Kürtçe’nin Zenginliği ve Dili Doğru Kullanmanın Güzelliği –1

04.10.2008 20:40

İbrahim Sediyani

Kendisine, kendisinin de bilmediği ve hiçbir zaman da öğrenemeyeceği güzellikler borçlu olduğum sevgili Haksöz sitesinde düşünce, araştırma, yorum ve gezi yazılarımın yanında ayrıca şiirlerim de yayınlanıyor. Makalelerimi sitenin yayın dili olan Türkçe ile kaleme alırken, şiirlerimi Türkçe ve Kürtçe lisanlarıyla yazıyorum.

Şiirleri sitede, iki ayrı serinin, yazı sürecinin arasında bir geçiş çizgisi, bir duvar olacak şekilde yayınlatıyorum. Başka bir ifadeyle, yayınlanan her şiir, meşgul olduğum bir çalışmanın, üzerinde durduğum bir konunun artık kapandığına ve işleyeceğim konu itibariyle bu şiirden sonra yeni bir sayfa açacağıma işaret ediyor.

Nasıl ki “Dıkolım Navê Te” adlı şiir İtalya ile ilgili yazılarımızı bitirdiğimizin habercisi olmuştu, aynı şekilde son şiirimiz olan “Behra Hêşin” de, Ramazan yazılarını burada noktaladığımızın ve bundan sonra yeni bir dizi başlatacağımızın habercisiydi. Bunu, ele aldığımız her konuyu bitirdikten sonra, yeni bir konuya geçmeden önce, bizi takip eden okuyucuları bu ikisinin arasında “dinlendirmek” gayesiyle yapıyorum, iki çalışma arasında hem benim için, hem de onlar için “küçük bir mola” olsun diye.

Gezi yazılarımızda, sırada Çek Cumhuriyeti var. Ancak Çek ülkesinde şâhid olduğumuz, tanıklık ettiğimiz ve gezi yazısında da bahsettiğimiz çok çirkin şeyler, okuyunca mutlaka iğreneceğiniz şeyler de olduğundan, bu geziyi okutmak için mübarek Ramazan ayının bitmesini bekledim. Bunları Ramazan’da okumanızı uygun göremediğimden Ramazan’da iftar sofralarından bahsettim.

 “Behra Hêşin” şiirinden sonra Çek gezisine başlayacaktık ama bu şiire yazılan yorumlar, beni bu yazıyı yazmak zorunda bıraktı. Sevgili kardeşlerimin hepsi de yapıcı bir üslûbla, kardeşane duygularla yazdıkları yorumları okuyunca, DÜNYANIN EN ZENGİN VE EN GÜZEL DİLLERİNDEN BİRİ OLAN KÜRTÇE’NİN yeterince tanınmadığını, bu dildeki kelime hazinesinin, gramerindeki emsalsiz derinliğin yeterince bilinmediğini fark ettim.

Kardeşlerim, dünyadaki tanıdığım, tanıştığım hiçbir dilde mevcut olmayan, hiçbir dile nasib olmayan ZENGİNLİKLERİ bünyesinde taşıyan Kürt dili edebiyatındaki bu özelliklerden habersiz oldukları için, benim Kürtçe’yi yanlış kullandığımı ve Kürtçe konusunda fazla bilgimin olmadığını sandılar. İçlerinden bazı kardeşlerim şiiri tashihe bile yeltendiler ve en- nihayetinde benim “Yeşil Deniz”im renk değiştirip “Mavi Deniz” oluverdi.

Şayet bu kardeşlerim haklı olmuş olsalardı ve gerçekten de dedikleri gibi benim kullanımımda hata olmuş olsaydı, kendilerine bir yorum notuyla cevap verir, uyardıkları için teşekkür ederdim ancak durum aslında tam da aksi şekilde olduğundan, kendilerine yorum yerine böyle bir yazı yazmayı daha uygun gördüm.

Bu vesileyle sıradaki gezi yazısını biraz daha ertelerken, böyle bir yazı yazma fırsatına vesile olan kardeşlerime teşekkür etmek istiyorum.

22 yaşındayken Eskişehir’de kaleme aldığım “Behra Hêşin” şiirini dilbilgisi yönünden tahlil ederek kaleme alacağımız bu yazıda, sizlere Kürtçe’nin zenginliğini ve kendine özgü güzelliklerini anlatacağız. Bunu, Kürtçe’yi hiç bilmeyenlerin de anlayabileceği bir şekilde yapacağız.

TABİÎ “HÊŞİN” VE SUNÎ “KESK”: DİLİN RENKLERİ VE RENKLERİN DİLİ

Şiirimizin ismi olan “Behra Hêşin”, Kürtçe’de “Yeşil Deniz” demektir. Bu kullanımda hata olduğunu savunan kardeşlerimiz, gerekçe olarak da Kürtçe’de “yeşil” sözcüğünün karşılığının “kesk” olmasını gösterdiler.

 “Hêşin” ve “kesk” sözcüklerini biribirlerinden ayıran özelliğin ne olduğunu izah etmeden önce, isterseniz, Kürtçe’deki renk isimlerine bir göz atalım:

reş: siyâh, kara
spi: beyaz, ak
sis: bembeyaz, sütbeyaz
zer: sarı
narıncî: turuncu, kavuniçi
sor: kırmızı, al
kınuşk: pembe
şin: mavi, mai
kesk: yeşil (normal yeşil, sunî yeşil)
hêşin: yeşil (tabiî yeşil, doğal yeşil)
bınefşî: mor
gewr: gri
eflatun: eflatun

Görüldüğü üzere, Kürtçe’de doğal olan yeşil ile yapay olan yeşil için ayrı ayrı sözcükleri vardır. Bu, ne Arapça’da ve Farsça’da, ne İngilizce’de ve Almanca’da, ne de Türkçe’de ve Moğolca’da var olan bir zenginliktir. Sadece Kürtçe’ye özgü bir güzelliktir.

Kürtçe’de tabiî olan “yeşil” için “hêşin” sözcüğü kullanılır:

Behra Hêşin: Yeşil Deniz
Newalê Hêşin: Yeşilırmak
Behraxa Hêşin: Yeşilada (Eğirdir Gölü üzerinde yer alır, ayrıca İrlanda adasının ismi de İrce’de bu anlama gelmektedir)
Welatê Hêşin: Yeşil Ülke (Dünyanın en büyük adası olan Grönland’ın adı Danca’da bu anlama gelmektedir)
Bajarê Hêşin: Yeşil Kent (Ali Şerâitî’nin memleketi olan Sebzevar’ın adı Farsça’da bu veya buna benzer anlama gelmektedir)
dara hêşin: yeşil ağaç
pelê hêşin: yeşil yaprak
çavên hêşin: yeşil gözler
Dar l’ser kokê xwe hêşin dıbe: Ağaç kendi kökünden yeşil olur (Kürt atasözü)

Kürtçe’de sunî olan “yeşil” için ise “kesk” sözcüğü kullanılır:

mala kesk: yeşil ev
penusê kesk: yeşil kalem
pırtuka kesk: yeşil kitap
kovara kesk: yeşil dergi
ala kesk: yeşil bayrak
solên kesk: yeşil ayakkabılar
kırasê kesk: yeşil gömlek
Diwara Kesk: Yeşil Duvar (Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’dadır)

Kürtçe’de sadece “yeşil” dediğiniz zaman, bunun karşılığı kardeşlerimin de belirttiği gibi “kesk” sözcüğüdür. Ancak tabiî, doğal olan “yeşil” için ayrı ve özel bir kelime vardır; “hêşin”.

Yeşil, tabiatın rengidir, doğanın rengidir. Yeşil, aynı zamanda İslam sancağının da rengidir; “eşref-i mahlukat” olan insanı kendi öz doğasına / tabiatına (fıtratına) döndürmek için gelen âzîz İslam dîninin de rengidir, İslam’ın rengidir. Çünkü nasıl ki dünyanın fıtratı tabiat ise, arzın halifesi olan insanın da fıtratı İslam’dır. Bu yüzden tabiat ve İslam, yeşildirler ve İslamiyet de özünde “çevreci” bir dîndir. (Çok ilginç: İslam’ın rengi “yeşil”, kelime anlamı ise “barış” olup, “Yeşil İslam” isim tamlamasını İngilizce’ye çevirdiğimiz zaman karşımıza “Greenpeace” sözcüğü çıkıyor)

Yeşil, böylesine önemli bir renktir, diğer renklerle bir tutulamayacak derecede müstesnâ tutulmalıdır. Çünkü hem gezegenimize hayat veren tabiatın, hem de bu gezegende yaşayan en şerefli mahluk olan insana hayat veren İslam’ın rengi, yeşildir. İŞTE TABİATA AŞIK OLAN VE İSLAM’LA ŞEREFLENEN İLK MİLLET OLAN KÜRTLER (Müslüman oluşları Hz. Ömer zamanında, M. 637 yılında, Hz. Peygamber’in vefâtından sadece beş sene sonra), konuştukları dilde normal yeşil için için kullandıkları bir sözcük olduğu halde, tabiî yeşil için ayrı ve özel bir sözcük kullanırlar. Sunî yeşil için ayrı, tabiî yeşil içinse ayrı bir kelimenin var olması, Kürtçe dışında tanıdığım, tanıştığım hiçbir dilde bulunmayan bir güzellik, hiçbir dile nasib olmayan bir zenginliktir.

Nitekim Sultan II. Abdulhamid tarafından Ermenîler’i tehcir amacıyla kurulan ve tamamen Kürtler’den oluşan “Hamidiye Alayları” adlı orduya Kürtler’in katılımını sağlamak, bu orduyu Kürtler’e sevdirmek amacıyla, “Kürtler yeşil rengi çok severler” diye düşünülerek üniformalarının yeşil renkte yapıldığını bizzat tarih kitapları kaydetmektedirler.

Kürtçe’deki “hêşin” ve “kesk” sözcüklerinin arasındaki ince ayrımın ne olduğunu izah ettikten sonra, şimdi de bu “hêşin” sözcüğünü “sözcük yapısı” açısından inceleyelim. Sözcüğün nasıl oluşturulduğuna, nasıl ürediğine bakalım. “Hêşin” sözcüğünün gramatik yapısını incelerken öğrenecekleriniz, buraya kadar öğrendiklerinizden çok çok daha ilginç gelecek size.

Konuya geçmeden önce, Renkbilimi’nin yeryüzündeki renkleri BİLİMSEL olarak nasıl bir sınıflandırmaya ve gruplandırmaya tabi tuttuğunu incelememiz gerekiyor. Bu bahisten sonra da, Kürtçe’nin sadece ZENGİN değil, aynı zamanda BİLİMSEL bir dil olduğunu müşahade edeceksiniz.

Güneş ışığının yansıttığı renkleri inceleyen bilim adamları, renkleri şöyle bir tasnife tabi tutarlar:

Ana renkler: Sarı, kırmızı, mavi.
Ara renkler: Yeşil, turuncu, mor.
Sıcak renkler: Sarı, kırmızı, turuncu.
Soğuk renkler: Yeşil, mavi, mor.

Bilim adamları, yeryüzünde sadece üç rengin (sarı, kırmızı, mavi) var olduğunu kabul ederler ki bu kabul doğrudur. Neden mi doğrudur? Çünkü diğer renkler (yeşil, turuncu, mor), kendiliğinden var değildirler ve asıl renklerden ikisinin karışımı sonucu oluşturulurlar. “Ana renk” olarak nitelenen sarı, kırmızı ve mavi renkler kendiliğinden vardırlar; iki ana rengin karışımından bir “ara renk” (bunlara “yardımcı renk” de deniyor) oluşturulur. Şöyle ki:

Yeşil: Sarı ile mavinin karışımı sonucu meydana gelir.
Turuncu: Sarı ile kırmızının karışımı sonucu meydana gelir.
Mor: Kırmızı ile mavinin karışımı sonucu meydana gelir.

Bu listeye göre, yeşil, sarı ile mavinin, turuncu, sarı ile kırmızının, mor ise kırmızı ile mavinin ara (yardımcı) rengidir.

Bir de “tamlayan renk” konusu vardır ki, o da şöyledir: Dedik ki, iki ana rengin karışımından bir ara renk oluşur. Yani bir ara renk oluşturabilmek için, üç ana renkten ikisi karıştırılır. Bir tane renk, karışıma katılmaz. İşte üretilen ara renk, üretiminde karışıma girmeyen ana rengin “tamlayanı”dır. Bu durumda, yeşil kırmızının, turuncu mavinin, mor ise sarının “tamlayanı”dır.

Şimdi bu bilimsel notların ışığında “hêşin” kelimesinin gramatik açılımını yapalım:

Kürtçe’de “mavi” rengin karşılığı “şin” sözcüğü iken, “yeşil” (doğal yeşil) rengin karşılığı ise “hêşin” sözcüğüdür. “Hêşin” kelimesini “kök sözcük” ve “yapım eki” açısından bir incelemeye tabi tuttuğumuzda karşımıza şöyle bir durum çıkıyor: “Hêşin” (hê – şin), kelime olarak “şin’den doğan” (maviden doğan, mavi renginin doğurduğu) gibi anlamlara kapı aralamaktadır.

İşte size Kürtçe’nin ne kadar BİLİMSEL olduğuna dair en güzel örnek…

Yukarıda Renkbilimi açısından incelerken de gördüğümüz üzere, yeşil diye bir renk kendiliğinden yoktur. Yeşil, iki rengin, mavi ile sarının karışımından doğan bir renktir.

Misal vermek istiyorum: Ağaç yaprakları ilkbaharda yeşil, sonbaharda ise sarı rengini alırlar. Bizler yaprakların renk değiştirdiğine hükmettiğimiz için “yapraklar sarardı” diyoruz. Oysa bu yanlış bir inançtır, yapraklar renk değiştirmiyorlar.

Gerçekte olan tabiat hadisesi şudur: Ağaç yapraklarında ilkbaharda iki renk vardır, mavi ile sarı bir aradadırlar. Bu iki ana renk bir arada olduğu için yapraklar bize “yeşil” olarak görünür. Peki sonbaharda nasıl mı sarı oluyor? Olan şey şu: Mavi, yaprağı terk ediyor; sarı tek başına kalıyor.

İşte size Kürtçe’nin güzelliği, kardeşlerim. Kürtler maviye “şin”, yeşile de “hêşin” derler. İşte size bu dilin ne kadar güzel olduğuna en “tabiî” örnek.

İşte Kürtçe’yi tanıyan ve öğrenen herkesin bu dile deli gibi aşık olmasının, sevdalanmasının ardında yatan gerçek budur.

Bilim bu gerçeği kaç sene önce keşfetti, “bilim-iyoruz”, ama Kürt halkı binyıllardır böyle bir dille konuşuyorlar.

 “X” VAR AMA “Ğ” YOKSA “XI” VE “ĞAYN” AYRIMINI NASIL YAPACAĞIZ?

 “Behra Hêşin” şiirine yorum yazıp da benim Kürtçe’yi hatalı bir şekilde kullandığımı sanan kardeşlerimin ön plana çıkardığı hususlardan biri de, Kürtçe yazarken “ğ” harfini kullanmamdı.

Arapça’daki “xı”(خ) ve “ğayn” (غ) seslerinin ikisi de Kürtçe’de vardır ancak bunlardan ikincisini ne hikmetse Latin Kürt Alfabesi’ne dahil etmeyen Kürt ulusalcılarının kaynaklarından beslenen Tewhidî Müslüman Kürtler de aynı hatayı tekrarlamaktadırlar.

Hadi ulusalcıları anladık, onların İslamî bir kaygıları yok, İslamî kavramların doğru telaffuz edilmesi gerektiği noktasında herhangi bir endişeleri yok, peki bizim İslamcılar’a ne oluyor? Kürt İslamcılar, içeriğinin ne kadar zengin ve kapsayıcı olduğunu aslında çok iyi bildikleri “dîn” sözcüğünün yerine ne idüğü belirsiz “ol” sözcüğünü kullanacak kadar basiretsiz mi olmalıydılar? Onlar, “mü’min” sözcüğünün yerine “olperwer” sözcüğünü kullanacak kadar mı idrakten yoksun olmalıydılar? Bundan 80 yıl kadar önce Türk ulusalcıları eliyle Türkçe’nin nasıl tahrib edildiğini, rûhundaki İslamî unsurların nasıl sökülüp atıldığını bilmiyorlar mı? Şimdi ise Kürtçe’nin Kürt ulusalcıları eliyle aynı tehlikeyle karşı karşıya olduğunu görmüyorlar mı? Türk kardeşlerinin başlarına gelenlerden hiç mi ders almazlar?

Türkiye’deki Kürtler Kürtçe’yi Latin Alfabesi ile yazarken, İran, Irak ve Suriye’deki Kürtler Arap Alfabesi’yle yazarlar.

Kürtçe’yi yeterince bilmemekle itham ettiğiniz bu kardeşiniz, Kürtçe’yi hem Latin, hem Arap, hem Kiril, hem de Yunan Alfabesi’yle rahat bir şekilde okuyup yazabilmektedir. Bu kardeşiniz zamanında Qûr’ân-ı Kerîm’in Kürtçe mealini yapmak için çalışmış, bu çalışmasında Baqara Sûresi’nin ortalarına kadar gelmiş, fakat daha sonra çok büyük bir aptallık örneği sergilediğini, zira Qûr’ân’ı aslında orijinalinden tercüme etmediğini, Türkçe mealini Kürtçe’ye çevirdiğini fark etmiş, yani aslında “meal” değil “mealin mealini” yapmak gibi bir aptallık yaptığını fark etmiş ve bunun farkına varır varmaz da çalışmasını terk etmiştir.

İran, Irak ve Suriye’deki Kürtler’in Arap Alfabesi’yle yazdıkları Kürtçe’de hem “xı”(خ) hem de “ğayn” (غ) harfleri vardır. Öyleyse Latin Alfabesi’yle yazılan Kürtçe’de neden sadece “x” vardır da “ğ” yoktur? Konuşurken her ikisini de kullanacağız ama yazarken sadece birini, böyle bir mantık olur mu?

Bu durumda “ağa” sözcüğüyle “toprak” anlamına gelen “ax, axa” sözcüğünü biribirinden nasıl ayıracağız? Mesela “axayê axan” diye bir isim tamlaması okuduğum zaman, bunu “ağaların ağası” olarak mı, yoksa “toprakların ağası” olarak mı anlayacağım?

Oysa her iki harfi de kullanırsak, böyle bir ikilem yaşanmaz:

ağayê ağan (أغاڍﺊ أغان): ağaların ağası
ağayê axan (
أغاڍﺊ أخان): toprakların ağası

Ben Kürtçe yazarken, “ağa, ğurbet, ğeribî” gibi sözcükleri “ğ” harfiyle yazıyorum, çünkü “ğayn” (غ) sesiyle başlarlar. Buna mukabil “ax, xelat, xêr” gibi sözcükleri de “x” harfiyle yazıyorum, çünkü  “xı”(خ) sesiyle başlarlar.

Bu iki harfi daha iyi ayırt edebilmek için birkaç örnek verelim:

ağa: ağa
ğezur: kayınbaba, kaynata
ğezal: ceylan
ğenim: kıtlık, toplumsal açlık felâketi
Kaniya Ğezalan: Akçakale (Şanlıurfa’nın bir ilçesinin eski adı)
Ğerzan: Garzan (Batman ve çevresinin oluşturduğu bölgenin adı)
ğeribi: gariplik
ax: toprak
xılami: dünür
xapandın: kandırmak
xemılandın: süslemek
Tebax: Ağustos
tax: mahalle
Xêrhatın: hoş geldiniz

Görüldüğü üzere “x” ve “ğ” harfleri ayrı seslerdirler ve bu durumda alfabede her iki harf de kullanılmalıdır.

ibrahim.sediyani@hotmail.de

  • Yorumlar 18
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim