1. YAZARLAR

  2. Bejan Matur

  3. Kürtçe yayın ne işe yarar?
Bejan Matur

Bejan Matur

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtçe yayın ne işe yarar?

A+A-

Hatırlayanlar bilirler; yetmişli yıllarda Erivan radyosundan yayımlanan Meryemxan, Arife Ceziri, Kavus Aga, Garabeti Xaco ve o unutulmaz hüzünlü sesiyle Ayşe Şan şarkıları Kürtlerin gönlünde, bugünden bakıldığında asla kavranamayacak bir yer edinmişti.

Yasaklanmış, gurbetine düşülmüş dilin hasretini dindirecek akşam yayınları başladığında, yaşadıkları köylerde, şehirlerde, cami içlerinde, çeşme başlarında gizlice buluşup dinledikleri, kederine eşlik ettikleri şarkılar sadece birer müzik değil, onlara varlıklarını hatırlatan birer kaynaktı. Karanlık dağ başlarında, radyonun zaten büyülü olan mucizesine, Kürtçeye olan hasret ve gizlilik eklenince, dinlenen şarkılar yüreklerde içten içe bir bağlılık büyütüyor, dünyada yalnız olmadıkları hissini veriyordu.

Onların dünyasında radyodan dinlenen şarkıların yeri sarsılmazdı. Kürtlerde kimlik bilincinin oluşmasında o şarkıların rolü reddedilemez. Her ne kadar Kürt siyasal mücadelesi, bu mirasa ağırlıklı olarak sırtını döndüyse de, o şarkıların etkisi hiç bitmedi. Eski kuşakta o dönemin etkisi hâlâ canlıdır. Kürtlerin o kaçak istasyonlardan yıllarca dinledikleri şarkılar nasıl onların duygu dünyasını bir parçalanmadan koruduysa; bugün en fazla ihtiyaç duydukları, onlara kendi varlıklarını hissettirecek araçlara kavuşmalarıdır.

Çünkü bugün Türkiye'de Kürtler kendilerini ifade edememekten daha ciddi bir sorun yaşıyorlar; varlıklarını hissedememe sorunu. Derinlerine işlemiş varlığını hissetme ve başkaları tarafından bilinme arzusu beklentilerini de biçimlendiriyor. Kürtçe yayına yönelik beklentilerini de bu ruh hali belirliyor. Öyle ki bu beklentiler, değerler dünyasını dahi etkileyebiliyor; geleneksel aile ortamlarında, yaşlıların "günahtır" diyerek, televizyon izlemediğine çoğu Kürt tanık olmuştur. TRT Kürtçenin deneme yayınını dikkatle izleyen annesine 'Hani televizyon izlemek günahtı?' diye soran bir tanıdığıma annesinin yanıtı 'ama oğlum bu Kürtçe' olmuş. Dilin bu meşrulaştırıcı fonksiyonu, anlam dünyasını yeniden inşa edecek kadar güçlü olabiliyor.

Kürtlerin kendilerini başkaları gibi eşit ve güvenli hissetmelerinin en temel aracı dildir. Sadece bu açıdan bakıldığında dahi, 1 Ocak'ta başlayacak resmî devlet yayını, sadece Kürtlerin zihninde değil, Türklerin Kürtlere bakışında da ciddi bir normalleşme sağlayabilir. Bu yayınların sembolik anlamı tahmin ettiğimizden daha büyük. Son birkaç gündür Maraş, Urfa ve Diyarbakır'da insanlarla konuşuyorum.

Test yayınlarına henüz başlayan Kürtçe TRT ile ilgili özellikle yaşlılarda şaşkınlık ve hayret duygusu hakim. Çoğu için devletin soğuk ve resmi yüzünü temsil eden TRT, şimdi kendi şarkılarını yayımlamakla bir mucize başlatıyor. Doğrusu inanamıyorlar henüz. Şaşkın ve temkinliler. Türkçe konuşmayı bilmeyen yaşlı bir kadın "Biz Kürtlerin kendimizi nasıl anlattığımızı, ne düşündüğümüzü merak ediyor devlet. Bu merakını giderince kanalı kapatır." diyor. Ona göre Kürtlerin duygu dünyası ancak Kürtçe ile ifade edilebilir ve aslında hiç de haksız sayılmaz! Devletin resmi televizyonunda Kürtçe yayın tam da bu yaşlı kadının söylediği nedenlerle gerekli; Kürtlerin kendilerini samimiyetle ifade etmelerinin yolu açılırsa, Türkiye'de Kürtlerin varlığının bilinmemesi, tanınmamasından doğan o devasa sorun bir ucundan çözüm yoluna girebilir. Böylece belki farkında olunmayan bir zenginliğin görülmesi sağlanır ve kalplerdeki kırgınlığın tamiri için bir başlangıç yapılmış olur.

Daha bugünden başlayan ve Ankara'da bürokraside prestijli diller arasına yerleşen Kürtçenin, siyasetin görünmez dehlizlerinde nasıl yankılanacağını hayal etmek dahi bir adım sayılır. Konuştuğum gençlerden biri TRT 6'da duyduğu Şılelé şarkısına inanamadığını söylüyor. Ve hemen arkasından hatırlatıyor: 'Aynı şarkı bundan birkaç yıl önce yerel bir kanalda yayımlandığı için kanal yöneticileri ceza almışlardı. Bugün TRT'de döne döne yayımlanıyor. Bu nasıl bir ülke anlamadım!' Daha düne kadar ceza ile eşanlamlı olan bir dilin, bugün devlet eliyle yayına sokulmasının garipliğini, Türkiye'de devletin yönetim alışkanlıklarını bilmeyen gençler elbette şaşırtıcı buluyorlar. Kürtçe yayından söz ederken güvensiz ruh halinin en çarpıcı örneğini yine bir yaşlıdan duydum. Seksenine yaklaşan yaşlı bir amca Kürtçe TRT için; 'Maré bıné şimbélé' deyimini kullandı. Kürtçede çok kullanılan bu deyim, hasat zamanı ekin destelerinin altında pusuya yatan yılan demekmiş. Hasadını toplamanın sevinciyle elini buğday destesine uzatan köylüleri zehriyle öldüren yılan...

Devletin ve gelmiş geçmiş hükümetlerin, Kürtlerin dili ve talepleriyle ilgili yapacaklarından şüphe eden, atılan adımın ne olduğuna bakmaksızın, en nihayetinde hasadın değil, ölümün ve acının yaşanacağı korkusu Kürtlerin dünyasında yılan metaforunu üretmiş.

2009'un ilk gününde yayına geçecek kanalla ilgili tartışmalar işte bu önyargı ve korkuların gölgesinde sürüyor. Bu ruh halini özetleyen bir çalışma yayımlandı geçtiğimiz günlerde. Radikal gazetesinde yayımlanan 'Kürtler' dizisinde 'Kürtlerin kişisel kaygıları, ülke ile ilgili kaygılarından daha ciddi boyutta' bilgisi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir veri. Kürt demek; kaygılı, güvensiz insan demek. Bu veriyi besleyecek psikolojik analiz için fazla uzağa gitmeye gerek yok aslında. Kimlik sorunları ve onu takip eden güvensizlik çoğu kez dil merkezli dinamiklerle var olur. Çünkü kimlik sorunu dediğimiz sorun, en nihayetinde dil sorunudur. İnsan dildir ve dili elinden alınan insanın dünyası da alınmış olur. Kürtlerin kendilerini kaygılı ve güvensiz hissetmelerini bertaraf etmenin yolu, dillerini onlara iade etmektir.

Yetmişli yıllarda Erivan'dan, Erbil'den, Kahire'den, Kürtlerin dünyasına bir vaha gibi sızan Kütçe yayınlar, bugün Ankara'dan yapılmakla, gönüllerdeki buzları eritmekle kalmayacak, bu topraklarda birlikte yaşamanın harcından zoru çıkaracaktır.

Yaşlı annesinin Türkçe bilmemenin mahcubiyetini hayatı boyunca taşıdığını anlatan bir tanıdığım, 'Annem, Türkçe bilmediği için onu çoğu yere götürmediğimizi düşünür, efkârlanırdı.' diyor. TRT'nin test yayını başladıktan sonra, aynı anne televizyonun başından kalkmayıp, 'Gördünüz mü sonunda benim dilim de kıymete bindi. Size Kürtçe hikâyeler anlatmam için teyple peşimde koşuyorsunuz bugün.' diyormuş gülerek. O yaşlı kadının bildiği hikâyelerin kıymete bindiği bir ülkede yaşamak hepimizi daha da zenginleştirmez mi?

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT