Kürt sorunu: Pozitif olmanın bir zararı yok

21.03.2011 17:00

Yasin Aktay

Bugün Kürt sorunu bağlamında başladığımız noktada ollmadığımızı söylemek bu konuda yapılacak her şeyin bitmiş olduğu ve yapılacak bir şey kalmamş olduğu anlamına gelmiyor. Elbette ki hala yapılacak çok şey vardır, ama ne yapılacaksa artık bunun siyaset zemininde mümkün olduğunu söylemek istiyoruz. Bu da Kürt sorununun inkar ve imha politikalarından kaynaklanan boyutlarını ortadan kaldırmış olduğnu söylemek demektir.

Dolayısıyla bu seviye hiç kat edilmemiş gibi davranılamaz. Hiç bir şey yapılmamıştır denilemez. Bazı Kürt siyasetçilerinin bu mesafe hiç kat edilmemiş gibi davranmaya devam etmeleri sorunun gerçek boyutlarından daha fazla hissedilmesine yol açan psikolojik etkiler yapıyor. Demokratik açılım adına yapılmış olan her şey bu yüzden yaratılan ve pompalanan beklentilerin altında kalıyor.

Oysa sağduyuyla geriye dönüp bakıldığında başlanılan yerden ne kadar yol alınmış olduğu da net bir biçimde görülüyor. Buna rağmen yapılanlar daha fazla öfke ve hınç kışkırtılarak önemsizleştirilmeye çalışılıyor. Bu bir propaganda olarak etkili oluyor ve aslında ne barışa ne de sorunların çözümüne hiç bir katkı yapmıyor.

Bir bakıyorsunuz, aynı siyasetçiler ağızlarından "barış", "halkların kardeşliği", "kanları durdurmak" gibi sözleri düşürmüyorlar, ama bunu söylerken her aşamada talep çıtasını siyaseten karşılığı olmayan noktalara atarak siyasetin aciz kalmasını sağlamaya çalışıyorlar. Aciz kalan siyasetin alternatifi Kürt siyaseti bağlamında ne yazık ki şiddettir, kandır, ölümdür, halkların kardeşliği değil husumetidir, barış değil savaştır.

Makul olmayan siyaset başka bir sorun bağlamında sadece uzun vadeli ukdeler bırakır ama Kürt sorununun bugünkü bağlamında sadece şiddete davetiye çıkarır, başka bir şeye değil. O yüzden Kürt sorununun çözümü konusunda bu aşamada devletten ziyade Kürt aydınlarına ve siyasetçilerine büyük sorumluluk düşüyor. En önemli sorumlulukları siyasetin mevcut durumda sorunların çözümü için yeterli bir zemin olduğu gerçeğine herkesten önce kendilerinin uyanmalarıdır.

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, "Bu Nevruz barış ve çözüm bayramı olacak" dedi diye sözlerini fazla iyimser bulup karamsar tablolar çizdiğinizde Kürt sorununun çözümünü daha fazla istemiş olmuyorsunuz. Aksine siyasette iyimserlik kadar yapıcı ve etkili başka bir tavır daha yoktur.

Kötümserliği veya karamsarlığı bir tavır olarak benimseyenlerin siyasette sorunların çözümü istikametinde yol almaları mümkün değildir. Belki bir taktik olarak surat asmak, kötümser söylemlere sarılmak zaman zaman sonuç alıcı olabilir. Ama o sonuçlar emin olun bir halkın onuru açısından çok basit, çok ucuz sonuçlardır. Kalıcı bir tavır olarak, olumlu gelişmeleri görmezden gelerek şom ağızlılığı bir karakter olarak benimseyen bu söylemler, belki kendilerine göre bir sonuç alırlar ama o sonuç onların nihai akibetleri için hiç de hayırlı bir sonuç olmaz. Bu en iyi ihtimalle kinizm tavrıdır ve hiç bir taraf için hiç bir fayda doğurmaz.

Bugün için Kürt sorununun üzerindeki siyasi blokaj kalkmıştır ama psikolojik blokaj hala devam etmektedir, çünkü bu blokajı yaratan dil biraz da Kürt siyasallığı tarafından işler halde tutuluyor. O yüzden Stratejik Düşünce Enstitüsü'nün "Kürt Sorunu için Çözüm Önerileri"nde sorunu "depolitize etmek", atılması gereken adımları siyasi öfke ve tarafgirlik duygularının ötesinde serinkanlı bir zeminde ele alabilmek açısından önemsenmektedir.

Raporun konuyla ilgili satırları şöyle devam ediyor:

"Bunun başarılması ise, çatışmaların doğrudan tarafı olmayan, dolayısıyla sorunun tartışılmasında ve çözüm perspektifinin geliştirilmesinde tansiyonu düşürecek ve konuyu soğutarak daha kolay ele alınmasını sağlayacak "üçüncü güç"ün devreye girmesini gerektirmektedir.

Çalıştay sırasında Prof. Dr. İhsan Dağı tarafından dile getirilen bu görüş, Kürt sorununda çözüm yönünde ağırlık oluşturacak üçüncü bir gücün önemini gündeme getirmiştir. Buradaki üçüncü güç, soruna şimdiye kadar doğrudan taraf olmamış, ama ondan etkilenen ve müdahil olmasıyla birlikte çözümün önünü açabilecek kesimler, âkil insanlar ve Cumhurbaşkanı'dır. Çözüm sürecinde onlardan beklenen ise, etkili biçimde varlığını hissettirecek biçimde müdahil olmalarıdır."

"Her kesimden âkil insanların sürece birlikte müdahil olmaları da, sorunun aktörleri arasındaki tıkanmaların açılması ve yeni yol kazalarının minimize edilmesi bakımından ikame edilemez bir işlev görebilir.

Sivil toplumda böyle bir kaygının mevcut olduğunu, son aylarda bu doğrultuda birçok somut girişimin gerçekleştirildiğini görmek heyecan vericidir. Bu bağlamda yapılması gereken, sivil ve siyasi iradelerin, bu üçüncü gücün veya güçlerin aktive edilmelerinde çaba harcamalarıdır."

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim