1. YAZARLAR

  2. Şahin Alpay

  3. Kürt sorununa barışçı çözüm
Şahin Alpay

Şahin Alpay

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt sorununa barışçı çözüm

A+A-

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında açılan kapatma davasının, hukuk devletini ayaklar altına aldığı, tümüyle haksız iddialara dayandığı, demokrasiye bir "yargı darbesi" niteliğini taşıdığı muhakkak.

Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun, ardından Danıştay Başkanlar Kurulu'nun hükümete muhtıra niteliğini taşıyan ve Anayasa Mahkemesi'ni etki altına almayı amaçlayan bildirileri de, "yargı darbesi"nde yeni birer aşama.

Anayasa Mahkemesi büyük bir sorumlulukla karşı karşıya: Ya halkın iradesi sonucu iktidarda olan, bütün yanlış ve kusurlarına rağmen Türkiye'nin kalkınmasına, özgürleşmesine ve bütünlüğünün korunmasına hizmetleri olan bir partiyi kapatarak Türkiye'yi çok badireli bir yola sokacak ya da Başkan Haşim Kılıç'ın umduğu üzere "demokrasi ve laikliği güçlendirecek" bir karar alacak.

İçinde bulunduğumuz ortamda yalnızca Anayasa Mahkemesi'ne değil, Türkiye'nin sorunlarını ancak demokrasi içinde çözebileceğinin bilincinde olan herkese büyük sorumluluk düşüyor. Ne yazık ki, 1999-2007 arasında giderek genişleyen demokrasimiz, bugün geriletilme, daraltılma ve belki tümüyle rafa kaldırılma tehdidiyle karşı karşıya. Demokrasiye inananların bugünkü temel meselesi, demokrasinin karşı karşıya olduğu milliyetçi-devletçi tehdidin savuşturulması.

Paris'teki Kürt Enstitüsü'nün öncülük ettiği, International Herald Tribune ve Le Monde gazetelerinde basılan "Kürt sorununa barışçı çözüm çağrısı" başlıklı, bin imzalı bildiri (21 Mayıs) böyle bir ortamda yayımlanıyor. Bildiride şöyle deniyor: "Hazırlanmakta olan yeni Anayasa, Türkiye'de vatandaşlık tanımını bir soy esasına bağlı olarak tanımlamamalı ve Kürt halkının inkârına son vererek varlığını kabul etmelidir. Kürt vatandaşlara kendi dillerinde her düzeyde resmi eğitim-öğretim imkânı sağlanmalı ve kamusal alanda kendi dillerini kullanma, medya kurma ve işletme, dernek, kurum ve parti kurma, kültürlerini geliştirme ve siyasal istemlerini özgürce ifade ve savunma haklarını güvence altına almalıdır."

Bu tümüyle meşru ve demokratik talepleri, "istisnasız" genel af çıkarılması ve PKK'nın "belirlenecek bir prosedüre göre silah bırakması" çağrıları izliyor. Ve deniyor ki: Barışçı çözüm sürecinin zemininin hazırlanmasına katkıda bulunmak için Tony Blair, Marti Ahtisaari, Felipe Gonzalez ve Bernard Kouchner gibi deneyimli devlet adamlarının arabulucu olarak görevlendirilmelerini istiyoruz.

Bildiri şunları düşündürüyor: Türkiye, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olan bütün kimliklerin ortak vatanıdır. Eğer Türkiye ortak vatan olma vasfını koruyacaksa, kendini Kürt sayan yurttaşlar dil ve kültürlerini serbestçe yaşayabilmeli, kendilerine özgü dertlerini özgürce ifade edebilmeleri şarttır. Ne var ki bunun önündeki engelleri ancak ve ancak demokrasiyi genişleterek, yerleştirerek kaldırabiliriz.

Eğer gerçekten Kürt sorununa barışçı, yani demokratik yoldan çözüm isteniyor ise: PKK derhal, kayıtsız şartsız silahları terk etmelidir. PKK liderinin serbest bırakılması beklenmemelidir. Bugün içinde bulunduğumuz ortamda, yabancı devlet adamlarının ya da devletlerin Kürt sorununun çözümü için "arabulucu" olmalarını önermek, Türkiye'nin demokrasisini koruma ve genişletme davasına kesinlikle ters düşer.

Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani bakın ne diyor: "Türkiye ile ilişkiler bizim için büyük önem taşıyor. Ankara ile temaslarımızın devam edeceğini umuyoruz... Yönetimimiz topraklarının Türkiye'ye veya başka komşulara karşı kullanılmasına izin vermemeye kararlıdır. Yönetimimiz tarafından PKK'nın bölgedeki faaliyetlerinin sınırlandırılması ve önlenmesi yönünde alınan tedbirler uygulanmaya devam edecektir... Topraklarımızın Türkiye'ye karşı kullanılmaması gerektiği yönündeki talep, adil ve haklı bir taleptir...." (22 Mayıs)

Irak Kürtlerinin akılcılık ve basiretini, Türkiye Kürtleri de paylaşabilmeli.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT