1. YAZARLAR

  2. M. Naci Bostancı

  3. Kürtçe kanal ne yapmalı?
M. Naci Bostancı

M. Naci Bostancı

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürtçe kanal ne yapmalı?

A+A-

TRT Yasası'nın değişmesiyle birlikte Kürtçe televizyon kanalı gündemimize canlı bir şekilde girdi. Bu adlandırma yetmiş milyonun kulağına nasıl geliyordur, bunu hayal edebiliriz. Burada az çok siyasi tercihler paralelinde bir tutum beklenebilir.

Ancak yine de herkesin bir şekilde tartışmasına katıldığı konularda siyasi aidiyetten öte şahsi görüşler geliştirmek de mümkün. O yüzden Kürtçe TV kanalı konusundaki siyasi dağılım genel siyasi eğilimleri benzese de ondan farklı fikir ve görüşlere de açık olunacaktır. Herhalde ulusalcı çevreler Kürtçe kanalına "teröre taviz vermek, Kürt milliyetçiliğini beslemek, yeni talepleri teşvik etmek" gibi etkiler yaratacağı düşüncesiyle radikal bir şekilde karşı olacaklardır. Bu kesimlerin tam karşısındaki çekirdeğinde radikal Kürt milliyetçiliği bulunan çevrelerin de bu kanala, "Kürt uyanışını engellemek, devlet politikalarını dayatmak, PKK'ya karşı yürütülen mücadelenin üstelik Kürtçe üzerinden bir parçası olmak" gibi gerekçelerle uzak durması şaşırtıcı değildir.

Siyasi konumları farklı ılımlı çevrelerin, çeşitli kayıt ve şartlarla birlikte kanalın yayınlarına mesafeli bir sempati ile bakacağı düşünülebilir. Bir kesim, "milli birliğe hizmet etmesi, bu doğrultuda ortak değerleri vurgulaması, Kürt milliyetçiliğine prim vermemesi, aynı zamanda Kürtlerin kendilerini saygın vatandaşlar olarak hissetmelerini temin etmesi"ne dikkat çekerken, mukabili, "Kürt diline hassasiyet göstermesi, olayları 'devletin ağzıyla' vermemesi, bölgenin sosyal ve siyasi gerçekliklerine dayanması" konularına vurgu yapacaktır.

Tüm bu çevreler görüşlerini ortaya koyarken kanaldan önce "Kürt sorunu"na yaklaşımlarını güncellemekte, buradaki pozisyonlarının bir uzantısı olarak davranmaktadırlar. Bu son derece doğaldır, çünkü Kürtçe kanalı Kürt sorununun dışında düşünülemez. Fakat tam da burada "bambaşka" bir problem belirmektedir: Kürt sorunu ortadadır, herkes kanaatlerini ifade etmektedir, "çözüm", bu yönde kimi adımlar atılsa da hayali bir evrende müzakere edilmektedir. Oysa Kürtçe kanalı yayına başladığında "hayali bir evrendeki yorumlarla değil" sosyal ve siyasi gerçekliğin bağrında hayat bulacaktır.

Bunun anlamı, Kürt sorununda henüz bulunmayan "çözüm"ün adeta kanaldan bekleneceği, bu manada her haberde, her yorumda, her görüntüde taraflar için ikna edici, beklentileri karşılayıcı bir dilin, anlatımın ve yaklaşımın izlerinin sürüleceğidir. Soyutlamalar elbette önemlidir, ancak bir televizyon kanalı sadece genellemelerle yetinemez, yaşananları bir anlatım düzeni içinde izleyicilerine sunmak durumundadır. "Milli birliği güçlendirmek, ya da Kürtlerin kendilerini ülkenin birinci sınıf vatandaşları olarak hissetmelerini temin etmek" teorik olarak güzel sözlerdir, fakat acaba dağdaki çatışmada ölenleri anlatırken nasıl bir dil, ne tür görüntüler bu amaçlara hizmet edecektir? Bir şehit cenazesine ait sahneler, o acılı ortamdaki sözler, sonrasındaki gelişmeler, resmi çevrelerin açıklamaları Kürtçe kanalda ne şekilde verilebilecektir? Keza paralelinde, öldürülen PKK mensuplarının cenazeleri, fikren çocuklarına ne ölçüde katıldıkları bilinmeyen, ancak acıları açıkça ortada olan ailelerinin halleri de olağan iklimi içinde dile getirilebilecek midir?

Kürt sorunuyla ilgili çeşitli olayları tanımlamada kullanılan resmi bir dil vardır, buna hemen hemen tüm yayın organları uymaktadır. Öcalan terörist ve elebaşıdır, PKK bölücü terör örgütüdür, dağa çıkanlar kandırılmış gençlerdir, bazen ortaya çıkan gösterilerin arkasında provokatörler vardır vs. Bütün bunların terör örgütünün dilindeki karşılığını geçiyorum. Bu resmi dili paylaşmayan, üstelik meşru zeminde durmaya çalışan başkaları da vardır. Kendilerini Kürt sorununun sahibi gören siyasetçiler, bu "meşruiyet" zeminini yeniden tanımlamaya, onun sınırlarını kendi hassasiyetleri ve siyasetlerince çizmeye çalışmaktadırlar. Öcalan sayındır, PKK terör örgütü değildir, Kürtler uzun yıllara dayalı baskı, sindirme, asimilasyon, yok sayma politikalarına direnmektedirler. Resmi toplantılarda genellikle Türk bayrağı olmaz, açılış İstiklal Marşı'yla yapılmaz, böylelikle onların ortak semboller olmadığı iması ortaya konur. Öldürülen PKK mensuplarının cenazelerine gidilir, kimi belediyeler cenaze törenlerine çeşitli destekler verirler.

Kürtçe kanal acaba tüm bu olup bitenleri sadece "kendi dillerince ve görüntülerince" vererek, hiçbir yorum ve eklemede bulunmaksızın aracılıkla mı iktifa edecektir, yoksa kuruluş amacının "soyut ilkeleri" esasında bir seçme, eleme, öne çıkartma mı yapacaktır? Eğer böyle davranacaksa bu cangılda herkesi memnun edecek bir sunum gerçekleştirebilecek midir? Türkiye'nin Kürt sorunu konusunda o yüklü sosyopolitik gerçekliğinden böyle bir güzergâh çıkartmak maddeten mümkün müdür? Kürtçe kanalın zorlukları çok fazladır. Ortada bir Kürt sorunu, derde çare olması için kurulmaya çalışılan bir Kürtçe kanal varsa, herhalde en başta herkes bu kanalın "bildik" yayınların dışında "bir şey" yapması gerektiğinde hemfikirdir. Kürtçe kanalı mevcut Türkçe kanalların Kürtçeye çevrilmiş hali olmayacaktır. Yine sorun odaklı kurulduğuna göre suya sabuna dokunmayan, bir tür Kürt National Geographic'i de olmayacaktır. O zaman mevcut yayınlarla Kürtçe kanalın kendine özel yayını arasındaki mesafe ne ölçüde olacak, bu nasıl tayin edilecektir?

Kanaatimce, bu kanal yapabildiği ölçüde politik tanımlamaların dışına çıkmalı, halkın kendi diline ve gönlüne odaklanmaya çalışmalıdır. Bu ülkenin topraklarındaki farklı kamuoylarını da onların anlatım biçimlerini esas alarak dile getirmelidir. Ortak bir dilin ve duyarlılığın kanalın kurulmasına imkân veren kanun maddesi kadar kolay hazırlanmayacağı ortadadır. Bunun uzun ve sabırlı bir inşa süreci olduğu açıktır, kanalın bu yönde denemeleri olmalı, ancak şimdilik kendisini daha çok bir "şahit" gibi sunmalıdır. Politik tartışma programlarından kaçınmamalı, Kürt sorununu en renkli şekilde temsil edecek tarafları ekranında bir araya getirmeli, kamuoyunda karşılığı olan en aykırı fikirlerin dahi müzakere edilmesine zemin hazırlamalıdır. Çünkü karşıtlarının müzakeresine kitle önünde katılamayan fikirler, "kendi kabilelerine gömülü" olmanın getirdiği bir mistiklik, büyüleyicilik ve kışkırtıcılıkla donanırlar. Müzakere marifetiyle cemiyete açılan tartışmalarda politik grupların içe dönük dilleri büyülerini yitirirler, nesnelleşmek zorunda kalırlar.

Öte yandan Kürt sorunu, tarihi olan, güncel olaylarla da beslenen karmaşık bir hisler yumağıdır. Hislerin de kamusal manada temsili onların düzene sokulması, anlamlandırılması, dışarıdan bir akılcılıkla bakılması manasında önemlidir. Kanal dramatik olayları sadece şahit olarak verse dahi, aynı ülkenin evlerinde kendi kamularına gömülmüş acıların ortak hale getirilmesi gibi çok önemli bir işe aracılık eder. Unutmayalım ki milli birlik, aynı zamanda tasada, kederde kıvançta "ortaklık"tır.

Nihayet kanal yayına başladığında ona biraz zaman tanımak, yayınlarına sabırla yaklaşmak, eleştirilerde yıldırıcı olmamak önemlidir. Kanal, yerleşik konumların tahkim edileceği bir "vesile" muamelesine tutulmamalı, sorunda ileri atılacak bir adım olarak görülmelidir.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT