1. YAZARLAR

  2. Altan Tan

  3. Kürt sorununda çözüm arayışları -1
Altan Tan

Altan Tan

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt sorununda çözüm arayışları -1

A+A-

Kürt sorununun nasıl ve ne şekilde çözülmesi gerektiği yıllardır tartışılıyor. Konunun tanımında nasıl uzunca bir süre ortak bir noktaya varılmadıysa, aynı şekilde de uzlaşma gerçekleşmiyor.

Türkiye'de hâlâ önemli bir kesim, mevcut inkâr, baskı ve asimilasyon politikalarının devamını istiyor. Kürt sorununu sadece "ayrılıkçı, bölücü'' bir terör sorunu olarak görenler askerî güvenlik tedbirlerinden başka bir anlayışa yanaşmıyor. Kürt kimliği ile ilgili her türlü talep bölücülükle itham edilip damgalanıyor. En küçük bir demokratik açılımın daha sonra diğer talepleri tetikleyeceği, kültürel bireysel hakların grup haklarına grup haklarının etnik federasyona, onun da bir adım sonra bağımsız Kürdistan'a dönüşeceği paranoyası uykuları kaçırıyor. Ortadoğu'nun insanına, kültürüne, tarihine yabancı ve düşman statüko yanlıları ile onların borazanları "miğferli medya'' sürekli olarak korku pompalıyor. Kürt sorununun çözümünden yana olan, ancak birbirinden çok farklı ideolojilere, dünya görüşlerine sahip yüzlerce aydın, entelektüel ile parti ve örgütlerin çözüm önerilerini birkaç başlık altında toplamak mümkün. Bunlar: Kürt ulusalcıları (bağımsız Kürdistan fikrini savunanlar), Etnik federasyon isteyenler, Birlikte yaşama projesini savunanlar.

Kürt ulusalcılığının ortaya çıkışı 20. yüzyılın başındadır. 1789 Fransız İhtilali'nden sonra bir burjuva ideolojisi olan ulus-devlet fikri bir kısım Kürt aydınını etkiledi. Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde önce gayrimüslim halklardan Sırplar, Yunanlılar, Romenler, Bulgarlar ve Ermenilerin kapıldıkları ulusalcı-milliyetçi düşünceler zamanla Müslüman unsurları da etkiledi. Arnavutlar ve Araplardan sonra bazı Kürt aydınları da bu akıma katıldı. Kürtlerin dışında yukarıda adı geçen tüm halklar Osmanlı'ya karşı başkaldırarak amaçlarına ulaşırken bunların içerisinde sadece Ermeniler başarısızlığa uğradı. Büyük acılar yaşayan Ermeni halkı çıkarlarına aykırı bir siyasi kalkışma Ermeni halklarının felaketiyle sonuçlandı. Müslüman Arnavutların ve Arapların zıddına Kürtler Osmanlı'yı terk etmedi. 1. Dünya Savaşı'nın tüm felaketlerini Kürtler Türklerle birlikte göğüsledi. Kürt halkı ve önderleri, İslam kardeşliği ve birliği düşüncesiyle Türklerin kaderleriyle kendi kaderlerini aynı gördü. Bugün de bir kısım aydının dışında Türkiye'deki Kürtlerin ezici çoğunluğu ayrılarak bağımsız bir Kürt devleti kurma yerine adil ve demokratik cumhuriyette birlikte yaşamayı savunmaktadır. 20. yüzyılda Ortadoğu'da bir Kürt devletinin kurulmamasının iki nedeni vardır. 1) Batılı emperyalistlerin bağımsız Kürt devletini çıkarlarına uygun görmemiş olmaları. Bunu uygun görmemelerinin birkaç nedeni vardır. 2) Türklerle yaklaşık bin yıldır birlikte yaşayan ve dinî yaşamları çok güçlü olan Kürtlerin Türklerden ayrılmayı istememiş olmalarıdır.

Ulusal devlet fikrine ve Türkiye'den ayrı bağımsız bir Kürdistan'a bugün de Kürtlerin büyük bir kısmının itirazı vardır. Bu itirazlar genel olarak iki ana başlık altında toplanabilir.

1) Ulus devlet fikri ve ulus-devlet modeli 19. yüzyıl modasıydı. 21. yüzyılda ulus-devletin modası geçmiş, geçerliliği kalmamıştır. Tüm dünyada küreselleşme dalgası yaşanmaktadır. Bilgi ve kültür sınır tanımamakta, mal dolaşımı engellenememektedir. Günümüz dünyasında spordan modaya, sinemadan müziğe kadar üretilen tüm değerler bütün dünyaya anında yayılmakta, keza bilgi ve teknoloji de aynı şekilde sınırları aşmaktadır. Çin'de üretilen bir mal, birkaç gün sonra dünyanın diğer ucunda pazarlanmaktadır. İnternet nerdeyse tüm insanlığın ortak hafızası haline gelmiştir. Farklı dil, din ve ırklardan insanlar arasında evlilikler artmakta, yerel diller kaybolurken İngilizce tüm dünyanın resmî dili haline gelmektedir. Böyle bir dünyada ulusal sınırların ekonomik ve kültürel olarak bir anlamı kalmamakta, 19. ve 20. yüzyılda kendi çıkarları için milliyetçiliği ve ulusal sınırları savunan burjuvazi bugün küresel sermayeye dönüştüğünden, çıkarlarına engel olarak gördüğü sınırları kaldırmak istemekte ve her geçen gün daha fazla silikleştirmektedir. Ulus-devletler yerine Kuzey Amerika Birliği (NAFTA), Avrupa Birliği ve Şanghay Beşlisi gibi daha geniş bölgesel işbirlikleri, siyasi ve ekonomik birliktelikler önem kazanmaktadır. Dünyanın mevcut halinde "geç kalmış bir Kürt ulusalcılığı"nın Kürtlere yarar yerine zarar getireceği yaygın bir kanaattir. Kürtler işlevini yitiren geri bir modeli deneyeceklerine modern dünyaya ayak uydurarak yeni döneme uygun bir siyasi organizasyon içinde olmayı arzu etmektedirler.

2) Ulus-devlet modeli, Ortadoğu'ya uymamaktadır. Ulus-devlet, Ortadoğu toplumlarına çözüm değil çözümsüzlük getirmiştir. Çünkü:

Ortadoğu ile Avrupa aynı toplumsal yapıya sahip değildir ve farklı tarihsel süreçlerden geçmişlerdir. Ortadoğu, Reform, Rönesans, Aydınlanma, Sanayi Devrimi ve burjuva demokratik devrimleri gibi bugünkü Avrupa'yı Avrupa yapan tarihsel dönüm noktalarını tecrübe etmiş değildir. Ortadoğu'da Batılı anlamda bir burjuva ve işçi sınıfı oluşmamıştır. Avrupa'daki feodalite ile Ortadoğu'nun feodal yapısı birebir örtüşmez. Bu bağlamda Avrupa'nın 'lord'u ile Ortadoğu'nun 'ağa'sına; Hıristiyanınlığın 'kilise'si ve 'papaz'ı İslam'ın 'cami'sine ve 'imam'ına denk gelmez.

Ortadoğu'da etnik, dinî ve mezhebî farklılıklar birbirinden kalın coğrafi sınırlarla ayrılmış olmayıp iç içedirler. Kürt-Türk-Arap, Müslüman-Hıristiyan, Sünni-Şii çoğu kez aynı şehirde aynı mahallede birlikte yaşamaktadırlar. Aynı şekilde Ortodoks, Katolik ve Protestanlar; Süryani, Ermeni ve Rumlar da iç içe yaşamışlardır. Toplumsal yapı, tarih boyunca çatışma va ayrışma üzerine değil, uzlaşma ve birlikte yaşama üzerine bina edilmiştir. İstanbul, Kahire, Bağdat ve Şam gibi kadim İslam şehirlerinde durum budur.

Bu etnik, dinî ve mezhebî farklılıklar birbirleri ile çatışan küçük devletler yerine büyük devletlerin egemenliği altında yaşamışlardır. Bu yönü ile Ortadoğu'nun tarihi imparatorluklar tarihidir. Roma, Med, Pers, Bizans, Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri bunun örneğidir. Bazı dönemlerde, kısa süren fetret dönemlerinde, küçük devletçikler ortaya çıksa da bu durum hemen sona ermekte ve tekrar büyük bir siyasi organizasyon duruma hakim olmaktadır. Moğol istilasından sonraki dönem buna örnektir.

Ortadoğu'da baskın faktör, etnisite değil, din ve mezheptir. Türkiye, İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Mısır'da durum bu merkezdedir. Kerkük Türkmenleri ile Irak Kürtlerinin Şii olanları, Arap Şiilerle birlikte hareket etmektedir.

Ortadoğu'da aynı din ve mezhepten olanlar arasında dil ve ırk farklılığı gözetmeden evlilikler yapılmaktadır. Aileler arası entegrasyon üst düzeydedir. Sadece Türkiye' de bir milyonun üzerinde Türk-Kürt evliliği olduğu tahmin edilmektedir.

Ortadoğu'da kavimler arası etnik savaşlar yok denecek kadar azdır. Ortadoğu'da tarihin kaydettiği en önemli savaşlardan üç tanesi Türklerin kendi arasında olmuştur. Bunlar Fatih Sultan Mehmet ile Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Yıldırım Beyazıt ile Özbek Timurlenk; Yavuz Sultan Selim ile Safevi Şah İsmail'in arasında geçen savaşlardır. Bu hükümdarların hepsi Türk'tür. Dahası Şah İsmail haricinde diğerlerinin tamamı mezhep olarak da Sünni'dir. Savaşların nedeni iktidar kavgasıdır.

Ulusçuluk fikri Ortadoğu'da çok yenidir. Önce askerî devletler kurulmuş ve devlet eliyle ulus yaratılmaya çalışılmıştır. Türkiye'de Ağaoğlu Ahmed, Ziya Gökalp, Moiz Kohen; Arap dünyasında baas ideoloğu Mişel Eflak ve Cemal Abdülnasır bu işin önderleri olmuşlardır. Kürt ulusalcılığı ise geç kalmış bir ulusalcılıktır. Halen Arap dünyasında Arap milliyetçiliği, din ve mezhebin önüne geçmiş değildir. Modern anlamda bir ulusal bilinç birlikten bahsedilmez.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT