1. YAZARLAR

  2. Fehmi Koru

  3. 'Kürt Sorunu' artık güven sorunu
Fehmi Koru

Fehmi Koru

Yazarın Tüm Yazıları >

'Kürt Sorunu' artık güven sorunu

A+A-

Bizde âdet böyledir: Aylar hatta yıllar boyu baş ağrıtan bir sorun çözüm yoluna girdi mi, hemen sonuca ulaşması beklenir; hele çözüm süreci biraz uzamayagörsün, sağdan-soldan gelen itirazlar yüzünden, süreci başlatan bin kere pişman bile olabilir.

Bu yazı da aculluk bekleyen öyle bir yazı işte.

Alın 'Kürt sorunu' diye de bilinen müzmin konuyu ve bu yönüyle irdeleyin: Konu en azından 1925 Şeyh Said İsyanı ve ardından çıkan 'Takrir-i Sükûn Kanunu' döneminden beri Türkiye Cumhuriyeti'nin gündeminde. Hadi tarihi bir tarafa bırakıp sorunu günümüze biraz daha yaklaştıralım: 'PKK' dediğimiz örgüt 1980'li yıllardan beri eylem yapıyor; o eylemler yüzünden 40 bine yakın insanımızın hayatını kaybettiğini, 100 milyar dolar üzerinde maddi kaybımız olduğunu biliyoruz.

Birkaç aylık, birkaç yıllık bir konu değil 'Kürt sorunu', tarihte kökleri olduğu gibi en az son 25 yılın bütününde parmak izleri bulunabiliyor. Zaten bu yüzden değil mi ki, bu sorunun mümkün olduğu kadar çabuk çözüme kavuşturulmasını istiyoruz.

Çabuk, ama ne kadar çabuk?

Daha önce de yazmıştım; Türkiye'nin eline sorunun çözümüne de yarayacak önemli bir fırsat geçti: Bölgesel bir güç haline gelebilir ve bu sayede refahını artırabilir... Konjonktürü değerlendirmek için asgari şart olan 'devletin zirvesinde uyum' bulunduğunu da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül nicedir dillendiriyor.

Bir önemli nokta da şu: Dünyayı bölerek ve baskıyla yönetme üstadları Washington'da ipleri elinde tutmuyor artık; ülkesinin imajını değiştirmek için kollarını sıvamış olan ABD Başkanı Barack Obama, Kahire'den, “Şiddet kullanarak ve terörle sonuç alma dönemi kapandı, artık sorunları görüşerek demokrasi içerisinde çözmeye çalışmalıyız” mesajını verdi. Mesajı dağdaki PKK'lıların da aldığını ve doğru algıladığını tahmin ediyorum.

Önceki dönemlerden farklı olarak, şu sıralarda, helva yapmaya yarıyacak her türlü malzeme var; eldeki malzemelerden savaşı sona erdirip Türkiye'yi 'çağdaş bir demokrasi'ye kavuşturacak, kaynaklarını terörle çarçur etmek yerine adaletli bir biçimde halka paylaştıracak yeni bir 'barışçı dönem' kolaylıkla çıkartılabilir.

Hiç kuşkunuz olmasın, öyle bir döneme doğru hızla yol alıyoruz. Bir noktada akıl da devreye girecek ve terörü sanki hiç yaşamamış gibi gündemden söküp atan bir yeni dönem başlayacaktır. Bu yeni dönemin paradigmaları da ortada zaten; hemen herkes nelerin yapılması gerektiği kadar nelerden kaçınılması gerektiğini de pek iyi biliyor. Süreçte kimler aktif rol oynayabilir, hangi unsurlar kullanılabilir, karşılıklı hoşgörü sınırı nereden çekilebilir... Bunlar da biliniyor.

Acelecilerin “Neden hemen olmuyor?” itirazları da bu yüzden.

İstendiği kadar acele sonuca ulaşılamamasının sebebi, tarafların çözümü kolaylaştıran şartların kendilerine dönük maliyet hesabını henüz bitirememeleri olabilir. Terörle sonuç alabileceklerine kendilerini şartlandırmış olanlar önlerine çıkan duvarın kalıcılığını test etmek isteyebilir; ya da terörle silâhlı mücadele yoluyla sonuç alınacağına inananların da 'silâhsız çözüm' seçeneğini içlerine sindirmesi gerekebilir.

“O halde bu savaş neden sürüyor?” sorusuna Orhan Miroğlu'nun dün Taraf'ta verdiği “Çünkü savaşın tarafları henüz birbirlerini yeteri kadar samimi bulmuyorlar ve birbirlerine yeteri kadar güvenmiyorlar da ondan” cevabı bu gerçeği bir başka açıdan anlatıyor.

Umarım güven inşası uzun sürmez ve 'iyi şeyler' daha fazla gecikmez.

YENİ ŞAFAK

 

YAZIYA YORUM KAT