Kürt sorununun çözümünde ilk adım-2

13.06.2009 01:12

Ümit Kardaş

Demokratik toplumlarda terörle silahlı mücadele belli duyarlılıklarla yürütülmesi gereken bir görevdir. İster 'iç kaynaklı' ister 'dış kaynaklı' olsun terörle mücadele, her şeyden önce, 'hukukun üstünlüğü' ve 'insan hakları' gibi evrensel ilkeler çerçevesinde yürütülmelidir.

Ancak, mücadele edilen terörün iç kaynaklı ve destekli olması durumunda bu daha da fazla önem taşımaktadır. Onun için demokratik toplumlardaki terörle mücadelede uyulması gereken ilkeler bir tercih veya lüks değil gereklilik ve hatta zorunluluktur. Bu ilkelere uymak terörle mücadelede zayıf kalmak veya teröre taviz vermek olarak algılanmamalıdır. Tam aksine terörle mücadelede bu ilkeleri terk etmek sonuçta teröre bir tür destek vermek anlamına gelecektir. Hangi düşünce ile olursa olsun bir devletin ve onun güvenlik güçlerinin hukuk ilkelerini ve yasaları ihlal etmesi, devleti töhmet altında bırakacaktır. Nitekim JİTEM uygulamalarıyla ortaya çıkan 17.000 faili meçhul cinayet devlet kurumlarının boynuna asılıdır. Hukuk ihlallerinin yaygınlaşması bir yandan devletin meşruiyetini zedelerken öte yandan da PKK'ya haklılık ve meşruiyet kazandırmaktadır. Kürt sorununun çözümünde sembolik adımlardan söz ederken Kürt çocuklarını sırf gösteriye katıldıkları için evrensel ve ulusal hukuk güvencelerinin dışına çıkarıp, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına alarak ağır cezalara uğratmak, tutuklamak, işkence etmek, aşağılamak nasıl açıklanabilir? Terörle mücadelenin iç güvenlik birimleri tarafından ve siyasi otoritenin emir ve denetiminde yürütülmesi sadece küçük ve marjinal terörist gruplara karşı değil, ülkenin belli bölgelerinde yaygın ve etkin olan büyük boyutlu tehditler için de gerekli olan mücadele yöntemidir. Terör ile mücadele, sivil iradenin yönetim ve denetimi altında olan polis ve jandarmanın görev alanı içindedir. Ancak Türkiye'de jandarma militer bir yapılanmaya sahip olup, ne yerel ne de ulusal düzeyde, kurumsallaşmış bir sivil denetim mekanizmasına sahip değildir. Ayrıca üniforması ve statüsü nedeniyle jandarma, halk tarafından doğrudan asker olarak algılanmaktadır. Militer yapısına rağmen sivil bir hizmet alanı olan iç güvenlik alanında aslında "geçici" olarak hizmet veren jandarma teşkilatının polise devretmesi gereken rolünün azalmadığı, aksine bu rolün giderek genişlediği görülmektedir. (ülke topraklarının % 92-94'ü)

Bazı Avrupa ülkelerinde (Fransa, Belçika, İspanya) bulunan jandarma teşkilatları militer kurumsal bir yapıya sahip olmayıp sivil yönetimin kontrol ve denetimi altındadırlar. Ayrıca Belçika, jandarma teşkilatını kaldırarak iç güvenlik hizmetlerini tamamen polise devretmiştir. Türkiye'de de jandarma teşkilatının kır polisi şeklinde yerel ve ulusal sivil denetime açık olarak yeniden organize edilmesi gerekmektedir. Teröre karşı jandarma teşkilatının bu yapısıyla görev yapması sakıncalıdır. Ancak Türkiye'de polis teşkilatı da militer bir kurumsal yapılanma ve hizmet anlayışı sergilemektedir. Merkezî hükümetin ulusal düzeyde ancak sınırlı bir ölçüde denetlediği bu iç güvenlik yapılanmasını "demokratik polislik" olarak tanımlamak zordur. Ulusal düzeyde sağlıklı bir siyasi katılım ve denetime olanak sağlamayan mevcut yapılanma, yerel düzeyde de hiçbir şekilde sivil katılım ve denetime imkân vermemektedir.

Demokratik ve sivil denetim şart

TSK'nın ülke savunması dışında terörle mücadelede kolluk gücü olarak kullanılması halk ve ordu üzerinde olumsuz etkiler yarattığı gibi, rejimin meşruiyetinin sorgulanmasına ve PKK'nın savaşan taraf statüsü kazanmasına da neden olmaktadır. Bu nedenlerle TSK'nın terörle mücadelede bir kolluk gücü olarak görev yapmasından vazgeçilerek bu görevi iç güvenlik örgütlerine bırakmak, alınması gereken ilk karardır. Ancak jandarmanın yeniden kır polisi şeklinde örgütlenmesi ve polisin de militer bir kurumsal yapılanma ve hizmet anlayışından çıkartılarak sivil denetim ve katılıma açık demokratik polislik anlayışına uygun olarak yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak ulusal güvenlik güçlerinin kendi görev alanları içine çekilerek bu alan içinde demokratik ve sivil denetim ve gözetim altında şeffaflaştırılıp hesap verebilir duruma getirilmesi, Kürt sorununun çözümüne doğru diyaloğun başlatılmasında ilk adım ve demokrasiye ve hukuk devletine geçiş bakımından da en önemli noktadır. Çok sayıda askerle, tanklarla, uçaklarla, ağır silahlarla, bombalarla, girilemeyen yasak askerî bölgeleriyle, savaş ve düşman imha etme psikolojisiyle, JİTEM uygulamalarıyla, yasadışılık alanında at koşturan ve sorunu daha da çıkmaza sokan koruculuk kurumuyla kaplanmış bir coğrafyada ilk görevi PKK'ya vermek, sorunun ne olduğunu kavrayamamanın ötesinde gerçekçi de değildir. Devletin iç güvenlik alanı olmaktan çıkarıp savaş alanı haline getirdiği ve fiilen istisnai bir rejim uyguladığı bu coğrafyada soluk alamayan halk nezdinde PKK daima varlık ve meşruiyet bulacaktır. Devletin hiçbir ön koşul öne sürmeden önce bu coğrafyayı askersizleştirip normalleştirmesi, koruculuk sistemini ivedilikle tasfiye sürecine sokması, iç güvenliği demokratikleştirmesi, hukuku egemen kılması zorunludur. Ancak o zaman PKK'ya yapılan çağrılar bir anlam kazanabilir ve üzerindeki baskı artabilir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim