1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Kürt Sorunu, Müslümanlar ve İnkılâp
Kürt Sorunu, Müslümanlar ve İnkılâp

Kürt Sorunu, Müslümanlar ve İnkılâp

“Çözüm için anadili yasaklanan, köyleri boşaltılan, ormanları yakılan, zulme karşı şu veya bu şekilde karşı çıkan on binlerce insanı katledilen bir halkı önce yangından ve ölümlere neden olan yasaklardan kurtarmak gerekiyor.”

A+A-

Kürt sorununun açık seçik biçimde ele alındığı ve sorunla ilgili Türk devlet sisteminin Batıcı-ırkçı-ulusçu yapısından kaynaklanan tabuların yaygın anlamda eleştirildiği bir dönemi yaşadığımızı ifade eden Hamza Türkmen, Özgün Duruş'un bu haftaki sayısında İslami kesimin konuyla ilgili çabalarını ele alıyor. Tevhid ve adaletin taşıyıcısı olacak başka bir dünyaya ulaşmanın yolunun, ilk önce 'Gelên Misilman Bira ne!' (Müslüman Halklar Kardeştir) sloganını söylemsel olmaktan, hayatın içinde sosyal şehitlik inkılâbına yükseltebilmekle mümkün olacağına dikkat çeken Türkmen'in yazısını değerlendirmelerinize sunuyoruz:

Kürt Sorunu ve İnkılâp Sorumluluğu

Hamza Türkmen / Özgün Duruş / 23 Temmuz 2010 / Sayı: 46

Kürt sorununun açık seçik biçimde ele alındığı ve sorunla ilgili Türk devlet sisteminin Batıcı-ırkçı-ulusçu yapısından kaynaklanan tabuların yaygın anlamda eleştirildiği bir dönemi yaşıyoruz. Konunun ilk faili inkârcı, asimilasyoncu, çatışmacı sistem kadar, zulüm politikalarına karşı tepkiyi örgütleme inisiyatifini ele geçiren Batıcı, çatışmacı ve ırkçı diğer cephe de "söylem inisiyatifi"ni gittikçe kaybediyorlar. Bu sonuç, Türkiye'nin iç dinamikleri ve küresel hesaplardaki değişim trendi kadar, Batılı paradigmanın çözülme sürecine girmesi ve ulusçuluk ideolojisinin can çekişmeye başlamasıyla da alakalı. Bu hal, tarihin fıtrata ve vahye muhtaçlığı olarak da değerlendirilebilir.

Kürt sorununu çözmek için önce yangının söndürülmesi gerekiyor. 1 Temmuz'da Van'da İslami ve erdemli kuruluşların oluşturduğu "Barış ve Kardeşlik İçin Toplumsal Mutabakat Hareketi"nin (BAKAH) manifestosundaki çağrı önemliydi: "Şiddete Hayır, Diyaloga Evet." İstanbul'da İslami kuruluşların Kürt sorunuyla ilgili 17 Temmuz 2010'da Galatasaray'dan Taksim'e kadar yaptıkları yürüyüş de benzeri bir hedefi ön plana çıkartmıştı:"Barış ve Kardeşlik İçin Silahlar Sussun!"

Ve şimdi de yaz sıcaklarının 40-45 dereceye çıkacağı tahmin edilen 24-25 Temmuz tarihlerinde Diyarbakır'da Diyarbakır Özgür-Der Şubesi'nin düzenlediği "Kürt Sorunu Forumu" gündemde. Dört başlık altında yapılacak forumda Türkiye'de sistemin ve ulusçuluğun oluşum temelleri yanında İran'daki, Irak'taki, Suriye'deki sorunlar, vahiy ve fıtri ayetlerden yabancılaşma süreçleri de tartışılacak. Ve forumda "Kürt Sorununa İslami Çözüm" önerilerinin tartışılacağı oturum son bölümü oluşturuyor. Kürt Sorunu Forumu'na soruna yakînen muttali olan 30 İslami kuruluş veya cemaat temsilcisi ve yazar katılacak.

Çatışmaların durdurulmasını ve taraflar arası diyalogun teşvikini, birileri sistem içi çözüme yönelmek, birileri de PKK'nin havuzuna su taşımak olarak yorumlayabilir. Mahallemiz yanarken yangının hangi tarafın itfaiyesiyle söndürüldüğü tartışması çok önemli değildir. Ama yangını bir rant ve yağma veya seküler temelli yeniden toplumsal inşa faaliyetlerinin imkânı olarak gören iki tarafın da ırkçı ve Batıcı erkleri için, halk çocuklarının katledilmesi araçsal bir durumdur. Hatta karşılıklı kanın akması ve silahların susmaması iki taraflı statükonun devamı, Türk ve Kürt Kemalizminin başarısı için gerekli bile görülebilir. DTP'nin eski genel başkanı Ahmet Türk 2009 "Kürt açılımı"ndan sonra TV kanallarına verdiği demeçte "Siyasi çözüm önce dağdaki silahlı güçleri çözmesi lazım denilerek zaman kaybedilirse devreye HAMAS, Hizbullah girer" demişti. Bu yaklaşımlar 28 Şubat sürecinde TC derin güçlerinin verdiği psikolojik savaş esaslı mesajlardan pek farklı değildi.

Çözüm için anadili yasaklanan, köyleri boşaltılan, ormanları yakılan, zulme karşı şu veya bu şekilde karşı çıkan on binlerce insanı katledilen bir halkı önce yangından ve ölümlere neden olan yasaklardan kurtarmak gerekiyor. Hukuk önünde eşitlik, hak ve adalet arayışı, mer'i hukuka sığınmak değil, fıtrî olan veya Allah'ın ayetlerinden olan özgürlük alanlarını genişletmek için çaba sarf etmektir. Bu, insani ve İslami bir yükümlülüktür.

Osmanlı toplumunun çözülüş sürecinde İttihat ve Terakki örgütünün Türkçülük dayatmasına ve Irak'ta İngiliz sömürgeciliğine karşı Müslüman Kürtlerin yükselen itirazı, 1923'ten itibaren kuşatıldığımız Türkiye sınırları içinde Batıcı Türk ideolojisinin tektipleştirici dayatmalarına karşı en kitlesel tepkiyi gösterdi. Rahmetli Şeyh Said ve arkadaşları "Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Kur'an ahkâmına aykırı hareket" ettiği (M. İslamoğlu, sf. 608, 2009) için yeni sisteme karşı gerçekleştirdikleri başkaldırı, on binlerce Müslümanın katledilmesi ve yüz binlercesinin sürgünü ile son buldu. 1925 Şark Islahat Planı ile halkların kamusal alanda Türkçe dışında anadillerini kullanmaları yasakladı. Ve peşinden bu toplumun İslami duyarlılığı en yüksek zinde insanlarından binlercesi İstiklal Mahkemelerinde katledildi. Sindirilen Türkiye Müslümanları arasında hem İslami açıdan hem de kavmi kimliği nedeniyle zulmü iki kat yaşayan en önemli topluluk Kürtler oldu.

Müslümanların sindirildiği, pozitivist ve maddeci gelişmelerin önünün açıldığı 1940-60 yıllarının ardından Türkiye Müslümanları arasında karşıtına sığınarak var kalma kültüründen arınma ve tevhidi bilince yönelme çabaları baş gösterdi. Az bir nicelikle de olsa zulümata karşı vahyi ölçülerle tavır alma ve cevap üretme yönelişi Türkiye'de "tevhidi uyanış süreci"ni başlattı. Yaşanan sorunlara müdahaledeki geç kalmışlığımız Kitabi kimliğimizden değil, Kitab'ın elifbasını yasaklayan Türkçü ve laik rejimin zincirlerinden kaynaklandı. 1980'li yılların ortalarına doğru zincirlerimizi kırmaya çabaladığımızda, hayatla hidayet kitabımız Kur'an arasında ilişkileri yeni yeni kurmaya başlamıştık. Muhammedi Sünnet'i yeniden keşfediyorduk. Türkiye'deki en yakıcı sorunlardan biri olan Kürt sorunuyla ilgili 1992'de Mazlumder'in Kürt Forumu, 1980-90'lı yıllarda Girişim, Tevhid, Dünya ve İslam, Yeryüzü, Haksöz, Hira, Değişim gibi önemli dergilerimizdeki açılımlar ve açılımlara bağlı olarak üniversite kampüslerini aşmaya başlayan eylemliliklerimiz, 1992 yılı başında Türkiye Müslümanlar Platformu'nun Fatih Camii'nden başlattığı aktivite, Özgür-Der'in 2006 Kürt Sorunu ve Müslümanlar Forumu, tevhidi bilinçlenme çizgisinin geç kalmışlığını değil, yeni yeni kök salma merhalelerine adım attığını gösteriyordu.

Son olarak 17 Temmuz'da Osmanlı modernleşmesine mahfillik yapmış İstiklal Caddesi'nde Özgür-Der ve Mazlumder Genel Başkanları Rıdvan Kaya, Ahmet Faruk Ünsal ve arkadaşlarının gayretleriyle başlayan yürüyüşte, ön saflarda Ahmet Ağırakça, Mustafa İslamoğlu, Abdurrahman Dilipak, Burhanettin Can, Necati Ceylan, Hanifi Fırat, Cevat Özkaya, Burhan Kavuncu, Yalçın İçyer, Abdullah Yıldız, Fesih Kaya gibi önde olanlarla buluşmuştuk. "İnsanız Ümmetiz Kardeşiz!" sloganı ile ulusal çözümlemeleri aşan ruh intifadasının sağladığı birliktelikle taşınan pankarta "Barış ve Kardeşlik İçin Silahlar Sussun!" ifadeleri yazılmıştı. Hep birlikte attığımız "Bijî Biratiya Gelan!" (Yaşasın Halkların Kardeşliği) sloganı birlikte iş yapmanın heyecanını kitlelere yansıtıyordu.

İstediğimiz barışın üstü örtülmüş olan kaynağı İslam'dı. Sıhri kardeşliğin ötesinde arzuladığımız kardeşliğin dayandığı kök ise imandı. İslam ve iman, hem vahyi hem kevni ayetleri yok sayan Kemalist ideolojiye karşı 87 yıldır tüm eksiklik ve yoksunluklara rağmen yaşatmaya çalıştığımız üst kimliğimizin adresiydi.

Seküler ve işbirlikçi ulusçuluğun ve kapitalist tüketim kültürünün pisliğinden elbisemizi temizlemediğimiz halde, belki kuşatıldığımız yangını söndürmek ve yatıştırıcı tedbirler almak mümkündür. Ama adaleti ve gerçek kardeşliği inşa etmek mümkün değildir. Tevhid ve adaletin taşıyıcısı olacak başka bir dünyaya ulaşmanın yolu, ilk önce "Gelên Misilman Bira ne!" (Müslüman Halklar Kardeştir) sloganını söylemsel olmaktan, hayatın içinde sosyal şehitlik inkılâbına yükseltebilmektir. Her yörede, her bölgede Kur'an talebelerinin edindikleri bu bilgi, Rabbimizin izniyle mutlaka bilinç-amel bütünlüğünü getirecektir. İman ve mücadele zaferin başlangıcıdır. Yeter ki istikametten ayrılmayalım…

HABERE YORUM KAT