Kürt Sorunu ve Geç Kalmışlık Sendromu!

29.07.2011 17:35
Kürt Sorunu ve Geç Kalmışlık Sendromu!
"geç kalmışlık" eleştirisi sürece müdahil olma zamanı göz önünde bulundurulduğunda ne kadar haklı bir eleştiri olabilir? "İslamcılar"ın İslamcılıkla daha yeni yeni tanıştığı bir devrede "İslamcılar"ı, çok ciddi bir merhale kat etmiş olan Marksist Kürt ulu

Geç Kalmışlık Sendromu! / Abdulhakim Beyazyüz

Bismillahirrahmanirrahim

Müslümanlar arasında Kürt meselesi konuşulurken altı çizilen hususların başında "geç kalınmışlık" tespiti gelir. Hatta bu tespit bazı Müslümanlarca, ithama dönük, suçlayıcı ve mahkûm edici bir dille ifade edilir. Öyle ki "Müslümanlar şimdiye kadar neredeydiler? Müslümanlar bu konuda ne bedel ödediler?" denilerek kendilerinin de bir parçası olduğu Müslümanlar yerden yere vurulur. Dışarıdan bakıldığında bu eleştirinin Müslümanlar tarafından değil de, Müslümanlara düşman olanlar tarafından yapıldığı izlenimi doğmakta. Hatta bu hayret verici şaşkınlık bazen öyle bir noktaya çıkmakta ki, Kürt halkına yapılan zulümleri tel'in etmek için TC'ye yapılan eleştirilere dahi, "Müslümanlar hangi hakla bu konuda konuşurlar" şeklinde yorumlar yapma garabetine düşülebilmekte. Onlara göre Müslümanlar öylesine suçludurlar ki, tövbeleri bile kabul edilemez. Maalesef bu anlayış, bir kısım Müslüman kardeşlerimizde neredeyse bir saplantı düzeyine erişmiştir. Öyle ki İslam'a düşman olan kesimlere gösterdikleri merhameti bile, Müslüman kardeşlerine gösterme gücünü kendilerinde bulamamaktadırlar.

Peki, bu geç kalmışlık sendromuna yakalanan kardeşlerimizin yaptığı tespitler ne kadar haklı? Bu soruya cevap ararken, Kürt ulusalcılığının yakın dönem süreciyle, kendi "İslamcılık" sürecimizin üzerinde düşünelim ve bu iki kesimin sürece müdahil olma "zamanlarını", "yöntemlerini", "dış koşul ve imkânlarını" karşılaştıralım.  (Her ne kadar dışarıdan bir isimlendirme olsa da "İslamcılar" ifadesiyle; 1960'lı yıllarda başlayıp 1980 sonrasında ivme kazanan,  Kur'an ve sünneti ölçü almayı kimliklerinin en temel ilkesi olarak kabul eden ve bu yönüyle muhafazakâr, sağcı, devletçi, gelenekselci çizgiden ayrılan tevhidi çizgiyi kastediyoruz.)

Sürece Müdahillik

Yakın dönemdeki Kürt ulusalcı eğilimiyle "İslamcılık", öncelikle sürece müdahil olma zamanı itibariyle farklılıklar gösterir. "İslamcıların" bazıları 1965'te başlayan tercüme eserlerin, Hizbu't-Tahrir gibi Türkiye dışında ortaya çıkan cemaatlerin ve Ezher gibi ülke dışındaki İslami eğitim kurumlarında okuyan şahsiyetlerin etkisiyle, yeni yeni sahih bir İslami anlayıştan haberdar olurlarken, yüzde doksanı ise ancak 1980 sonrasında bu süreci yaşama imkânına kavuşmuşlardır.

Hâlbuki solcu Kürt ulusalcıları 1958-59'da bu sürece müdahale edecek bir olgunluğa gelmişlerdi. Nitekim 49'lar davası diye bilinen tutuklanma ve mahkemeler 1959'da, 23'ler davası ise 1963'te gerçekleşmişti. 1967-1969 arasında Kürdistan'da, "Doğu Mitingleri" adı verilen onlarca miting düzenlenmiş ve bu mitinglerin verdiği ivmeyle 1969'da DDKO kurulmuş ve Kürt solu bu vesileyle Türk solundan ayrışarak Marksist bir çizgide ulusalcı bir mücadeleye yönelmişti. 1970'ten sonra bu kesimler KUK, Rızgari, Ala Rızgari, Apocular gibi onlarca örgüt adıyla mücadeleye geçmişlerdi. Öyle ki neredeyse denetimlerinde/etkilerinde olmayan bir okul kalmamıştı. Bu etkinliklerin bir sonucu olarak 1977'de Kürt ulusalcıları bağımsız aday olarak yerel seçimlere giren Mehdi Zana'yla Diyarbakır Belediye Başkanlığını kazandılar. 1984'te ise silahlı direnişe başlayabilecek ve sürdürebilecek kadar, yetişmiş militanlara ve lojistik desteğe sahiptiler. Bunu gerçekleştiren Kürt ulusalcıların kahir ekserisi TC'nin dine düşman okullarının eğitim ve öğretiminden ve dünyadaki sosyalist muhalif hareketlerden etkilenerek şekillenmişlerdi. Hatırlanacağı gibi 68'li yıllar dünyanın sosyalist gençlik hareketleriyle sarsıldığı yıllardır. Nitekim Abdullah Öcalan da 1969'da sosyalizmin alfabesi adlı kitabı okuduğunu ve bu okuyuştan sonra "Marks kazandı, Muhammed kaybetti" diye kendi kendisine fısıldadığını ifade eder. Aslında bu durum, istisnalar hariç olmak üzere, o günkü üniversiteli Kürt gençlerinin sürecini yansıtan bir tablodur. Nitekim bu okumuş Marksist Kürt ulusalcı kesimlerin etkisiyle 1970'ten sonra Kürt coğrafyasındaki okullarda bu rüzgâr en sert şekliyle estirilir. Öyle ki neredeyse bu Marksist Kürt ulusalcıların hâkim olmadığı bir okul bulmak (İmam Hatip Liseleri gibi çok sınırlı okulların dışında) imkânsız olmuştur.  Bu arada çok az sayıdaki dindar Kürt genci de sadece namaz kıldıkları için bu okullarda faşist ilan edilmiş, dövülmüş, bıçaklanmış, lise ve üniversiteye devam etmelerine izin verilmemiştir. Özellikle 1975-1980 arasında Kürt gençlerine, neredeyse ya dininden, ya da Kürtlüğünden vazgeçme dayatılmıştır. Bu dönemdeki Marksist ulusalcıların hiçbir ölçü tanımayan bu baskıları, bir kısım dindar Kürt gencini Kürt halkının haklı taleplerine kuşkulu yaklaşmaya sevk ederken, bir kısmını ise dine biraz daha müsamahakâr ve Marksistler dışında örgütlü tek güç olan  faşist zihniyetli gruplara eklemlenmeye  itmiştir.  Hatırlanmalıdır ki Kürdistan coğrafyasında 1980'e kadar bu süreçler yaşanırken, bugünkü  "Radikal İslamcıların" yüzde doksanından fazlası, sahih bir İslami anlayışla hala karşılaşma imkânını bulamamışlardı. 

Yazının devamı...

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim