺘ۔ﺎﻠ۔ﺊ): küçük çatal (Bu sözcük, Kürtçe’den Türkçe’ye geçen bir sözcüktür; sözcüğün Kürtçe orijinal hali olan “çartal”, bu dilde “dört tane sivrintisi olan” anlamına gelmektedir. Tıpkı Kürtçe’de “yedi parçadan oluşan bir bütün” anlamına gelen “hefte” kelimesinin Türkçe’ye “hafta” şeklinde geçmiş olması örneğinde olduğu gibi.)

Bu kuralı kâinattaki bütün isimlere uygulayın, değişmez. Kural asla şaşmaz. Hatta kendi aranızda başka varlıkları kapsayan gruplandırmalar yapınız ve aynı grupta topladığınız sözcükleri bir yere yazınız. Hangisinin dişi, hangisinin erkek olduğunu bu kurala göre kendiniz belirleyiniz. Sonra da gidip Kürtçe bilen, ama Kürtçe dilbilgisi kuralları hakkında en ufak bir bilgisi ve haberi olmayan bir Kürd’e, listeye yazdığınız sözcüklerin Kürtçe karşılıklarını tek tek sorup bu sözcükleri “benim …-im, senin …-in” şeklinde çekimlerini yapmasını isteyiniz. Bu kuraldan hiç haberi olmayan, sadece anadili olduğu için Kürtçe konuşmayı bilen Kürd’ün “erkeklik ve dişilik” özelliğine göre bütün sözcükleri doğru bir şekilde kullandığına, çekimlerini doğru bir şekilde yaptığına şaşkınlık içinde şahitlik edeceksiniz. Yani dilbilgisi kurallarından haberi olmayan, Kürtçe’yi bilinçsiz bir şekilde kullanan insanlar da bunu doğru bir şekilde kullanmakta, cinsiyetleri hatasız bir biçimde telaffuz etmektedir.

Kürtçe hakikaten hem çok zengin bir dildir, hem de bilimsel gramer kurallarına sahip olup oldukça renkli bir lisandır. Böylesine renkli bir dilin en renkli konusu da, hiç şüphesiz son dersimizin konusu olan “sözcüklerde erkeklik ve dişilik” mevzûudur.

SON SÖZ NİYETİNE:

Allâh Tebareke we Teâlâ, Qûr’ân-ı Azimuşşân’da şöyle buyurmaktadır:

“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.” (Rûm, 22)

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allâh yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allâh bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat, 13)

Konuştuğumuz dillerin, mensubu olduğumuz kavimlerin, etnik kökenlerimizin, derilerimizin renginin farklı olması, değişik coğrafyalarda doğmuş olmamız Allâh’ın birer âyetidir. Hiç kimse, yekdiğerini değişik bir dil konuşuyor, değişik bir etnik kökenden geliyor veya değişik bir coğrafyanın insanıdır diye hor görme, hâkir görme, aşağılama hakkına sahip değildir. Hiç kimse sosyolojik birer vakıâ olan, hatta âyet-i kerîmelerle sabit olduğu üzere “Cenâb-ı Allâh’ın birer âyeti” olan bu durumu yok saymaya, var olan bir şeyi inkâr etmeye, ona değişik bir kimlik biçmeye kalkışamaz. Allâh’ın yarattığı, “var” olan bir şeyi “yok” saymak, Allâh’ın âyetini inkâr etmektir; aynı şekilde, onu küçümsemek, hor ve hâkir görmek, aşağılamak, “kabile dili, aşiret dili, ancak şu kadarcık sözcükle konuşuluyor, sadece bu kadar insan konuşuyor” gibi bu dili konuşan insanların ekseriyetini incitecek, onların kalbini kıracak davranışlarda bulunmak, yaşaması ve yaşatılması uğrunda insanların zûlüm gördüğü, işkencelere maruz kaldığı, istikbâllerini kararttığı, hatta hayatını fedâ ettiği anadilleriyle alay etmek, Allâh’ın âyetiyle alay etmektir.

Aynı şekilde, Allâh-u Teâlâ’nın sırf  “tanışmak ve diğer kavimlerle kaynaşmak” amaçlı olarak yarattığı dilini, kavmini, mensubu olduğu coğrafyayı, yaratılış gayesinin (Zâriyât, 56) ve Allâh’ın gönderdiği “ed- Dîn”in (Mâide, 3) önüne geçirmek, onu hayatının ve yaşam kavgasının asıl gayesi yapmak, kavmiyetçilik ve bölgecilik dâvâsı gütmek de, Qûr’ân-ı Kerîm’de, İsrâ sûresinin 85. âyet-i kerîmesinde apaçık bir şekilde belirtildiği üzere insanı İslam dairesinin dışına çıkartır ki bu, Şeytan’ın kovulmasına sebebiyet veren davranışın tâ kendisidir (Sâd, 76).

Biz “Müslümanlar”, Râbbimiz’in bize yakıştırdığı bu güzel ismi (Hacc, 78) hak etmek, bu güzel isme layık olmak istiyorsak, duygularımızı, hislerimizi, inancımızı, düşüncemizi Qûr’ânî bir çizgide tutmak, Qûr’ân eksenli düşünmek ve konuşmak durumundayız. Bunun yollarından biri de, “beşerî” olan, “insanî” olan her şeyle dalga geçmek, küçümsemek, kavimlerin, dillerin ve coğrafyaların varlığını, güzelliğini, zenginliğini, bu coğrafyaların varsıl tarihî kökenlerini ve semiz kültür birikimini alaya almak ve inkâr etmek, kendisi gibi düşünmeyen herkesi tekfir etmek, - Allâh muhâfaza – “şirk” ile itham etmek asla ve asla değildir. Aksine bütün bu ontolojiyi “Allâh’ın birer âyeti” olarak kabul etmek, yaşadığı toplumda “sevgi”yi, “hoşgörü”yü yaygınlaştırmak, “kendisi için istediğini kardeşi için de istemek” (hâdis-i şerîf)’tir.

Biz “Müslümanlar”, Tewhidî düşünmek, İslamî davranmak zorundayız. Bize göre, yeryüzünde “kötü halk” yoktur, “pis halk” yoktur. Peki ne vardır? “Kötü insanlar” vardır, “pis insanlar” vardır ve bu tanıma giren insanlara dünyadaki bütün halklar arasında rastlanılır. Kötü Kürt vardır, kötü Türk vardır, kötü Arap vardır, kötü Alman vardır, kötü Rus vardır ama Kürtler kötü değildir, Türkler kötü değildir, Araplar kötü değildir, Almanlar kötü değildir, Ruslar kötü değildir.

Aynı şekilde, yeryüzünde “kötü dil” yoktur, “pis dil” yoktur. Peki ne vardır? “Kötü kelimeler” vardır ve bu tanıma giren sözcüklere dünya üzerinde konuşulan bütün dillerde rastlanılır. Kötü, pis, iğrenç sözcükler Kürtçe’de de vardır, Türkçe’de de vardır, Arapça’da da vardır, Farsça’da da vardır, Japonca’da da vardır, Yunanca’da da vardır ama Kürtçe pis değildir, Türkçe pis değildir, Arapça pis değildir, Farsça pis değildir, Japonca pis değildir, Yunanca pis değildir.

Önemli olan hangi kavmin mensubu olduğunuz, hangi etnik kökenden geldiğiniz değil, Allâh’ın rızasına uygun bir hayat yaşayıp yaşamadığınızdır. Önemli olan hangi coğrafyanın insanı olduğunuz değil, yaşadığınız coğrafyada İslam Şeriâtı’nın hâkimiyeti için mi yoksa ğayr-i İslamî bir sistemin, ideolojinin hâkimiyeti için mi mücâdele verdiğinizdir. Önemli olan hangi dili konuştuğunuz değil, konuşurken “haqq”ı mı yoksa “bâtıl”ı mı dillendirdiğinizdir.

Şayet bizler, konuşurken, sadece kendi çevremizin değil, bizi sevmeyenlerin dahi sevgisini kazanabiliyor, konuşurken, yazarken, toplumsal barışa, huzura, insanlar ve toplumlar arası kaynaşmaya vesile oluyorsak, bireyleri erdemli olmaya, birlik ve beraberlik içinde olmaya çağırıyorsak, konuşurken, yazarken, muhataplarımıza “sevmeyi” aşılıyorsak, konuştuğumuz dil güzeldir. Bunu ister Türkçe olarak yapalım, ister Kürtçe olarak. Değişmez.

Aynı şekilde bizler, konuşurken, yazarken, bırakın dışımızdaki insanları, kendi çevremizdeki insanların, kardeşlerimizin bile kalbini kırıyorsak, incitiyorsak, konuşurken, yazarken, toplumsal barışı, huzuru, insanlar ve toplumlar arası kaynaşmayı baltalıyorsak, bireyleri düşman olmaya, çatışma ve didişme içinde olmaya çağırıyorsak, konuşurken, yazarken, muhataplarımıza “nefreti” aşılıyorsak, konuştuğumuz dil çirkindir. Bunu ister Türkçe olarak yapalım, ister Kürtçe olarak. Değişmez.

Kardeşlerim,

 “Dil” sözcüğü hem Türkçe’de, hem Kürtçe’de, hem de Farsça’da var olan bir sözcüktür. Bu sözcük, “dil”, Türkçe’de “lisan” anlamına gelirken, Kürtçe ve Farsça’da “gönül” anlamına gelmektedir.

Demek ki karşınızdaki insanla “aynı dili” konuşabilmeniz için, ona “gönlünüzde” bir yer ayırmanız gerekmektedir. İnsanlara “gönül kapınızı” açmazsanız, insanları sürekli olarak dışlar, tekfir eder, aşağılar, küçümser, alay ederseniz, konuşurken, yazarken sadece “nefreti” yaygınlaştırırsanız, insanlarla hiçbir zaman “aynı dili” konuşma şansınız olmayacaktır.

Bı slav û hêvi / Selam ve dûâ ile

DAWİ / SON

 

ibrahim.sediyani@hotmail.de

 

YAZIYA YORUM KAT

13 Yorum